Kurumların azlığından yakınılan bir ülkede, 142 yıldır gerçek bir "okul" olabilen Mülkiye de kurumların anlamını ve önemini kavramamış kişiler tarafından küçümsenmeye çalışılmıştır. Mekteb-i Mülkiye, bugünkü Siyasal Bilgiler Fakültesi, çok güçlü bir geleneğin temsilcisi ve temel direklerinden biridir.
Mülkiye marşı, 142 yıl önce temelleri atılmış bir geleneğin Cumhuriyet dönemindeki anlamını yansıtır:
Başka bir aşk istemez, aşkınla çarpar kalbimiz
Ey Vatan göz yaşların dinsin, yetiştik çünkü biz.
Gül ki sen, neş'enle gülsün ay, güneş, toprak, deniz
Ey Vatan göz yaşların dinsin yetiştik çünkü biz.
Bir güneştin bir zamanlar, ay kadar kaldındı dün
Dün bir ay'dın, sislenen boşlukta yıldızsın bugün,
Benzin uçmuş bak, ne rüyadır bu akşam gördüğün,
Ey Vatan göz yaşların dinsin yetiştik çünkü biz.
Beklesin Türkoğlu'nun azminde kuvvet bulmayan,
Sel durur, yangın söner elbette bir gün ey Vatan.
Süslenir oynar yarın, dün ağlayıp matem tutan,
Ey Vatan göz yaşların dinsin yetiştik çünkü biz.
Cumhuriyet'in ilk döneminin coşkusunun marşıdır Mülkiye marşı. Vatan sevgisi bütün sevgilerin üzerindedir ve her şey Vatan'ın hak ettiği gibi, bir güneş gibi parlaması içindir.
Tesadüfen Mülkiye öğrencisi olunmaz. Bu; bilerek, isteyerek yapılan bir seçimdir. 142 yıldan beri, aynı temel anlayıştaki kadrolar Mülkiye'den yetişmiştir.
Kendisinde diplomat özellikleri bulan genç insanlar, Mülkiye sıralarında bu kadar ağır maliye ve ekonomi okutulmasını önce yadırgarlar. Ekonomi ve maliyeye yönelmek isteyenler de Türk ve dünya siyasi tarihinin bu kadar ayrıntılı okutulmasına tepki gösterirler, İkinci Dünya Savaşı hakkında bu kadar ayrıntılı bilginin bir maliyecinin ne işine yarayacağını düşünürler.
İlk sınıflarda, dünyayı ve insanı yorumlamaya çalışan ilk filozofların çabaları da genç insanların bilgi dağarcığına kaydedilir. Anayasaların toplumdaki önemi; nasıl, nereden doğdukları ve anlamları da kendi toplumunu ve diğer toplumları anlamak yolunda en önemli bilgi kılavuzları olarak öğretilir. Karl Popper de anlatılır, Karl Marx da... Bireyin temel hak ve özgürlükleri unutulması çok güç biçimde dağarcıklara yerleşir.
Kamu yönetiminin gerektirdiği bütün temel eğitim Mülkiye'nin ruhunu oluşturur. Buradan da ortaya, 142 yıllık bir geleneğin imbiğinden geçmiş bir "bilinç" çıkar.
Mülkiye "kavramı" bütün bu unsurlardan oluşur ve bir "kadro" olarak ülkenin hayatındaki yerini alır. Bu "kadro"nun içindeki insanların farklı siyasi açılar benimsemesinin önemi yoktur, çünkü Mülkiye geleneği, siyaset ile yönetimin iç içe olmalarına rağmen ayrı şeyler oldukları üzerine kurulmuştur.
Mülkiye benzeri "okul"lar azgelişmiş sınıfına giren hiçbir ülkede yoktur, ama gelişmiş ve güçlü ülkelerin hepsinde vardır. Mülkiye'nin özgürlükçü ruhundan rahatsız olanlar, zaman zaman ona savaşlar açmışlardır. Mülkiye zaman zaman etkisiz hale getirilmeye çalışılmış, her mahalleye bir "mülkiye" açılarak özelliğini kaybetmesi için çalışılmış, kamu kadrolarında "temizlikler" yapılmış, devlette "mülkiyeliler dışarı mühendisler içeri" kampanyaları yapılmıştır.
Mülkiye hâlâ Mülkiye'dir. Bu geleneğin anlamını kavramak için çok uzağa gitmeye de gerek yok. Ülkemizin son 20 yılına bakınca Mülkiye'nin önemi çok açık olarak ortaya çıkıyor.