kapat
23.11.2001
 SON DAKİKA
 EDİTÖR
 YAZARLAR
 HABER İNDEKS
banner
 EKONOMİ
 FİNANS
 MARKET
 RAMAZAN
 TÜRKİYE
 DÜNYA
 POLİTİKA
 SPOR
 GALOP
 MAGAZİN
 SAĞLIK
 KAMPÜS
 İSTANBUL
 HYDEPARK
 ANKETLER
 SİNEMA
 SANAT
 KİTAP
 MÜZİK
 TARİH
 GURME
 GEZİ
 OTOMOBİL
 YAT&TEKNE
 HIGH-TECH
 WEEKEND
 MELODİ
 ASTROLOJİ
 SARI SAYFA
 CANLI
 METEO
 TRAFİK
 ŞANS&OYUN
 ACİL TEL
 KÜNYE
 WEB REKLAM
 ARŞİV
 

Temizel, sorumluluğu başkasına mı atıyor?

SPK eski Başkanı Ali İhsan Karacan: Zekeriya Temizel İktisat Bankası olayında kendi sorumluluğunu yazıda parafı olanlarla murakıp raporuna yönlendirdi
Ali İhsan Karacan, Dünya Gazetesi'nde beş haftadır süren yazı dizisini çarpıcı tespitlerine devam ederek tamamladı. Karacan, yazısının sonunda isim vermeden Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) eski Başkanı Zekeriya Temizel'i, 'tek başına kullandığı yetkinin sorumluluğunu almamakla' suçladı. Karacan, yazısında şunları söyledi:

"Bu yazı dizisi BDDK'nın suç duyurularında kurul kararı olması gerektiği konusundaki tartışmamla başladı ve sürdü. Yapılan açıklamalar kurul kararı olmaması gerektiği yönündeydi. Beş haftadır sürdürdüğüm tartışmadan anlaşılacağı gibi suç duyurusu talebi içeren raporları incelemek ve karar almak son derece sorumluluk isteyen ve belirli aşamaları gerektiren bir süreç.

PROSEDÜR İŞLETİLMEDİ
Bankalar Kanunu m. 3/3'ün kurumun karar organının kurul olduğunu söylemesine rağmen, böylesine bir sorumluluğu BDDK başkanlarının tek başına yetki kullanarak üstlenmek istemeleri aslında büyük bir cesaret. Ancak her yetki aynı zamanda sorumluluk demektir. Yetkiliyim demek, gerektiğinde yetkinin yarattığı sorumlulukları da üstlenmeyi gerektirir. Nitekim tek başına yetki kullanma iddiasının trajik bir örneği Habertürk'ün İktisat Bankası'nın off shore şubesi ile ortaya çıktı. Yayın üzerine, eski başkan (Zekeriya Temizel) sorumluluğu üzerinden, yazıda parafı olanlar ile murakıp raporuna doğru yönlendiriverdi."

(Habertürk'ün ortaya çıkardığı belgeye göre, Kıbrıs'ta kurulu off-shore banka, 250 milyon dolarlık aktifiyle birlikte büyük hissedar konumundaki İktisat Bankası'na Temizel'in tek başına attığı imza ile devredilmişti. Türkiye'de son dönemde gerçekleşen tüm banka birleşmelerinde BDDK'nın karar organı Kurul'un 7 üyesinin de onayı olmasına rağmen, bu prosedür o dönem işletilmemişti. Devir işleminin hatalı olduğu, bankanın Fon tarafından el konulmasına yol açtığı ileri sürülmüştü. Bu haber üzerine Temizel kararı, murakıp raporları doğrultusunda verdiğini belirtmişti.)

KARACAN NELER SÖYLEDİ?
* "7129, 3182 ve 4389 sayılı bankalar kanunları suç duyurusunda bulunma konusunda ilgili makamın başvurusunu öngörürken hep 'bu kanunda yazılı suçlar' demektedir. Yani karar verici makamın Bankalar Kanunu dışında yazılan, sözgelimi Türk Ceza Kanunu ile Örgütlü Suçlar Yasası'nda yazılı olan suçlar için bu maddelerdeki çerçevede bir değerlendirme ve karar verme inisiyatifi olamayacağı söylenmektedir. Tıpkı Bankalar Kanunu ile ilgili olanlar gibi diğer raporların da benzeri bir değerlendirme sürecinden geçmesinin işin mahiyetine daha uygun düştüğü kanısındayım.

* Bunun için de nedenim var. Murakıpların TCK ve diğer ceza yasalarına aykırılık raporlarının murakıplara verilen yetkiye dayanmasıdır. Deniyor ki TCK m. 235 bir devlet memuru res'en kovuşturulan bir suça muttali olursa ilgili daireye bunu bildirmekle yükümlü kılmıştır, o nedenle BDDK murakıplarca yazılan Ceza Yasası ihlalleri ve Örgütlü Suçlar Yasası ihlallerine ilişkin raporlar üzerinde değerlendirme yapılmaksızın savcılığa iletilirler. Ancak son bir yıldır Ceza Yasası ve örgütlü suçlar konusunda yazılan raporların bir kısmında acaba tartışılması gereken durumlar yok mu? Acaba m. 235'teki 'kamu adına kovuşturmayı gerektiren bir suç' deyimiyle 'ilgili daire' deyimini nasıl yorumlamak gerekir. Şeytan ayrıntıda gizlidir, sözü tam buradadır."

Murakıplar yönlendiriliyor mu?
SPK eski Başkanı Karacan, yazısında şu boyutları da ele aldı:

* Murakıplar "örgütlü suçları ihlal yaz, o olmazsa TCK m. 313'üne ihlal raporu yaz" yaklaşımı ile yönlendirilmek istenildi mi? Kanun'daki özel yaptırımları, hatta Ceza Yasası uyarınca normal mahkemelerde yargılanmayı yeterli bulmayan ve mahkemelere güvenmeyen yaklaşımla diğer yasalara aykırılık yaratma arayışına girmiş olamazlar mı?

* İşlemlerin esnetilerek asıl yasasından başka bir yasaya taşınmasına ilişkin iki tipik örnek vereyim. Bunun en güzel örneği de 'back to back kredi' raporlarıdır. Bu tür kredi, hortumlama amacıyla kullanılabilir. Ancak bu tür kredilerin çoğunluğunun amacı Bankalar Kanunu'ndaki kredi sınırlamalarını aşmaktır. Doğrudan aşılsalar, Bankalar Yasası'na aykırılık oluşturacak bir kredi işlemini gerçekleştirmenin ağırlaştırıcı bir nedene dönüştürülmesi ceza hukuku ile bağdaşmamaktadır.

* İkincisi, kanunen bulunması gereken organların kredi komitesi gibi Bankalar Kanunu ve banka ana sözleşmesi çerçevesinde alması gereken kararlar nedeniyle "çete" olarak nitelenmelerinden kaynaklanıyor. Bu, bankacıların kredi açarken tedirgin olmalarına neden oldu. Yasanın değiştirilerek davaların DGM yerine normal mahkemelere gönderilmesi de bu ihtiyaçtan doğdu.



<< Geri dön Yazıcıya yolla Favorilere Ekle Ana Sayfa Yap
HAFTANIN SOYLEŞİSİ
Nuriye Akman'ın bu haftaki söyleşisi için tıklayınız

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır