Halkın tek mutluluk kaynağı
Eskiden, yurt dışında Türkiye'den haber almak çok zordu. 70'li yıllarda Stockholm'de yaşayan bütün Türkler, kullanılmış eşya satan dükkânlardaki eski tip lambalı radyoları toplarlardı. Çünkü modern transistorlu radyolarla ulaşılamayan Türkiye'nin Sesi radyosu, ancak bu hantal aletlerle dinlenebilirdi.
Kısa dalga yayınında arada bir yakalanabilen ve sık sık parazitlerle anlaşılmaz hale gelen spikerin sesini duyabilmek için herkes kulağını radyonun hoparlörüne dayar ve söylenenleri anlamaya çalışırdı.
Kıbrıs çıkarmasını ve seçim sonuçlarını ancak böyle izleyebiliyorduk.
Gazete görmek ise mümkün değildi.
Almanya'da bu iş nispeten daha kolaydı; çünkü bu ülkede çok fazla Türkiyeli yaşıyordu ve hiç olmazsa Hauptbahnhof'larda, yani merkez istasyonlarında Türkçe gazete satılıyordu.
Biz de Alman şehirlerine işimiz düştüğü zaman sabah erkenden kalkıyor ve ne kadar uzak olursa olsun, istasyonlara gidip gazete alıyorduk. Çünkü memleket kokusu geliyordu onlardan.
Şimdilerde iletişim çok kolaylaştı. Yalnız Avrupa değil Amerika'da yaşayanlar bile uydulardan Türkçe televizyonları izleyebiliyorlar, internetten istedikleri gazeteyi okuyabiliyorlar. Hatta saat farkından dolayı Türkiye'dekilerden bile önce erişebiliyorlar gazete yayınlarına.
Paris'teki birçok büfede Türkçe gazeteler satılıyor. Yabancı gazetelerin yanısıra bunları da alıp bir kahveye dalıyor ve eskiden Türk kahvehanelerine takılan isimle "kıraat" ediyorsunuz.
Dünkü gazeteler sevindirici futbol haberleriyle dolu.
Belli ki futboldaki başarılar, insanlarımızın tek mutluluk kaynağına dönüşmüş.
İyi ki futbol var da, milletin biraz yüzü gülüyor diyesi geliyor insanın ama şeytanın avukatlığını yapan bir ses de, "Bu kadar alçakönüllü olma!" diye uyarıyor.
Dünyanın en büyük imparatorluklarından birinin varisi olan, olağanüstü bir tarihi yarımadada yaşayan, geçmiş uygarlıkların en önemlilerini barındıran, 20. yüzyılın en büyük dönüşümlerinden birine imza atma şerefini elinde tutan 70 milyona yakın insanın tek sevinç vesilesi, rakip takımın kalesine sokulan meşin toplar mı olmalıydı sadece?
Türkiye Cumhuriyeti, niçin bilim Nobel'lerine ulaşmasın, niye yüksek teknolojiye kavuşmasın, neden insanını 2000 dolarlar seviyesinde süründürsün, hangi sebepten dolayı Avrupa Birliği kapısında itilsin kakılsın?
Güney Kıbrıs'ın, Bulgaristan'ın, Romanya'nın layık görüldüğü Avrupa Birliği üyeliği niçin bizden esirgensin?
Eğer bütün bunları "Türk düşmanlığı" klişesi ile açıklamaya sığınmayıp da "Nerede hata yapıyoruz?"un cevabını ararsak, spor başarıları hepimizi çok daha fazla sevindirebilir.
Ne yazık ki ben, Türkiye konusunda bu kadar alçakgönüllü olamıyorum. Layık olduğu yere gelene kadar da olamayacağım.
Çünkü Türkiye'nin azgelişmişlik sınırlarında dolaşan ve dışarıda itilip kakılan bir ülke olmasına tahammül edemiyorum.