ABD'ye yönelik terör saldırısının ardından yaşanan sıcak gelişmeler nedeniyle, kamuoyunun hafızasında doğal olarak 1991 yılındaki Körfez krizi sırasında yaşananlar canlanıyor. O zamanki ve şimdiki Türk-ABD ilişkileri ile iki ülke yönetimleri arasındaki ilişkiler sorgulanmaya başlıyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın tutumunu, ABD Başkanı ile yürüttüğü diyaloğu, ABD'ye gözü kapalı destek politikalarını o zaman eleştirenler, karşı çıkanlar bile "Şimdi bunlar niye yapılamıyor, Türkiye niye aktif tutum alamıyor, ABD yönetimi ile üst düzey diyalog niye sağlanamıyor?" diye soruyor.
Hükümetin inisiyatif alamadığı, günlerden beri Washington ile üst düzey bir temas kurulamadığı eleştirileri yaygınlaştıkça, hükümette de hissedilir bir rahatsızlık baş gösteriyor. Gündeme gelen mektup formülü de işte bu sıkıntıdan kaynaklanıyor.
Ancak ana hatlarının yazımı tamamlanan bu mektubun gönderilmesinden, önceki gün birdenbire vazgeçiliyor. Üç gün önce ABD Başkanı'na mektup yazılacağını açıklayan Başbakan Bülent Ecevit, önceki gün bundan vazgeçilmesinin gerekçesini şöyle açıklıyor:
"Olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki; bugün yazacağımız bir mektup yarın geçersiz hale gelebilir..."
Fakat Başbakan Ecevit'in önceki gün henüz kesinleşmediği için açıklamak istemediği bir başka gelişme daha, muhtemelen bu kararda etkili olmuştu. Çünkü önceki gün ABD yönetimi ile yürütülen alt düzey temaslarda Başkan George W. Bush'un Ankara'yı telefonla arayacağı bilgisi alınmıştı. Bu haber hükümeti ve Ankara'yı önemli ölçüde rahatlatıyor. Günlerden beri önemli Avrupa ülkelerinin başbakan ve cumhurbaşkanları ile yüz yüze ve telefonla görüşmeler yapan, danışmalarda bulunan, hatta Mısır başta olmak üzere bazı Ortadoğu ülkeleri ile bile görüşen Başkan Bush, nihayet on gün aradan sonra Ankara'yı da aramaya karar veriyor ve beklenen telefon nihayet dün çalıyor...
Tercüman aracılığıyla yapılan ve 15 dakika süren bu görüşmede ABD Başkanı gerçekleştirecekleri operasyonun teknik ayrıntılarını anlatmıyor ancak genel çerçeveyi çiziyor. Cumhurbaşkanı Sezer de terörizmle mücadele konusunda Türkiye'nin desteğinin tam olacağını bir kez daha vurguluyor.
Bu desteğin genel çerçevesini de Başbakan Ecevit açıklıyor. Ecevit, Afganistan'da yürütülecek Taliban operasyonunun muhalif siyasi gruplara destek sağlanarak yürütülmesinin doğru olacağını söylüyor. Türkiye'nin bu bölgeye asker gönderemeyeceğini, ancak General Raşit Dostum'u bağlı muhalif grupların eğitimi, teçhizatlandırılması gibi konularda rol alabileceğini söylüyor.
Türkiye'nin sağlayabileceği bir başka destek de istihbarat alanında. Ki bu destek zaten ilk günden beri MİT ile CIA arasında gerçekleştirilen bilgi alışverişi çerçevesinde hassas biçimde sürüyor.
Özetle dün Beyaz Saray'dan Çankaya'ya gelen telefon Ankara'yı kamuoyu nezdinde oldukça rahatlatıyor. Ancak bu henüz ilk adım. Yürütülecek operasyonların ayrıntıları ve kapsamı henüz bilinmiyor. Türkiye'ye nasıl bir rol düştüğü de bilinmiyor. Örneğin terör ve teröre yataklık yapan devletlere karşı yürütülecek operasyonlar sadece Afganistan'daki Taliban yönetimiyle mi sınırlı kalacak yoksa bu çerçevede Saddam'ın işini bitirme yoluna da gidecek mi ABD yönetimi? Ve eğer böyle bir karar alınırsa bu kapsamda Türkiye'ye ne gibi bir rol düşecek ve bölgenin geleceği bundan nasıl etkilenecek? Bunlar şimdilik bilinmiyor. Ama her ihtimale karşı, her türlü senaryoya karşı hazırlık yapılıyor. Genelkurmay, Dışişleri ve MİT günlerden beri her türlü ihtimal karşısında olabilecek gelişmeler ve alınması gerekli tutumla ilgili senaryolar üzerinde hazırlık yapıyor.