  
İlgi duyulmaz, yapılır
Gençler dili istedikleri gibi eğip bükmekten keyif alıyorlar. Köşe yazarından muhabirine, medyadaki gençler için de böyle!..
Dilin doğrusuna eğrisine dikkat etmek yerine, derdini ifade etmek için bin türlü oyunculuk hali baskın çıkıyor.
Sonra ne oluyor?
Abiler, ablalar, amcalar kaşlarını çatıyor.
"Olmaz ki, böyle de konuşulup yazılmaz ki!"
Tepkileri yararsız mı? Hayır. Tersine! Eleştirilenlerin daha dikkatli konuşup yazdıkları çok açık.
Ama daha derinden kavrayabileceğimiz bazı şeyleri bu "öğretmen-öğrenci" ilişkisinin "kırıcılığı" içinde gözden kaçırıyoruz.
Çünkü dil yanlışlarını düzeltenler konuya kuralcı dilbilgisi açısından yaklaşıyorlar...
Oysa son yıllarda artan Türkçe yanlışlarında anlambilim (semantik) ve göstergebilim (semiyoloji) açılarından çok verimli ipuçları var:
Bu ipuçları bize modern hayatımızı daha yakından gösterip anlatabilir.
Son tartışma-eleştiri örneği Ayşe Arman'ın Hürriyet'teki bir yazısından çıktı. Arman şöyle sormuş: "İnsan kadın doğum uzmanı olunca, hamile karısına daha mı çok ilgi yapıyor?"
Vay efendim, ilgi duyulurmuş, yapılmazmış! "Duymak" yardımcı fiilinin yerini nasıl oluyor da "yapmak" fiili alıyormuş?
İtiraz doğru...
Doğru da...
Bu deyimin arkasında başka bir dünya var.
Sözgelimi, gençler birbirlerine "ne o ilgi yapma günlerindesin galiba!" diye laf atarken; genç bir kadın sevgilisine "İlgi yaparak beni kandıracağını mı, sanıyorsun?" derken gerçekte saçmalamıyor.
Nasıl mı?
Haydi, biraz daha yakından bakalım.
Hayatımıza ve bize kattığı yeni anlamlara...
ooo
Öyle hızlı yaşıyoruz ki; bir başkasıyla ilgilenmek için durmamız gerek. Duramıyoruz...
Öylesine kendimizle ilgiliyiz ki, hislerimiz öylesine kendimize yönelik, öylesine çatışmalı ve karışık ki, başkasına ilgi duymakta zorlanıyoruz...
Elektrik faturalarını, kredi kartı ekstrelerini; patronun kaprislerini, müşterinin isteklerini hesaplamaktan insanın başı dönüyor. Sonunda duygular çekip gidiyorlar gündelik hayattan!..
Fakat bir yandan da şunun farkındayız: Duyamayız belki, ama "yaparsak" olur! O zaman bizden ilgi bekleyenlere başlıyoruz ilgi yapmaya!..
ooo
Madalyonun öteki yüzüne gelince...
İlgi duymak ilgi duyulanı tatmin etmiyor artık...
"Bilmemkim sana ilgi duyuyor!"
"Ya öyle mi? Eee?.."
Artık ilgiden fazlası isteniyor: Özen gösterilmesi (pek büyük emek!); şefkatle erosun birlikte cisimlenmesi (ah, ne zordur!) gerekiyor...
Artık ilgi, sıradan bir "his" olsun istenmiyor! Bir armağanı andırması; üzerinde çalışılması isteniyor...
Hatta hekimin tedavisi, hemşirenin bakımı, annenin özeni, babanın koruyup kollaması gibi olması isteniyor ilginin... Eh, pes!
Söyler misiniz Hakkı Devrim üstad; "duymak"la altından kalkılabilecek bir "iş" midir bu uzun ve meşakkatli süreç?
ooo
Peki neden genç kadın sevgilisine "Böyle ilgi yaparak beni kandıracağını mı sanıyorsun?" diye soruyor?
İşte gençlerin "yapma" fiilini aslında ne kadar bilerek, içlerinden gelen doğru bir tercihle kullandıklarını gösteren bir örnek.
Çünkü "yapılan" şey iyidir hoştur da, bazen içtenlikle bağları zayıftır.
Hani "parayı bastır en pahalı hediyeyi al!" ama "duygularından ne haber!" durumu...
ooo
İmla ve dilbilgisi kuralları önemlidir.
Fakat hayatın dilimize taşıdığı yeni anlamlar ve uygulamaların değeri de hiç yabana atılmamalıdır.
Bakınız; gerçekten de artık pek ilgi "duyulmuyor", fırsat ve imkân bulunursa "yapılıyor!..
Basın, haber ve CASA
"Televizyon anında haberleri veriyor; basına haber kalmıyor. Bu yüzden basın okuru oyalamalı, eğlendirmeli, düşündürmeli, ama haberi TV'lere bırakmalı!"
Doğru mu bu düşünce?
Buradaki yanlış, "haber"in tarifinden kaynaklanıyor. Haber, ajans bültenleri ve sadece güncel gelişmelerse; tamam! Televizyon yarışı çoktan kazandı...
Oysa gerçek öyle değil!
Üst üste gelen CASA kazaları ve verdiğimiz şehitler bu konuyu bir kere daha düşünmeye zorlamalı bizi.
Basın kazalardan ilginç insan öyküleri çıkardı!
Ancak az daha bu uçakların özellikleri ve satın alınma öykülerinin de, düşmeleri gibi "haber" olduğunu unutacaktı!..
Oysa okur bu uçakların düşmeleri kadar, neden düştüklerinden de haberdar olmak istiyor.
Ve basının imdadına bir gazetecinin yıllar önce yazdığı kitap yetişti: Nezih Tavlaş'ın "CASA Olayı" adlı kitabı...
Bir toplum siyasette, ekonomide, ahlâkta bu kadar yara alınca medyanın yarasız beresiz kalması imkânsızdı. Bunu nicedir iyi biliyoruz!
Yine de birkaç gündür gazeteleri okurken içimden hep şöyle diyorum: İyi ki soran, sorgulayan gazeteciler var; ya olmasalardı!
AYNA
Önemsiz üzüntüler ve önemsiz aşklar ölmezler. Görkemli kederler ve aşklar ise kendi bütünlüklerini kaybetmeden intihar ederler.
OSCAR WILDE
|