  
"Haber kutsal, yorum hürdür!.."
İşte gazeteciliğin başlangıcından bu yana değişmeyen iki temel ilkesi.. Haber kutsaldır.. Yorum ise hür..
Haberleriniz ne kadar kutsal, yorumlarınız ne kadar özgürse, o kadar itibarlı gazete olursunuz..
Gazetenin, gazete olma vasfını, bu iki ilkeye bağlılık oranı belirler..
İlkeli gazete, yorumcusuna, düşüncelerini olabildiğince özgür açıklama olanağı sağlar.. Ondan ötesi, yazarla okuru arasındadır.
Gazetenin yazı editörleri, yoruma, imla yanlışı, dilbilgisi hatası, örneğin düşük, bozuk cümle gibi durumlarda, yazara danışarak müdahale edebilirler. Çünkü o yanlışı, o hatayı, yazarın bilerek yapmış olması olasılığı vardır.
Yazı editörler, yorumda yasalara aykırı, suç oluşturan ifadeler varsa, sonunda mahkumiyet kararı, yazı işleri müdürünü ve gazetenin sahibini de içereceğinden, müdahale hakkını taşırlar. Yazara bunun dışında müdahale tasvip edilemez.
Yazarın yorumu sadece kendisini bağlar. Herşey, okuru ile onun arasındadır.
Bir yazara sütun verilmesi gibi sütunun alınması da gazete yönetiminin özgür kararıdır, o ayrı..
İşine son verme bir haktır. Ama yazıya müdahale diye bir yönetim, ya da editör hakkı, saydığım istisnalar dışında yoktur.
Buna karşılık "Haber" daha ilk harfinden son noktasına kadar tamamen haber editörünün sorumluluğu altındadır. Çünkü haber, altında imza olan muhabirin çok daha ötesinde gazeteyi bağlar, gazetenin kimliğini ve gazetecilik ilkelerine ne ölçüde bağlı olduğunu belirler.
"Haber kutsaldır" sözcüğü boşuna seçilmemiştir. Kutsal değerler, kutsal ilkeler, yoruma ve rüzgara göre değişmezler.. Onlar şaşmaz, vazgeçilmez kurallardır.
Yorumda keyfiniz ne isterse yapabilirsiniz, çünkü ilke olarak özgürsünüz.. Haberde gerçekler dışında tek kelime oynama hakkınız yoktur.
Yorumu dilediğiniz gibi üretirsiniz.. Haber üretilmez.
Yorumda dilediğinizce, meşrebiniz kadar taraf, saldırgan ya da savunucu olabilirsiniz. Haberde taraf tutmak yoktur. Saldırmak, ya da savunmak gibi amaçlar olamaz.
Yorumu canınızın istediği gibi yazarsınız. Haber yazarken şaşmaz kurallara uymak zorundasınız.. Haberin temel unsurlarından bir teki bile eksikse, editör o haberi geri çevirmek zorundadır. En temel unsur, haberde eğer taraf olan kişi ve kurumlar varsa, bunların hepsinin konu ile ilgili görüşlerinin alınması gereğidir. Bağımsız ve inandırıcı gazeteciliğin en vazgeçilmez şartı budur. Sadece sizin hoşunuza giden tarafın bilgi ve görüşleri ile haber yapmak, haberciliğe ve gazeteciliğe ihanettir.
Yorum masa başında da yazılabilir. Ama haber mutlak ve eksiksiz bir araştırma gerektirir.
Yoruma haber katabilirsiniz. Çağdaş gazetecilikte, köşe yazılarının yeni bilgiler içermesi, hatta aranan bir şey olmaya başladı. Okur artık masa başında oturulup sadece düşünülerek yazılan yazılardan pek hoşlanmıyor. Televizyon ve bilgisayar çağı, herkesin her habere hızla ulaşmasını sağladığından, artık herkes bu bilgiler içinde kendi yorumunu da yapabildiği için, sırf yorum yazıları, fazla ilgi uyandırmıyor. Köşe yazarlığı, giderek değişiyor.
Buna karşılık habere yorum katma hakkınız yoktur. İlle yorum gerekiyorsa, haberin yanında, ayrı bir kutu açılır, yorum onun içine, ama mutlak haberden ayrı yazılır.
Herkes yorum yapabilir. Bunun için hatta Türkçe bilgisine dahi ihtiyaç yoktur. Bir bebeğin "Gıgı... Gıgı" diye memnuniyet belirtmesi bile bir yorumdur. Yorumculuk için herhangi bir gazetecilik eğitimi, bu yüzden gerekmez. Yorumlarınız beğenildiği sürece yazmaya devam eder, okunmaz olunca da bitersiniz. Her hevesli, köşe yazarı olabilir.. Okunduğu sürece mesele de yoktur.
Oysa habercilik, mutlak eğitim gerektirir. Haberciliğin temel kurallarını bilmeyen, muhabir olamaz. Her hevesli muhabir olamaz. Önce haberciliği, okulda, ya da haber servislerinde stajyerlik yaparak öğrenmek zorundadır.
Yorumu keyfinizce süsleyebilir, istediğiniz gibi edebiyat yapabilirsiniz. Ama habercilikte keyfilik yoktur. Gerçekler dışına çıkamazsınız. Gerçekleri saklayamazsınız..
Köşe yazarı editörü, Türkçe'nin ve yasaların savunucusudur. O kadar.. "Yorumda şu unsur eksik" diye yazıyı çöpe atamaz. Atarsa, yorumun hür olması ilkesini yok eder.
