kapat
04.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Toplumsal sorumluluk bilincinin gelişmesi dindarlığın gereğidir

İslam dini fert ve cemiyet hayatına bütüncül bir mantıkla yaklaşır. İnsanın dünyada huzur, güven ve mutluluk içinde yaşayabilmesi, hayatın her alanıyla ilgili İslam'ın koyduğu ilkeleri yaşama geçirmekle mümkün olabilir. Müslümanın şekli ibadetlere yoğunlaşması nasıl ki dindarlığın bir gereği ise, aile hayatından ticari hayata, insan ilişkilerinden sosyal ödev ve sorumluluklara varıncaya kadar hayatın her alanında dinin getirdiği ölçülere titizlikle riayet etmesi de dindarlığın bir tezahürüdür.

Son zamanlarda ülkemizin ciddi sosyal ve ekonomik sıkıntılar ile karşı karşıya olduğu bilinen bir gerçektir. Bu problemlerin aşılmasında dinin evrensel ilkelerinden yararlanmak kadar tabii bir düşünce olamaz. Çünkü İslam, insanların dünyadaki sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak için gelmiş bir dindir. İslam öncelikli olarak ölüler için değil yaşayanlar içindir.

İslam, insanlara karşılaştıkları sorunların çözümü için tembel tembel oturmayı veya bir kurtarıcı beklemeyi değil, gerekli tedbirleri almayı öğütlemekte, tedbire başvurmadan olumlu sonuçlar elde edilemeyeceğini belirtmektedir (Nisa, 102).

Tedbir ve tevekkül
İslam kavramlarının en önemlileri arasında yer alan tevekkül, tedbir almadan işleri Allah'a havale etmek değil maksada erişmek için gerekli bütün önlemleri aldıktan, maddi ve manevi sebeplerin hepsine yapıştıktan ve beşeri sınırlar içerisinde yapılacak başka hiçbir şey kalmadıktan sonra Allah'a itimat etmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak anlamına gelmektedir. Bu itibarla bugün karşı karşıya olduğumuz toplumsal ve ekonomik sıkıntıların atlatılabilmesi için, herkesin üzerine düşen görevi ve katkıyı yapması, bu çerçevede devletin sorumlu kurum ve kuruluşlarının ön gördüğü tedbirlere riayet etmesi gerekiyor.

İslam ahlakıyla mücehhez bir müslüman, "ben kendimi kurtardım" anlayışı içinde olamaz. Bu İslam dininin yüce ilkelerine aykırı bir düşüncedir. Ülke insanının büyük çoğunluğunun yoksulluk batağına saplandığı veya başka sosyal problemlerin girdabına düştüğü bir ülkede, bir kısım insanların bireysel tatmine ulaşmakla gerçek anlamda mutlu olmaları mümkün değildir. Toplumun bireyleri bir vücudun organları gibidir. Herhangi bir organ hastalandığında bundan vücudun tamamı etkileniyorsa, toplumun muayyen bir kesimin derdi toplumun tamamını etkilemektedir.

Sevgili Peygamberimiz; "kendiniz için istediğinizi, din kardeşleriniz için de istemedikçe, gerçek manada iman etmiş olamazsınız" (Buhari, İman, 7) buyurmaktadır. Bu sözler merhamet ve sorumluluk duygularımızı kamçılamalıdır. Varlıklı insanlar toplumdaki sosyo-ekonomik problemlerin çözümüne katkıda bulunacak kamu yararı niteliğindeki faaliyetlere ibadet şuur ve aşkıyla katılmalı, özellikle fakir fukaranın durumun düzelmesine yönelik harcamalarda bulunmayı dinin bir gereği olduğu bilincine sahip olmalıdır.

Erdemli bir toplum olmak için
Bir takım yanlış tercihler ve hatalar vardır ki, bunların yol açacağı zararlar ve getireceği sıkıntılar sadece hatayı yapanları değil, toplumun tamamını etkiler. Deyim yerinde ise "yaşlar yanında kurular da yanar". Hz. Peygamberin benzetmesiyle, şu ihtiyacını karşılamak için bir geminin dibini delmek, sadece bu fiili işleyeni değil, gemide bulunan herkesi tehlike ile karşı karşıya getirir. Gemideki tayfanın hepsi sulara gömülerek hayatını kaybeder. Bu kötü sonuca engel olmak için yapılması gereken şey, gemiyi delen kişinin eylemine engel olmaktır. İslâm, toplumsal zarara neden olacak olumsuzlukları önlemek için emri bi'l-ma'ruf ve nehyi ani'l-münker ilkesi getirmiştir. İyiliği emredip kötülükten sakındırmayı ifade eden bu ilke, toplumda iyiliğin ve güzelliklerin egemen kılınması ve yaygınlaştırılması, kötülüklerin önüne geçilmesi ve böylece erdemli bir toplum oluşturulmasını ifade etmektedir.

Bana dokunmayan yılan bir yaşasın düşüncesi, son derece çarpık ve İslâm'dan uzak bir anlayıştır. Ülkenin geçirmekte olduğu bu zor günleri hep birlikte el ele vererek atlatmak için birbirimiz kontrol etmeliyiz. Milletçe çok çalışarak gereksiz harcamalardan, lüks ve israftan, kaçınmalıyız.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır