Türkiye, tedaviye direnen hastalara benziyor. Bu yüzden iyileşme süreci zor yürüyor, zaman ve kaynak kaybediliyor.
IMF destek ve denetimine muhtaç olmadan yaşayacağımız günlere ne zaman kavuşacağız? Bu sorunun cevabı yok..
Süleyman Demirel hatırlatıyor:
"Geçen sene bu zaman benzin 500 bin lira, dolar 670 bin lira ve enflasyon yüzde 20'lerde. Ya şimdi? Dolar 1,5 milyon, benzin 1 milyon 200 bin ve enflasyon yüzde 70'lere dayanmış.."
Sonra da haklı olarak soruyor:
"Böyle bir manzarada işler iyi ve program fevkalâde uygulanıyor denilebilir mi?"
Türkiye artık IMF kompleksinden kurtulmalıdır. Bu kuruluş zorla gelmedi. Tedaviye muhtaç olduğumuza karar vererek biz gittik ve kapılarını çaldık.
İyileşmek için lâzım olan reçeteyi uygulayacağımızı biz taahhüt ettik.
Ama halâ boyunduruk edebiyatı ile kışkırtılan direnişlerle sık sık başladığımız yere dönüyor, katlandığımız fedakârlıkların kazanımlarını heba ediyoruz.
İçmeyi reddettiğimiz ilâçların ilerde tehlikeli ameliyat riskleri yaratacağı gerçeğini göremiyoruz.
Sopa korkusuyla..
Bir aydan beri tartışılan "tasarruf genelgesi" niçin dün çıkabildi?
IMF heyeti dün geldi de ondan!.
Sopayı görmeden adım atmama kanunu hükmünü yürütmeğe devam ediyor!
Bu genelgeye göre kamuda emeklilik hakkını elde etmiş 50 yaşın üstündeki işçilerin, tüm yasal hakları ödenerek iş akitleri feshedilecek.
Ayrıca yıllık ikramiyelerden biri, bir yıl sonra ödenecek..
Sendikalar ayağa kalktı. Türk İş Başkanı Meral genel grev tehdidinde bulundu.
Genel grev, işçinin "üretimden gelen gücünü kullanması" mıdır? Bunun için öncelikle üretim ve kâr yaratılması gerekmez mi?
Başkaldırmanın meşruiyeti, haksızlık şartına bağlı değil midir? Sürekli zarar eden "insan deposu KİT'ler" asıl vergi veren, buna rağmen krizde küçülen özel sektöre ve özel sektör kuruluşlarından çıkarılan yüzbinlerce insana haksızlık değil mi?
Beterini önlemek..
Sendikacılar, devleti küçültmek adına göze alınan bu tedbiri öpüp başlarına koymalı.
Çünkü çıkarılacak işçiler, emeklilik hakkını kazanmış, 50 yaşın üstündeki insanlardır.
Ve tüm haklarını alacaklardır.
Dua edelim de mecburiyetimiz bununla kalsın.. Devlet, özel sektörün göze aldığı tedbirlere mahkum olmasın.
Ama dua ile sağlanacak bir hedef değil bu.
Sendikaların işçi hakkını savunurken, ulusal yararları göz ardı etmemelerine daha çok bağımlı.. Hükümetin IMF zoru ile kabullendiği tedbirleri cesaretle uygulamasına da bağlı.
Sendikalar "işçi çıkarmayın" diye bağıracak yerde, emekliliğe hak kazanmamış işçilere dayanacak bir tensikat tehlikesinin önünü alacak çabalara yönelmelidirler.
Bu da devletteki israf ve yolsuzluklara karşı daha uyanık bir sivil toplum duyarlılığı kazanmakla olur.
Devlet küçülecek, başka yolu yok!