İstikrar ve kalkınma
Türkiye'nin ancak tek partili iktidarlar döneminde yakaladığı istikrar ile kalkınabildiğine işaret edip, seçim barajının düşürülmesinin koalisyonları ve sonuçta da istikrarsızlığı gündeme getireceğine dikkati çeken yazım üzerine İlhan Kesici aradı...
Bu görüşüme ve Menderes'in DP'si, Demirel'in AP'si ve Özal'ın ANAP'ının tek başına iktidarda olduğu dönemlerde Türkiye'nin büyüme rekoru kırdığı gerçeğine katıldığına işaret eden Kesici, bazı rakamsal bilgiler de verdi..
"Demokrat Parti'nin tek başına iktidarda olduğu 1950-57 yılları arasında ortalama kalkınma hızı üst üste yüzde 7.3'tür... Bu Türkiye'nin gördüğü en büyük büyüme hızıdır...
Bu oran AP'nin yüzde 52.5 oyla iktidarda olduğu 1965-1969 yılları arasında yüzde 7.1'dir...
ANAP'ın yüzde 45.5'lik oy oranı ile hükümet olduğu 1983'ten 1987'ye kadarki süreçte Türkiye 6.6 oranında büyümüştür..."
Kesici'nin verdiği rakamlar gösteriyor ki; tek başına bir siyasi partinin iktidar olduğu dönemlerde Türkiye koştu...
Hatta 5 partili koalisyonların, Kıbrıs Barış Harekatı'nın, bir muhtıra ile bir ihtilalin, ekonomik ambargoların yaşandığı, petrol fiyatlarının 1 dolardan 36 dolara sıçradığı 1963-1993 yılları arasını kapsayan dönemde bile üst üste yüzde 5.5'lik bir büyüme hızı yakaladı...
Ya bugün?
2001 yılının 9 aylık döneminde yüzde 8.5 küçüldüğümüz açıklandı...
Neden?
İstikrarsızlıktan, güvensizlikten...
***
Dikkat edin; Türk halkı, bugüne kadar istikrarı getiren, ülkeyi ileriye götüren, ekonominin lokomotifini yürüten iktidarlara hep bir şans daha verdi...
Örneğin 1950'de iktidar yaptığı Demokrat Parti'ye 1954'te de oy verdi... Aynı şekilde 1965'te seçtiği AP'ye, 1969'da da yol verdi.. Ve 1983'te ülkeyi teslim ettiği ANAP'a, 1987'de bir daha aynı görevi verdi...
Bu üç dönem dışında hiç bir parti ikinci kez tek başına iktidar olamadı... Halk mevcutlar içinde hep arandı... Bazı partilerin oyunu artırdı, ama tek başına iktidar yapmadı...
Mesela 1991'de DYP, 1995'te Refah, 1999'da MHP... Ama onlarda aradığını bulamadı.. Belki de yanıldığını anladı...
***
İlhan Kesici, kamuoyu araştırmalarındaki dağınık tabloya rağmen karamsar değil... Oyları kendinde toplayacak bir liderin başkanlığındaki siyasi oluşum beklentisi içinde...
Kim diye sorduğumuzda ise "İlhan Kesici" demekte...
Ya seçim hangi tarihte?
En erken 2003'te...
Bürokrasi!
Dev binalarda oturup sırtını devlete dayayarak, bir gün gecikmesiz maaş alanlar... İşini kaybetme korkusu yaşamayanlar... Haftada 5 gün çalışanlar, yıllık iznini mutlaka yapanlar... 1 saat fazla çalışırsa mesai yazanlar... 3 kuruş kirayla lojmanda oturanlar... Halkın vergileriyle alınmış aracı, şoförüyle birlikte babasının malı gibi kullananlar...
Kim mi bunlar? Ankara'daki bürokratlar.
