kapat
28.08.2001
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Editör
Günün İçinden
Politika
Ekonomi

banner
Dünyadan
Spor

www.limasollu.com
Magazin
Astroloji

Para Durumu
Hava Durumu

Bizim City
Sizinkiler

GREENCARD
Sarı Sayfalar
İstanbul

Cumartesi Eki
Pazar Eki

Künye
E-Posta
Reklam
Arşiv

A T V

Win-Türkçe
ASCII

 
HAYRULLAH MAHMUD(editor@sabah.com.tr )

Vizyon ve kader

Alarko Grubu Eşbaşkanı Üzeyir Garih'in hepimizi derinden sarsan ölümü bağlamında yakın tarihten birkaç satır.

1990'lı yılların ortaları.

Üzeyir Garih, Tesisat Mühendisleri Odası'nda genç müteşebbislere hitap ediyor.

Garih, "Türkiye kötüye gidiyor. Öğrenim düzeyi kötü. Eğitimsiz kalabalıklar yetişiyor. Çok adaletsiz bir gelir piramidi oluştu.

Bu adaletsiz dağılım, kaçınılmaz bir şekilde sosyal barışı bozacak.

Türkiye'nin daha uzunca bir süre, üç farklı Türkiye'yi yanyana taşıması, götürmesi mümkün değil. Hızla, bu çarpıklığı giderici çözümlerin üretilmesi gerekiyor. Aksi halde, evlerin bahçe duvarları yükselse de, o evlerde rahat oturmak kısmet olmayacak" diye konuşuyor.

Bu sırada dinleyicilerden bazıları, bu sözleri tebessümle karşılar.

Çünkü, Türkiye'de Garih'in ikazlarının ötesinde tüketim patlaması yaşanmakta, akın akın yabancı markalar Türkiye pazarına girmektedir.

YÜKSEK DUVARLI EVLER
Garih bunun üzerine konuşmasını keser.

Eliyle çenesini sıvazlar.

Ardından kendisini tebessümle dinleyen genç müteşebbise, "Gülmeyin, o zaman bu ülkeden kaçmak da sizleri kurtaramayacak. Latin Amerika'da da benzer süreçler yaşandı. Önce evlerin bahçe duvarlarının boyu yükseldi. Sonra o duvarların arkasında da huzur kalmayınca Miami'ye kaçmak zorunda kaldılar. Korkarım ki, Türkiye de böylesi bir kaos ortamına sürüklenecek. Sokaklarda rahat rahat gezemeyecek, korumalı evlerde huzur içinde uyuyamayacaksınız. Benim böyle bir problemim yok. Ben istediğim an yurtdışında yaşayacak birikime sahibim. Ama, bu ülkeyi seviyorum ve Türkiye'de yaşamak istiyorum. Onun için sizleri burada ikaz etmeyi bir görev biliyorum."

Bu sözleri bana sevgili dostum Makine Mühendisi Yalçın Gür aktarmıştı.

Daha sonra aynı sözleri müteveffa Üzeyir Garih'e aktarıp, "Üç farklı Türkiye sözünün patenti size ait, ama bilginiz olsun bende çok sık bu örneği kullanıyorum" demiştim.

O da bana, "Tabii ki kullanabilirsin, ne kadar çok bu yaraya parmak basarsak o kadar çok ses çıkar" demişti.

Ne var ki, altını kendisinin çizdiği sosyal yaranın kurbanı oldu.

Demek ki, bilmeden kendi yazgısı ile ilgili tarihe not düşüyormuş.

Ne acı.

Oysa. Onun altını sık sık çizdiği üç farklı Türkiye gerçeği bugün için bir vak'a.

Bir realite.

En alttaki kesimi oluşturan kocaman bir Bangladeş.

Onun üstünde yer alan orta büyüklükte bir Pakistan.

Ve mini minnacık bir İsveç düzeyinin de üstünde yaşayan kesim.

İşte daha yeni yeni "Siyah", "Gri" ya da "Beyaz Türkler" diye sınıflamalar yapılan bir gerçeğin altını O yıllar önce çizmişti.

BÜYÜK İHMAL
Bir başka parametre.

1990'lı yılların ortasıydı.

Gözlem Gazetesi'nin Genel Yayın Müdürü'ydüm.

Sevgili Şevki Figen'in vasıtası ile tanıştığım İshak Alaton'a haftada bir Gözlem'e yazması için teklif götürmüştüm.

Kabul etti. O bana telefonda kafasında yazmayı düşündüğü konuyu aktarıyor, ben de o sözleri yazıya döküyordum.

Ortak bir çalışma yapıyorduk.

Sonra araya bazı olumsuz faktörler girdi.

Ben de Gözlem'den ayrıldım.

