kapat
22.09.2001
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

www.ekdilamerica.com
Dünyadan
Spor
banner
Magazin
Kampüs
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
YAVUZ DONAT

Ve deniz bitti

Onlar... Yani Başbakan'a, bakanlara "yemek servisi yapacak kadar" yaklaşanlar... "Devletin önde gelenlerini" giydirenler... "Çat kapı" Başbakan'ın odasına girebilenler... Eğer onlar "deniz bitti" diye feryat etme noktasına geldilerse...

Hacı Fahri Hüsrev. Karadenizli. Seneler önce Rize'nin Çayeli ilçesinde, Cami Meydanı'nda "iki kişinin çalıştığı küçük bir lokanta" açtı.

Kurufasulyesi, pilavı, köftesi öylesine güzeldi ki...

Bir anda lokantası dolup taşmaya başladı.

"İşçi sayısı" arttı.

Ardından...

Hüsrev "işi büyüttü."

Çayeli'nin, Hopa çıkışında, deniz kenarında "bölgenin en büyük lokantalarından birini" açtı.

"25 işçi" çalıştırmaya başladı.

Şöhreti "Karadeniz'i aşmıştı."

Müşterileri arasında Cumhurbaşkanları (Cevdet Sunay, Turgut Özal, Süleyman Demirel) bile vardı.

Sonra "işi daha da büyüttü."

Oğlunu (Abdullah Hüsrev) Ankara'ya yolladı.

Abdullah, Balgat'ta elli işçinin çalıştığı "Hüsrev Lokantası"nı faliyete geçirdi.

Bakanlar Kurulu'na bile "oradan" yemek gelmeye başladı.

SERT FREN
Abdullah Hüsrev'e bir "öneri" geldi:

- İşi büyüt... İstanbul'a açıl.

İstanbul'da "yer" de gösterildi.

Üstelik bir değil, "iki yer."

Biri Levent'te, diğeri Etiler'de.

Hüsrev, İstanbul'a gitse...

En az 70-80 kişiye istihdam sağlayacak.

Çayeli'ndeki, Ankara'daki lokantaları nasıl tıklım, tıklımsa...

İstanbul'daki de öyle olacak.

Abdullah, İstanbul için tam kolları sıvarken...

Aniden frene bastı.

"Neden" diye sorduk.

"Ağabey" dedi:

- Önümü göremiyorum... Kimse önünü göremiyor... Önce kriz... Sonra Amerika'daki terör olayı... Yarının ne getireceğini bilemiyorum... Birden içimize kapandık.

SARAR
Hacı Abdurrahman Sarar.

1944'te, Eskişehir'in Bayat Pazarı'nda "terziliğe" başladı.

Bir süre sonra "Hazır Elbiseci Abdurrahman Sarar" oldu.

Önceleri yanında "iki kişi" çalışıyordu.

1950'lere gelindiğinde ise on beş kişiye istihdam sağlıyordu.

Sonra işin başına çocukları geçti:

Cemalettin, Celalettin ve Sabahattin Sarar.

Bayat Pazarı'ndaki terzi dükkânından bir "imparatorluk" yarattılar.

Bugün "üç bin kişinin" çalıştığı "SARAR imparatorluğu."

Üretiminin "yüzde 70'i ihracat."

Dünyanın sayılı markaları, Eskişehir'de "Türk işçisi" tarafından biçiliyor, dikiliyor:

Cerruti... Guabello... Loro Piana... Vitale Barberis... Ermenegildo Zegna... Marzotto.

25 ülkeye "mal satıyor."

MORAL... UMUT...
Cemalettin Sarar geçen yıl bir karar aldı:

- Amerika'ya açılacağım... Sonra, diğer ülkelere... Bir "Sarar zinciri" kuracağım.

Yurt dışına "kendi markamızla" gidebilmek yürek ister.

Sarar'da bu "yürek" var.

Kendine güveniyor.

Ama Sarar, tam "yola çıkacakken..."

"Kriz" oldu.

Cemalettin Bey "frene bastı."

Sonra...

Krize rağmen "ya Allah" dedi, yine gaza bastı.

