kapat
04.12.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 ŞAMDAN
 GOOOOL
 DİYET
 TATLILAR
 SAMANYOLU
 CİNSELLİK
 TELE ŞAMDAN
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 
Patricia'nın yüreği

DGM yasasını savunan faşist de, "kamuoyu öyle istiyor" diyor; Recep Tayyip'te ikbal arayan da, "kamuoyu onu istiyor" diyor; tv'de iğrenç program yapan da, "kamuoyu öyle istiyor" diyor; parti kurmaya hazırlanan muhteris bürokrat da "kamuoyu öyle istiyor" diyor, kamuoyu ise bir kenara büzüşmüş "ben neymişim be birader" şeklinde düşünüyor.

Acaba her kamuoyu eğilimi doğru mudur? Hayır!

Her kamuoyu eğilimi doğru değildir, tam tersi dünya tarihi beş para etmez kamuoyu eğilimleri ile doludur...

33'te Hitler'i iktidara taşıyıp da, 20 milyon Avrupalı'nın temize havale edilmesine sebep olan, beyni yıkanmış Alman kamuoyunu bilirsiniz.

Daha önce 17'de, Lenin'in dolduruşuna gelip de Romanof'ları deviren Sovyet köylüsünün, yediği nanenin bedelini 80 küsur yıl sürünerek ödediğini de duymuşsunuzdur.

Demek ki, her kamuoyu muteber değildir, ayrıca da, "hukuk" kamuoyu eğilimlerinden asla etkilenemez, bilhassa etkilenmemelidir.

Kafası kalınlar için basitleştireyim, bir hakim karar verirken başefendiye danışmaz, ne düşüneceğini de hesaba katmaz; hele hele, ekserisi kamuoyu yalakalığı yapmakla maruf gazeteci tayfasına hiç bakmaz: Bunları hukukçular zaten bilir de, ben bizim cenaha sesleniyorum, zırıltıyı kessinler, öttükçe rezil oluyorlar, diye...

***
İşte size güncel, sıfır kilometre bir kamuoyu eğilimi!

Açık Radyo'da, Ömer Madra, Pazartesi sabahı, Amerika'nın ünlü anayasa hukuku profesörlerinden Patricia Williams'ın yazdığı son makaleyi okuyordu.

Bu, uzun, içerikli ve müthiş bir demokratik hukuk ruhuyla kaleme alınmış makalenin ancak özünü verebiliyorum:

"11 Eylül terörü üzerine, Başkan Bush'un yürürlüğe koyduğu son kanun hükmünde kararname, Amerikan anayasasının teminat altına aldığı demokratik yargılanma güvenliğini, bütün herkes için ayaklar altına almaktadır. Şimdi artık Amerika'da askeri mahkemeler kurulacak, kapalı duruşmalar yapılacak, gizlice elde edilmiş deliller geçerli olacak, gizli tanıklar dinlenecek, sanığa avukat verme zorunluluğu bile bulunmayacak..."

Patricia Bacı'nın, bizim palabıyıklı fakat yürek selanik hukukçuların yanında ne kadar mangal yürekli kaldığı ve de meccanen DGM mübaşirliği yapmaya hazır bir kısım yazar müsveddesinin, bu yürekli kadının bürosunda çaycılık bile yapamayacağı, şimdilik konumuz dışında kılıyor.

Patricia Williams, "Kamuoyu bu yasaya parmak kaldırıyor ama bilin ki o parmakların da tek tek izi alınıyor!" derken de, anayasaya aykırı bir "Kanun Diktatörlüğü" kurulmaya çalışıldığından dem vuruyor.

Asgari hukuk formasyonunda nasipsiz bir kısım medya embesili "keh.. keh... kanun diktatörlüğü olur mu len" diye sırıtabilir,. onlara herşey serbest...

Fakat tarihte böyle yasa diktatörlükleri hep olmuştur; tıpkı şu sıralar tartışılan Varlık Vergisi yasası gibi veya Zekeriya Temizel'in çıkartıp da milletin anasından emdiğini burnundan getirmeyi arzuladığı Mali Milat yasası gibi de olur; bir bütün olarak ise "sovyetik sistemlerde" kanun diktatörlüğünün feriştahı olur.

Her yıl Hac'ca gider gibi Moskova'ya şöyle bir uçup, Kremlin Sarayı'nı huşu içinde seyrettikten sonra önce Lenin'in, ardından da Nazım'ın mezarını "tavaf etmeden" rahat edemeyen bizim eski tüfeklerin DGM yasasını savunması bu yüzden maddenin tabiatına cuk oturmaktadır.

***
Geçen gün bunlardan bazıları neyi tartışıyordu biliyor musunuz; "Nazım Hikmet yaşasaymış, 11 Eylül terörü karşısında ne tavır alırmışmış", bu yüzden gırtlak gırtlağa girdiler, Nazım'ı mezarından çıkartıp arkalarından sopa ile koşturtacaklar sonunda...

Biz sadede gelelim:

Bir anayasa hukuku profesörü tarafından rezil rüsva edilen "Bush yasa"sı, şu anda Amerikan kamuoyunun "yüzde 65"i tarafından desteklenmektedir, altını çizerim.

Oysa biz Türkiye'de kendi ellerimizle bir "Kamuoyu Adaleti" diye yeni cins bir adalet icat etmeye çalışıyoruz, pastırma, yoğurt ve minibüs icadımızdan sonra!..

Ama öyleyse cevap isterim:

Neden, el konulan bankaların sahiplerinin bazıları içerde de, bazıları dışarda?

Neden a bankasına bir yıl önce, b bankasına bir yıl sonra el konulmuş?

Kamuoyu mu söylüyor ne yapılacağını?..

***
DGM'lerin bazıları, davalarını ağır cezalara gönderirken, bazılarının, ay ne kadar da güzel bir dava, vallahi ben bu davayı bırakmam kardeş, diye dört elle sarılmaları; Yargıtay'ın 5'inci ile 8'inci ceza dairelerinin yorum kararlarında saçsaça başbaşa gelmelerinin sorumlusu da Çukurbostan'da oturan bakkal, çakkal, manav ve kasap efendiler mi?..

"Hukukun birliği" prensibi nerede ve hukuk ne zamandan beri kamuoyundan direktif alıyor?..

"Körebe" mi oynuyoruz, "elim sende" mi?..

Mangal yürekli Patricia'ya bakın da utanın!..

Sahi çok pardon, o kadın da Amerikan emperyalistinin anayasa hukukçusuydu be, unutmuşum!..

Özür dilerim, solcu arkadaşlardan...



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır