Şimdi Beyazıt'ta "Simkeşhane"nin bulunduğu alanda 60'lı yılların
sonunda, Beyazıt camisinin avlusuna sığınmış "Çınaraltı"ndan mülhem
olarak "Hasıraltı" namında bir kahvehane bulunmakta idi. O günlerde
"Ülkücüler" Marmara Kıraathanesi'nde toplanırken 68 Kuşağı'nın
devrimci gençlerinin uğrak yerlerinden biri idi "Hasıraltı". Orhan
Kemal'i ilk kez işte bu kahvenin camlı bölmesinde gördüğümü
hatırlıyorum.
Üstat, "Bir Filiz Vardı" romanını yazdığı günlerini yaşamaktaydı.
Cağaloğlu'nda kitapçıda çalışan "Filiz" adında, genç bir kıza âşık
olduğu söylenirdi. Kız, akşam üzeri işten çıktıktan sonra Orhan Kemal
ile "Hasıraltı"nda buluşuyor, 68 Kuşağı'nın devrimci gençleri de
üstada "bir şey olmasın" diye camlı bölmenin çevresinde etten bir
duvar örüyordu.
Rivayetler "raviyan-ı ahbar"a kalsın, Orhan Kemal'in çevresinde dönen
söylentiler ise o zamanın gençlerinin çoğunun malumu idi.
Özellikle de Muzaffer Buyrukçu ve Arap Talat'ın anlattıkları...
Karaköy'de Toprak Mahsulleri Ofisi'nde çalıştıktan sonra emekli olan
Buyrukçu ile Talat, bir de matbaacı Yelfe İhsan, Orhan Kemal'in sıkı
dostları arasındaydı.
O günlerden kalan bir Orhan Kemal anısı şöyledir:
Üstat, hastalığı nedeniyle Bulgaristan'a gitmiştir. Varna
yakınlarında yazarlar evine misafir edilir. Masasında bir kuş sütü
eksiktir, fakat Bulgarlar ne yapsalar, üstadın yüzünde yine de
mutluluğun en küçük bir esintisi görülmemekte... Bir gün nedenini
sorarlar.
Üstat, mutsuzluğunun nedeni şöyle açıklayacaktır:
"Her şey güzel de Muzo (Buyrukçu), Arap ve Yelfe yanımda olmadıktan
sonra kimle muhabbet edeceğim. Olmaz olsun böyle mutluluk!"
Hani, "gönül sohbet ister, kahve bahane" derler ya, o misal...
Bu ay çıkan "Varlık" dergisinde, Mehmet Narlı'nın "30. Ölüm
Yıldönümünde Orhan Kemal ve Murtaza" başlıklı yazısını süsleyen
fotoğrafı görünce anılarım sabah ayazında demlenen çay misali
hatıralarımın damağında lezzet bulur oldu.
Fotoğrafta Orhan Kemal üç kişiyle bir masanın etrafında oturmakta...
Masanın üzerinde "Altınbaş" rakısı, bir soda ve su şişesi ile yenmiş
tükenmiş mezeler... Belki de bir tabak dolusu maydanoz... Çünkü
üstat, pek severdi maydanozu rakı içerken...
Ve fotoğrafın altında şöyle bir yazı:
"Orhan Kemal ile Muzaffer Buyrukçu arkadaşlarıyla."
Peki, kimlerdi üstadın bu arkadaşları?
Yanında oturanı, parmaklarının ucuna iliştirdiği sigarası ve kaytan
bıyıklarıyla adeta "Klark" çeken Arap Talat, Buyrukçu'nun elini
omuzuna koyduğu ise Yelfe İhsan... Yani Orhan Kemal'in mutluluğuna
lezzet katan, candan arkadaşları...
Evet, Orhan Kemal aramızdan ayrılalı otuz yıl olmuş, Buyrukçu
romanları ve hikâyeleri ile Türkçenin balını damıtmakta...
Fotografileri geçmiş zamanlarının habercisi olsa da Yelfe ile Arap
Talat ise şimdilerde kim bilir unutuluşun hangi labirentinde?