Oysa haber editörü, gazeteyi gazete yapan en önemli unsur "Haber"in namusunu korumak ve görevini hiç ödün vermeden, en acımasız şekilde yapmakla yükümlüdür. Haber editörü, eksik haberi "Şu unsur eksik, yeniden yaz" diye çöpe atmak zorundadır. Atmazsa, haberin kutsallığı ilkesini hiçe saymış olur.
Haber gazetenin namusu, haber editörü bu namusun bekçisidir.
Haber editörü, işte bu sebeble gazetenin en önemli adamıdır!..
Bir Tavsiye
Çin usulü aşk..
Ne Mao Devrimi. Ne Kültür İhtilali.. Ne "Cüce" Deng'in yarım dönüşü.. Anlaşılıyor ki bütün bu olanlar Çin insanını çok değiştirmemiş.
"Bekleyiş" adlı romanın anlattığı bir aşk hikayesini okurken, bunlar geliyor aklıma.. Askeri doktor Lin ile hemşire Manna arasında 18 yılda ancak gerçekleşebilen evliliğin kahramanlarının gösterdiği sabır, işte ancak böyle bir Çin'de olabilir.
Bekleyiş, Çin'den Amerika'ya göçen ve yazdığı eserlerle 1999 Amerikan Ulusal Kitap ve 2000 PEN/Faulkner ödüllerini alan Wa Jin'in tüm dünyada büyük ilgi uyandıran yapıtı..
Bekleyiş, Wa Jin'e 1999 Kitap Ödülü'nü getiren roman..
1960'larda başlayan ve 1980'lerde biten, 'Kültür İhtilali'ni de içine alan bir dönemde geçen olaylar, Çin'in değişiminin ne kadar yavaş olduğunu çok güzel ortaya koyuyor!
İnsana "Bu kadar da olur mu" dedirtecek ilkelliğin, yasaklarla dolu toplumu peşinden sürüklemesini, Wa Jin'in zaman zaman kara mizaha ulaşan kaleminden okurken, orada yaşayan insanlar adına gülmeniz mi yoksa üzülmeniz mi gerektiğine karar veremiyorsunuz.
Uzak diyarların yeni tanıştığımız bu yazarının yalın bir anlatım uslubü var! Olaylar ve insanlar gibi, roman da ağır ağır gelişiyor!
Buna rağmen, üstelik aşk roman ve hikayelerine pek de meraklı olmadığım halde, kitabı okurken sıkılmadım.
Aksine, Çin'i, Çin insanını yakından tanımak çok ilginç geldi..
Bekleyiş'i kolay okunan bir "Yaz kitabı" olarak düşünmeyin.. Mutlak okuyun..
Okuduğunuza değecek..
(Bekleyiş'i Öcal Uluç okudu ve değerlendirdi.)
"Evet"iniz batsın!..
CNNTürk.. Sonundaki Türk sözcüğüne dikkat.. Türkiye kadar, Türkçe anlamına da geliyor.. Ama, günde 24 saat yayın yapan bu televizyon, hala Türkçe konuşmayı öğrenemedi..
Bu ülkedeki yüz sunucudan 90'ı, lafa "Evet" diye başlamak inadından vazgeçmedi..
Neden vazgeçmedi?..
Çünkü bunları yönetenler, bu rezilliğe göz yumuyorlar. İki kez uyar, üçüncüde tut kulağından at, bak bakalım bu yüz karası uygulama devam eder mi?..
Sabah gazeteye geldim.. 10.00 haberlerini NTV'den izledim. 11.00'de yeni bir şey var mı, diye CNN'e geçtim..
Ekranda haber okuyan spiker, olayı yerinde izleyen muhabiri ile canlı bağlantı yapıyor?. Soruyor..
"Yavuz, Üzeyir Garih cinayetinde yeni bir gelişme, yeni bir unsur var mı?.."
Yavuz yanıt veriyor..
"Evet, Necmiye.."
Şimdi yanıt böyle başlayınca ne düşünürsünüz..
"Vay anasını.. CNN muhabiri yeni bir şey bulmuş.." Dikkat kesiliyor, nefesimi kesip, TV'nin nerdeyse içine düşüyorum.. Arkası geliyor.. Soru ile yanıtı birlikte yazıyorum, tekrar..
"Yavuz, Üzeyir Garih cinayetinde yeni bir gelişme, yeni bir unsur var mı?."
"Evet, Necmiye, yok!.."
CNNTürk.. Haber televizyonu.. İzleyici ile böylesine alay etmenin adı habercilik oluyor ve bu kaçtır oluyor..
Yıldırım gibi uçtum, uzaktan kumandaya ve CNNTürk'ü ekranımdan yok ettim..
Onlar bu kahrolası "Evet"i yok etmedikleri sürece, ben onları yok etme hakkımı sonuna dek kullanacağım!..
SEVDİĞİM LAFLAR
'Şampiyon olmak demek, şampiyon gibi düşünmek demektir.'
Dennis Waitley
BİZİM DUVAR
'Yabancı dil bilmeyen Bakan olur mu? Olur ama uzaktan bakan olur. '
Hakan&Utku
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Kızın biri yataktan kalkmış, sigara yakmış, pencereyi açmış, papağanının kafesinin örtüsünü kaldırmış, kafesi pencerenin önüne yerleştirmiş, kahvenin altını yakmış ve yatağını toplamış. Tam o sırada telefon çalmış, sevgilisi.. "İki dakika
sonra yatakta yanındayım!" diye.. Kız kahvenin altını ve sigarasını söndürmüs, pencereyi kapatmış, papağanın kafesini yerine kaldırıp örtüsünü üzerine örtüp yatarken "Allah kahretsin!" demiş papağan "Ulan günler de amma kısaldı yahu!.. Tövbe tövbe.."
|