  
Yaşam değerlidir!
Yaşam her yerde değerlidir; New York'ta, Washington'da, Kabil'de, Yemen'de...
Bir insanın ölümü göze alabilmesi çok zordur; hele genç bir insanın.
Amerika'da ölenlerin gözü yaşlı aileleri içimizi burkuyor; deprem sonrası görüntüleri gibi izleyenlerin gözlerini dolduruyor.
Eğer televizyonlar bu görüntüleri yayınlamasaydı, biz o acıları yok sayacaktık.
Haberimiz bile olmayacaktı.
***
İstanbul'da da genç insanlar ölüyor; 18, 19, 20 yaşında gençler, birer birer can veriyorlar.
Ama binlerce kilometre ötedeki insan acılarına ağlayan gözler, burnunun dibindeki dramları görmüyor. Görmediği için de yok sayıyor.
***
Geçen cumartesi, Beyoğlu'ndaki Cumhuriyet Kitap Kulübü'ne imza gününe gitmiştim. Salonu dolduranlarla sohbet ediyorduk. Derken bir grup insan geldi salona. Söyleşinin soru-cevap bölümüne kadar sessizce beklediler. Sonra içlerinden birisi söz istedi ve birbiri arkasına konuşmaya başladılar.
Çocukları ölüm orucunda olan ailelerdi bunlar.
Yumuşak bir sesle başlarına gelenleri, yaşadıkları acıları anlatıyorlar ve seslerinin duyulmasını istiyorlardı.
Onlar konuşurken, salondaki dinleyicilerin büyük bir bölümü gözyaşlarını tutamadı.
***
Bir grup aydın 1996'daki ölüm oruçları sorunu çözmeyi başarmış, bir anlaşma sağlayabilmişti.
2000 yılı Aralık ayında yine aynı denemeyi yaptılar ama bu kez başarısız oldular.
Ne yazık ki hükümetin F tipini erteleme kararını televizyondan açıklamasına rağmen, böyle bir anlaşmaya yanaşılmadı.
Bence bu karar, birçok genç insanın ölümüne malolan tarihi bir hataydı. Eğer o gün anlaşma sağlanabilseydi, operasyon yapmak isteyenlerin, bu işi başarabilecek gücü kalmayacaktı.
Ama olan oldu!
Şimdi kamuoyu; üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi, birbiri ardına bu dünyadan göçüp giden genç insanların ölümüne gözlerini kapatıyor, kulaklarını tıkıyor.
Bu iş nereye kadar gidecek böyle?
Taksim'de gencecik polisler ölüyor, Armutlu'da gencecik siviller.
Ve hepsinin ardından analar, kadınlar, çocuklar ağlıyor.
Bu işi bir ölüm tırmanması olmaktan çıkarmak gerek.
Lütfen birşeyler yapın.
|