|
|
 |
|
İslam'ın evrensel boyutu
Hz. Adem'le başlayan peygamberler geleneği Hz. Muhammed A.S.'ın risaletiyle son bulmuştur. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de İslam dinini en son ve en mükemmel din (Maide, 3; Ahzab, 40) Hz. Peygamber'i de bütün alemlere rahmet, müjdeci ve uyarıcı olarak tanıtmaktadır (Enbiya, 107). İslam son din, Hz. Peygamber de bütün alemlerin elçisi olunca, İslam'ın evrensel olması gerektiği, yani hükümlerinin dünyanın bütün bölgelerinde yaşayan insanlara ve kıyamete kadar geçecek tüm zamanları ihata etmesi sonucu ortaya çıkar. Nitekim İslam'ın bu vasfa sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus Kur'an ayetlerinde de açık bir şekilde dile getirilmektedir (İsra/9). Ayrıca Hz. Peygamber de bir ifadesinde kendisinin muayyen bir millete değil, bütün alemlere gönderilmiş bir elçi sıfatını taşıdığını açıkça beyan etmiştir.
Değişmeyen hükümler
İslam'ın evrensel oluşunun zaman ve mekân olmak üzere iki farklı boyutu vardır. Zaman boyutunun anlamı, İslam'ın belli bir zamana ait olmayıp bütün çağları kucaklayacak hüküm ve prensiplere sahip oluşudur. Ana hatlarıyla ifade edecek olursak İslam'ın getirdiği hükümler, insanı aşkın varlık Yüce Yaratıcı ile ilişkiye sevk etmekte, bu ilişkinin çerçevesini oluşturan inançlar, öğretiler, değer yargıları, davranış kuralları, ibadet biçimlerini göstermektedir. Bu hükümlerin tamamı bir bütünlük içinde birbirine sıkı sıkıya bağlı bulunmaktadır. Yüce Allah, koyduğu hükümleri, milletlere ve adetlere göre değişmeyen ve aklın anlayabileceği illetlere bağlamıştır. Değişik asırlarda yaşayan İslâm bilginleri, bu illetleri esas alarak, Kur-an'ın veya sahih sünnetin hüküm koymadığı alanlarda, bu ortak illetleri esas alarak hükümler koymuşlardır. Doğruluk, temizlik, öldürmemek, çalmamak, haksızlık etmemek, yalan şahitliği yapmamak, adaleti ayakta tutmak gibi hükümler, İslam'ın zamana bağlı olarak değişmeyecek olan evrensel hükümlerinden bazılarıdır.
Muazzam bir medeniyet
İslam'ın evrenselliğinin mekân boyutuna gelince, bunun anlamı, bu dinin bütün dünyayı ve bütün insanlığın ihata etmesidir. İslam bütün isanlığı bir bütün olarak telakki etmektedir. Yüce Allah'ın bütün insanlığın yaratıcısı ve alemlerin yegâne Rabbi olması sebebiyle, onun gönderdiği son ilahi din İslam da, elbette bütün insanlığın dini olacaktır. Yeri gelmişken ifade edelim: İslam'ın daha önce gönderilmiş ilahi dinlerin hükmünü sona erdirmediğine dair görüşler, hem İslam kaynaklardaki sağlam bilgilerle çelişmekte hem de İslam'ın evrenselliğine ters düşmektedir.
Bu konuda en dikkati çeken husus, İslam'ın bütün zaman ve mekânların ihtiyaçlarına çözümler üretebilecek metodolojik zenginliğine sahip olmasıdır. İslam metodolojisinde, ortaya çıkan yeni hadiseler karşısında Kitap ve sahih sünnette yer alan evrensel ilkelerin yanısıra, kıyas ve icma yöntemine başvurulmakta, kamu yararı ve İslam ilkelerine ters düşmeyen örfi uygulamalardan yararlanılmaktadır. Bu çerçevede Hz. Peygamber ile Yemen bölgesine sorumlu tayin ettiği sahabi Muaz b. Cebel arasında geçen şu diyalog oldukça aydınlatıcıdır: Hz. Peygamber Muaz'a:
- Orada sana bir problem intikal ettirilir ve sen de hüküm verme mevkiinde bulunursan, nasıl hareket edersin? dedi. Muaz:
- Allah'ın kitabı ile.
- Onda bulamazsan?
- Hz. Peygamber'in sünneti ile.
- Ya onda da bulamazsan?
- Kendi içtihadımla hükmederim.
Muaz'ın bu yaklaşımı Hz. Peygamber'i çok sevindirmiş, "Allah'a hamd olsun ki, Resulünün ilçesini, Resulünün razı olduğu ve istediği şeye muvaffak kıldı" buyurmuştur.
İslam bilginleri ana kaynaklardaki temel kriterlere bağlı kalmak şartıyla, bu hedeflere götüren araç hükümler ile ayet ve hadislerde açıkça zikredilmeyen, yorum ve içtihada dayalı hükümleri sürekli yorumlayarak her devirde hayatın ihtiyaçlarına cevap vermeye çalışmışlardır. Nitekim İslam bilginlerinin içtihat faaliyetleri sonucunda, muazzam bir İslam kültür ve medeniyeti olmuştur. İslam bir taraftan sosyal değişimin dinamiği olurken, diğer taraftan eskiden intikal eden bütün olumlu değerleri de muhafaza etmiştir.
Değişim olgusuna toptancı bir ret veya kabul anlayışıyla yaklaşmayan İslam'ın temel kaynaklarında yer alan temel ve sabit hükümleri, İslam toplumunu belli bir ahlaki çizgide tutmak ve dejenerasyonu önlemeyi hedefler.
Her devrin ihtiyaçlarına çözüm üretebilecek yöntemden mahrum olan bir dinin evrenselliğinden bahsedilemez.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|