İşte; bu bürokratlardan üst düzeyde olanlardan biri ile cumartesi gecesi aynı masada yemek yedim... Kimliği bende gizli olan bu bürokratın anlattıklarından birkaç not:
* İktidar 6 ay içinde bizi yönetemezse, biz onu yönetiriz..
* İstanbul malı götürüyor, Ankara çöplenmeye kalktığında kıyamet kopuyor...
* İstanbul'a bir toplantıya, incelemeye veya gezmeye mi gideceğim... Bana mutlaka Conrad Otel'den yer ayırtırlar.. Eğer ayırtmazlarsa elimden çekeceklerini bilirler... Onları süründürürüm...
* Bizlerden araçları istediler... Kim aracını verir? Gidin bakın; teslim edilen araçlar en az 10 yıllık ve hemen hepsi Kartal ve Toros...
* Türkiye'de en çok para kimdedir biliyor musunuz? Bürokratlarda... Bürokrat nemalanır, işini bitirdikleri tarafından mükafatlandırılır...
Bu zihniyetteki, çizgideki, inançtaki bürokrasi 65 milyonun çektiği sıkıntıyı hisseder mi? Milletin haline bakıp yüreği cız eder mi?
Evlilik hali!
Çeşitli ulusların kadınlarına, "Kocanızı başka bir kadınla yakalarsanız ne yaparsınız?" sorusu yöneltilmiş, şu cevaplar alınmış:
İsveçli: Neyimi beğenmediğini sorarım...
Rus: Evi terk ederim...
Yugoslav: Tebrik ederim...
Amerikalı: İntihar ederim...
Fransız: Sesimi çıkarmam, sevgilime gider beni teselli etmesini isterim...
İtalyan: Kadını vururum...
İspanyol: Kocamı vururum...
Yunanlı: Her ikisini de vururum...
Türk: Benim kocam yapmaz...
Kalemine sağlık
Dişçiysen randevuyu kayırma, yargıçsan davayı unutma, futbolcuysan penaltıyı kaçırma, şarkıcıysan Allah aşkına detone olma.. Hey görgüsüz zengin bari Ramazan günü pusulayı şaşırma... Allahsız müteahhit malzemeyi çalma... Bilgisiz mühendis, İstanbul'un yollarını iki santim yağmura teslim etme..
-Hükümet ne olacak
Sana ne? İşine bak...
(RAUF TAMER)
Hay ağzını öpeyim!
İslam'ın emirlerini anlayabilseydik, bugün dünyanın en medeni ülkesi olurduk... (Diyanet İşleri Başkanı M.Nuri Yılmaz)
Kırmızı kart
İlaç satabilmek için doktorlara Nataşa teklif eden ilaç şirketlerine...
Kırmızı kart
İlaç satabilmek için doktorlara Nataşa teklif eden ilaç şirketlerine...
Fıkra
Geyik avı!
Temel ile Dursun iri bir geyik vurup köye çekerek götürmeye karar vermişler... Temel, Dursun'a, "Pir poynuzunu sen tut, ötekini pen" demiş ve başlamışlar yürümeye... Köye yaklaşırken bir arkadaşlarına rastlamışlar... Onların halini gören arkadaşları, "Yahu siz deli misiniz?Bu böyle taşınır mı? Kuyruğundan çekin daha rahat edersiniz" demiş.. Bu fikri çok beğenen Temel ile Dursun hayvanın kuyruğuna asılmışlar... Temel yarım saat sonra Dursun'a dönerek seslenmiş:
"Ula Dursun farkindamisun; kuyruktan çektiğimizden beri köyden uzaklaşiruk!"
DOĞRU SÖZ
Eskiden atı alan Üsküdar'ı geçiyordu, şimdi yatı alan Okyanus'u geçiyor...
Bu, (Salkım Hanım'ın Taneleri) doğrudan Ermeni lobilerinin gizli işbirliği içinde hazırlanmış bir senaryo ve film olabilir...
(MHP milletvekili Ahmet Çakar)
|