Dünya'yı batıracaksak sevgiyle batıralım..
Kendimi topluma karşı daha sorumlu hissediyorum.. O yüzden dış politika konusunda da fikirler verip, büyüklerimizi kafama göre yönlendireceğim.. Ne demiş Orhan abimiz? Sevgi için, barış için, kardeşlik için batsın bu dünya!
Bugüne kadar Türkiye'nin dış işlerine hiç karışmadım ancak artık benim de sinirlerim yavaş yavaş bozulmaya başladı..
Dünya'da kıyamet kopuyor.. Taliban ile Amerika birbirine girmiş.. Ortadoğu'da çarşı karışmış.. Irak'ın fötr şapkalı lideri Saddam'ın dili içeri kaçmış.. Bu işlerin hepsi de bizi ilgilendiriyor..
Batı dünyasından bir Allah kulu da çıkıp "Acaba Türkiye bu işlere ne diyecek?" diye sormuyor..
Ulan keratalar! Biz Ortadoğu ve Balkanlar'da katırcıbaşı mıyız?
***
Bunlara, hak ettikleri cevap mutlaka verilecek..
Milli takımımız, Japonya'daki dünya şampiyonasında bu hallerin hesabını İngiliz'e, Amerikalı'ya soracak ama neye yarar? Benim yüreğimi şimdi soğutacak bir icraat lazım..
Temsil Dışişleri Bakanımız İsmail Cem, Amerika elçisini acele bakanlığına çağırıp odasına almalı.. "Çoluk çocuk nasıl? Havalar da pek yağmurlu.." gibisinden peşrev yaptıktan sonra, cebinden filtreli Tokat paketini çıkarıp elçiye tutmalı..
Diplomasi şiddettir
Aslında Amerika milleti cıgaraya düşmandır, cebinde paket gezdirene eroin kaçakçısı muamelesi yapar ama diplomasi söz konusu olduğunda renk verip ek yerini belli etmez..
Kızılderililerle barış çubuğu içmeye talimli olduklarından İsmail Cem Bey'in uzattığı pakete elbette eli uzanacak.. Cıgarayı yakmak için ateş bekleyecek.. İşte tam bu sırada icraat yapılmalı..
Ateş uzatır gibi yapan Dışişleri Bakanımız, adamın suratına kafayı yerleştirmeli ki büyükelçi boş bulunsun.. Bir "Aiki Soto" veya "Kung Fu" hamlesi ile karşılık veremesin..
Böyle bir jest bile dış politikada ne kadar kararlı olduğumuzu, Türkiye olarak "yok sayılmaya" tahammül edemediğimizi gösterir..
Ondan sonra cebinden çıkardığın mendili elçiye uzatıp, Türk insanının dost yüzünü de gösterirsin:
- "Söyle bakalım ekselans.. Çarşıda neler oluyor? Bizim neden haberimiz olmuyor?" diye sorarsın..
Kovboy filmlerinden biliyorum.. Amerika sertlikten anlar.. Ayrıca sever de.. Amerika'nın kurucularından büyük fikir ve sevgi insanı John Wayne kendisine yumruk atana asla kızmazdı..
Yeterki yumruk çenesini acıtsın.. (Eğer atılan yumruk zayıf çıkarsa o zaman kızardı..)
Yumruğu yedikten sonra hasmını karşısına oturtup, garsona iki viski söyler; konuşarak barışçı bir yol arardı..
Ulan keratalar! Biz Ortadoğu ve Balkanlar'da katırcıbaşı mıyız?
***
Şimdi Türkiye'nin dış politika meselelerinde niye ciddiye alınmadığını belki anlamışsınızdır.. Yeterince sert değiliz..
Adamlar başbakanımıza bakıyor.. Televizyondan hallerini seyredip kesik ve kısa adımlarla yürümesinden mana çıkarıyor..
Başbakanımız, dürüstümüz Ecevit'in sevgi dolu bir insan olduğunu bilmeyen yabancılar onun yürümesini başka türlü yorumlayabilirler..