Sonra 2000 yılının başlarında Gözlem Gazetesi'ne geri döndüm.

İshak Bey ile yazı işimize kaldığımız yerden devam kararı aldık.

Alarko binasına kendisini ziyarete gittiğimde, güvenlik anlamında

büyük zafiyetleri olduğunu gördüm. Bu izlenimimi kendisine aktarıp, dikkatli olmalarını söyledim.

Çünkü, Türkiye hızla bir kaos ortamına sürükleniyordu.

Benim uyarım, olası bir suikast ihtimaline karşı bir önlemdi.

Aynı endişelerimi Üzeyir Garih'le de paylaştım.

Bir dahaki ziyaretimde güvenlik önlemlerinin abartılı bir şekilde artırıldığını gördüm.

Ama, ne yazık ki, koca bir holdinge hükmeden bir beyin, böylesi bir dönemde, bu defa yakın koruma ihtiyacını gözardı etmişti.

Üzeyir Garih'in ölüm haberini Sabah Haber Merkezi'nden Can Esentaş telefonda verdiğinde içim cız etti.

Boğazımda bir şeyler düğümlenip kaldı. Hiçbir şey diyemedim. Ne ailesine ne de İshak Bey'e telefon açamadım.

Türkiye daneli bir başağını daha kaybetmişti.

BAŞARININ SIRRI
Bir başka enstantane.

Bir kokteylde rastlaşmış, laflıyorduk.

Gecenin davete uymuş tek smokinli gazetecisi olarak bana takılıyordu.

Ben de O'na uzunca bir süredir, kafamda takılı kalan bir soruyu sordum.

ABD'de başarılarını yüksek kar oranları ile ispatlamış şirketlerin uyguladıkları bir yöntemden kısaca bahsedip, "Şirketin yönetim kurulu üyeleri hiçbir şekilde eşleri ile birlikte biraraya gelmiyorlar. Her ne şekilde olursa olsun, eşli olarak görüşmüyorlar. Çünkü, görüştükleri takdirde eşler arasında 'Onun otomobiliydi, bunun kürküydü, şu bana iyi davranmadı, o kim oluyor da bana selam vermiyor' gibisine sudan sebeplerle hır çıkacağından, işin sonu kötüye gidebilir. Kıskançlık ve kapris yarışı başlamaması için orada, katı bir önlem almışlar ve iş ile özel yaşamı tamamıyla birbirinden ayırmışlar; siz de bu kurala uyuyor musunuz?" dedim.

Cevabı "Kesinlikle evet" oldu.

Garih, "Biz yıllardır sevgili ortağımla ailecek görüşmeyiz. Yanyana dahi gelmeyiz. İş başka, özel yaşam başkadır bizim için. Bu konuda çok hassas davrandık yıllarca" dedi.

Daha sonra aynı soruyu Alarko'nun Genel Koordinatörü Ayhan Yavrucu'yla da konuşmuştuk.

PATRONSUZ ŞİRKET
Yavrucu'nun yaklaşımı şöyle olmuştu:

"Bizim şirkette karar verilinceye kadar, her olay ayrıntılı bir şekilde tartışılır. Karar verildikten sonra o kararı sonuna dek desteklemek ve paylaşmak esastır. İshak Bey ve Üzeyir Bey'in bir kişi gibi hareket etmesinin ardında yatan unsur, kararı aldıktan sonra birbirlerini hiçbir şekilde eleştirmemeleri, sonuna kadar alınan kararın arkasında durmalarıdır.

Bizim şirketimizde bu çok önemli. 'Ben dememiş miydim?' ibaresi bu şirketin kapısından içeri giremez.

Ne diyecekseniz deyin.

Kararın alınması aşamasına kadar her türlü şeyi söylemekte serbestsiniz. Burada olağanüstü bir özgürlük ortamı var.

Onun için diyorum, patronumuz yok bizim. İki tane büyük hissedarımız var. Yoksa patron olarak emir veren, talimat yağdıran değil. 'Hep benim dediğimi yapın' şeklinde bir anlayış bu şirkette hiç olmadı. Bu şirkette değil patron, patronun gölgesi bile yoktur." İşte başarının sırrı.

Her türlü ihtimale karşı, yıllar öncesinden Alarko'nun geleceğini planlamışlardı. Bunları yakında ALFA yayınları arasında çıkacak "Önde Gidenler" kitabında ayrıntılı olarak yazdım.

Özü ve sözü bir, adam gibi bir adamın geriye bıraktığı izlerden birkaç satır yansıtmaya çalıştım.

Daha başka ne denilebilir ki.

Son olarak.

Alarko Grubu'na ve Garih ailesine başsağlığı dileklerimle.

Allah rahmet eylesin.

www.superbahis.com

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır