- Şüphesiz Allah (c.c.) şöyle buyuruyor: "Buna sizden âdil bir hükmeder."
Bu sefer sözcüleri şöyle dedi:
- Siz karı-koca arasındaki, ziraat ve av hakkındaki hükümleri, Müslümanlar'ın kanları hakkındaki hükümlerle bir mi tutuyorsunuz? Senin yanında en âdil biri olan åmir bin ås daha dün bizimle savaşıyordu. Eğer o âdilse biz âdil değiliz. Allah (c.c.), Muâviye ve ashâbına hükmünü tespit etmiştir. Ya dönecekler, ya da öldürecekler. Siz ise onlarla anlaşma yaparak Allah'ın hükmüne karşı geldiniz. "Berae" sõresinin gelmesi ile ehl-i harple cizye vermek müstesna olarak anlaşma yapmak yasaklanmıştır.
Abdullah bin Abbas onları ikna etmekten âciz kalarak geri döndü. Bu sefer Hz. Ali onlarla konuşmaya gitti ve dedi ki:
- Hakemlere Kur'an'ın tuttuğunu tutmaları ve onun öldürülmesini emrettiğini öldürmeleri için şart koştum. Kur'an'ın hükmü ile hükmederlerse muhalefet edemeyiz. Eğer Kur'an'a ters bir karar verirlerse biz de onların hükümlerine uymayız.
Fakat yine karşı çıktılar. Hz. Ali'nin, hakemlikle de olsa onlarla anlaşma yoluna gitmesini kabullenemiyorlardı. İçlerinden biri çıkarak Hz. Ali'ye şöyle dedi:
- Söyle bize... İnsanların akan kanlar hakkında hüküm vermesini adalet mi sayıyorsun?
Buna karşılık Hz. Ali, onlara şöyle karşılık verdi:
- Biz insanları değil Kur'an'ı hakem yaptık. Kur'an harflerle kâğıt üzerine yazılmıştır. Konuşamaz. Onun hükümlerini insanlar konuşur.
Fakat ne dediyse de onları ikna edemiyordu. Havâric denilen topluluk hakem mes'elesini kabul ettiği için ondan küfrünü ikrar etmesini istiyordu. Muâviye ile yaptığı anlaşmadan dönerse kendilerinin de geri dönüp onunla birlikte savaşacaklarını bildirdiler.
Hz. Ali, verdiği sözden dönemeyeceğini bildirerek onların fikrini kabul etmedi ve geri döndü.
Ebâ Eyyõb el-Ensâr”, fitnenin çıkışından Havâric'in ayrılmasına kadar olan bu sürede Hz. Osman'ın öldürülmesi ile başlayan suskunluğunu sürdürerek evinde oturuyordu. Olayları değerlendirerek, ümmetin bozulmaya başladığını ve dünya nimetlerinin onları da mağrurlaştırdığını anlamıştı. Fitneye âlet olmak korkusu ile olaylara karışmaktan çekiniyor ve Allah'ın kanununa uygun bir çözüm bulunmasını arzuluyordu.