İşin gerçeği şu ki bu yürüyüş tarzı aşırı duyarlılıktan kaynaklanan "Karıncayı incitmeme" stilidir.. Gerçi televizyondan görenlere "Pili zayıflamış oyuncak robot.." görüntüsü verdiği doğrudur ancak işin aslı budur..
Eh! Başbakanımız bir de şiir yazmaktan sabıkalı.. Hislenir hislenir, önüne kağıt kalem çeker.. Oturup kuşa, kelebeğe, börtü böceğe şiir yazar..
Şiir yazacak konu bulamazsa başkalarının yazdığı sevgi şiirlerini Sanskritçe'ye çevirir..
Her şey sırasıyla..
Orta dereceli okullarda henüz Sanskritçe eğitime geçilmediğinden (Köykent projeleri tamamlansın, o da olacak inşallah!) bu şiirlerde yakalanan derinliği hissedebilen, o satırlardaki duygusallığın tadını çıkaran birine henüz rastlanmamıştır..
Bu demek değildir ki o birikim kaynayıp gidecek..
Benim fikrimce bu işin sentezi bulunabilir.. Türkçe-Sanskritçe sentezi ile yazılan şiirlerin tadı vatandaşın dimağına ulaştırılabilir.. Şahsen ben bir deneme yaptım, oldu gibi..
Tırılım tıştan..
Kurtulduk kıştan..
Mendingo tahar..
Gelecek bahar..
Dikkat edilirse ilk ve üçüncü mısralara Sanskritçe süsü verilmiş olup, ikinci ve dördüncü mısralarda Türkçe sözcükler kullanılmıştır.. Böylece şiirin manasına zarar gelmemiştir..
Ulan keratalar! Biz Ortadoğu ve Balkanlar'da katırcıbaşı mıyız?
***
Şiir mevzuu açılınca ana fikirden uzaklaştık.. Konumuza dönelim.. Ne diyorduk? Başbakanımızın sevgi dolu halleri, Türkiye olarak bizim dış politikada yanlış anlaşılmamıza sebep oluyor..
Duyarlı hallerimiz yabancılarda "Bunların kafasına vur, lokmalarını al.." izlenimi yaratıyor.. Ondan sonra da oturuyorlar, anlamadan dinlemeden ve bize sormadan "Irak'a girelim, Saddam'ı değiştirelim.." toplantıları yapıyorlar..
Neyi değiştiriyorsunuz arkadaş? Ortadoğu dağ başı mı? Sayın Saddam size batıyor mu?
Adamın bütün suçu Amerika'ya kafa tutmak oldu!
Bizdeki rakının anavatanı Irak'tır.. Onlar icat ettiler bu mereti.. Yaptıkları rakıya "arak" derler.. Dolayısı ile Saddam da her erkek gibi arakı sever.. Nitekim çekti arakı, çekti arakı..
Kafa dindon oldu.. Başına fötr şapkasını giyip, sarayının balkonuna çıktı.. Elindeki çifte ile iki üç el havaya ateş etti.. Onu görüp coşan Iraklı kadınlar da hükümet meydanında toplanıp;
- "Li li li li li.." diye zılgıt çektiler.. Bu haller Amerika'nın kanına dokundu..
Bütün mesele bu.. Şimdi bunu bahane edip, Ortadoğu'daki dengeleri değiştirmek istiyorlar.. Bunu yaparken de Saddam'ın kankası sayılan Başbakanımız'a "Sizin fikriniz nedir?" diye sormuyorlar..
Hep yüzümüzün yumuşaklığından..
Bizde de kabahat var.. Kendimizi, özellikle de dış politikamızı iyi anlatamıyoruz.. Yine başladığım yere döneceğim.. Burada iş dışişleri Bakanımız İsmail Cem'e düşüyor..
Toplamalı batılı elçileri.. Gerekirse tezlerimizi tekme tokat anlatmalı.. Bu hem vatan borcudur hem de Sayın Cem'in Iraklı dünürlerine karşı aile borcu..
|