"Planını, programını" yaptı.

"Bu sabah için" New York biletini aldı.

Amerika'da "bağlantıları" sağladı.

Ama "geçen hafta" New York'ta terör olayı olunca...

Sarar "dondu, kaldı."

Dün sorduk:

- Kararınız?

Cemalettin Bey dedi ki:

- İç piyasa perişan... Kimse önünü göremiyor... Türkiye bu krizi haketmedi... Hepimiz bir şey yapmalıyız... Karar verdim, yarın (bugün) Amerika'ya gideceğim... Dünya çapında bir zincir kuracağım... Fakat... Sorunumuz şu... Türkiye'de muhatap bulamıyoruz... Ümit verecek, moral verecek birini göremiyoruz... Bize "haydi aslanlarım" diyecek bir ağabey, baba, yönetim yok.

AYGÜN
Sinan Aygün.

Dört yıldır, Ankara Ticaret Odası Başkanı.

Üye sayısı "125 bin."

Emlâkçılar, kasaplar, mobilyacılar, fırıncılar, kuyumcular, nakliyeciler, tuhafiyeciler hep "onun üyeleri."

Aygün "kıpır, kıpır... Atak... Yerinde duramayan... Üretken" bir kişiliğe sahip.

Son olarak açtığı "Türk Lirası'na saygı... Doları bırak, TL'ye bak" kampanyasına verdiği destekten dolayı "Ecevit'e müteşekkir."

Aygün önceki gün "yıllar önce Vehbi Koç tarafından yaptırılan... Ve uzun yıllar Vehbi Koç'un çalışma masası olarak kullandığı masaya" oturdu. (Bu masa, ATO Başkanı'nın odasındadır.)

Kâğıdı, kalemi aldı.

Başbakan'a "üç sayfalık" bir mektup yazdı.

Ancak "gönderip, göndermemekte" kararsızdı.

Ecevit'i "üzmek istemiyordu."

"Çevresine" danıştı:

- Ne diyorsunuz?

Herkes dedi ki:

- Başkan gönder... Artık canımıza tak dedi... Önümüzü göremiyoruz.

SON MEKTUP
Sinan Aygün, Ecevit'e "bu size son mektubumdur... Sizden son talebimdir" diye vurguladığı mektupta şöyle dedi:

- Deniz bitti artık Sayın Başbakanım... Ülke de bitti... Tutunacak dalımız kalmadı... Türkiye'nin tüm dinamik sektörleri yerle bir oldu.

YOK... YOK... YOK...
Mektuptan birkaç satır:

- İleriye dönük ufacık bir ışık dahi göremiyorum... İçimizden "ne olacak bu memleketin hali" diye sormak bile gelmiyor... Çünkü, olacağı birşey yok.

ONBİR ÖNERİ
Sinan Aygün "bir zamanlar dünyaya kafa tutmuş ve ülkenin makus talihini yenmiş olan TBMM'ye ve hükümete bir çağrıda bulunarak" mektubunu noktaladı.

Çağrı "onbir madde."

Öneriler arasında "kamuda çalışanlara zam yapılması" da var, "vergilerin düşürülmesi de."

"Seçim kararı alınması" da var, "yabancı yatırımcıya bedava arsa... Vergi muafiyeti" de.

"İhracat" da var, "turizm" de.

AMİN!..
Abdullah Hüsrev...

Cemalettin Sarar...

Sinan Aygün...

Bunlar "devleti yönetenlerin" yakından tanıdıkları isimler.

Ve hepsi de "devletine, milletine bağlı... Kimseden kişisel talebi olmayan" kimseler.

Şimdi diyorlar ki, "önümüzü göremiyoruz."

Onlar...

Yani Başbakan'a, bakanlara "yemek servisi yapacak kadar" yaklaşanlar...

"Devletin önde gelenlerini" giydirenler...

"Çat kapı" Başbakan'ın odasına girebilenler...

Eğer onlar "deniz bitti" diye feryat etme noktasına geldilerse...

"Allah bu millete acısın."

"Amin."

www.superbahis.com


www.sigortam.net

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır