Ölenler içinde Güneydoğu'daki zor, çileli günlerinden sonra hayata yeni başlayacak, anasına, sevdiklerine kavuşacak ne gençler vardı. Ne ümitlerle, ne zorluklarla yetiştirilen 38 genç adam..
Ve biz, her zamanki gibi ağlayarak, sızlayarak onların Türk bayraklarına sarılı tabutlarını tesbih tanesi gibi dizdik arka arkaya..
Çok merak ediyorum, araştırılsa acaba koca dünyada, en ilkelleri dahil olmak üzere bütün ülkelerde böyle arka arkaya 38 askerini, aynı cins uçakla ölüme yollayan bir başka memleket var mıdır?
Artık nefret noktasındayız.. Bu boşvermişliğe, bu ihmaller dizisine, bu; kendi plânları için gözünü kırpmadan başkalarını yakanların kurbanı haline getirilmeye..
1989 yılında madem ki, teknoloji olarak geri bulunduğu için alınmaması konusunda Meclis'e önerge verilmiş, madem ki Yunanistan'ın almayı sakıncalı bulduğu söylenmiş ve uzmanlar "Uygun bulunmamasına rağmen satın alanlar gelecekte olacak faciaların da sorumlusu olurlar" açıklaması yapmışlar, o zaman CASA'ların alınmasındaki ısrarın nedenleri, kararı verenler tarafından açıklanmalıdır. CASA firmasından Türkiye'deki temsilcisine gönderilen mesajdaki (!!!) ler, yani rüşvetler kimlere verilmiş?
Bu alımlardan para kazanan siviller var mı?
CASA satışlarında adı geçen iş adamları, aracılıkları doğruysa bu "iş"ten ne kadar kazandılar? Ve tek tek isimleri..
Siyasette torunlarımıza, onların torunlarına sorumsuzluklarıyla, bencillikleriyle yüzlerce katrilyon borç bırakanlar, şehirleri gecekondu yığınına çeviren, İstanbul Boğazı'nın görüntüsünü bile mahvedenler servetlerine servet katıp köşelerinde oturuyorlar..
Cezası yok.. Yasalar onları koruyor ve korumayacak yasalar da bir türlü çıkarılamıyor.
Ama kendilerine servet yapmak için bu milletin gençlerinin ölümüne neden olanların da aynı şansa sahip olmalarını istemiyoruz.
Milli Savunma Bakanlığı ve Genel Kurmay yukardaki soruların cevaplarını Türkiye'ye açıklamak zorundadır!
'Devlet üslubu önemli' gerçekten!
Hükümet üyeleri, başta Başbakan Bülent Ecevit olmak üzere bir çok bakan olup bitenlere bakıp bakıp "yadırgıyorlar", "sindiremiyorlar" ve buna benzer birçok psikolojik ve fizyolojik eylemi dile getirip duruyorlar ya, vallahi aynen biz de bu durumdayız.
Hayatımızın her safhasında sürekli yadırgadık, sindiremedik, halâ hâzım güçlüğü çekiyoruz olanlar karşısında.
Üstelik bizim hafızalarımız onlarınki kadar zayıf da değil. Yakın tarihimizde bize reva görülenleri, seçip kendi ellerimizle bizi yönetsinler diye Meclis'e gönderdiğimiz insanların davranışlarını, hiç düşünmeden ettikleri ileri geri lâfları, bir çocuğun bile yapmayacağı anlamsız konuşmaları, yolsuzlukları, haksızlıkları, neleri halâ yadırgıyor ve sindiremiyoruz.
Örneğin; "Alternatifimiz yok, onun için koltuklarımızı bırakmayız" sözünü çok yadırgıyoruz.
Hata yapan hesabını verip gitmeli, alternatif bulunur. Başkalarına hataların hesabını sorup, kendisi hesap vermeye yanaşmayanların hiçbir yaptığı, söylediği bir anlam taşımıyor.
Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli özelleştirme ve IMF yardımı ile ilgili konularda konuşurken Kemal Derviş için;
"Derviş zehir olsa Türkiye için sonuna kadar içerim" dedikten sonra şöyle devam ediyor;
"Bizim için Telekom meselesi çok önemli değil, devlet üslubu önemli."
Söylediklerini yazılı olarak kağıt üzerinde görünce çelişkiyi kendisi de farketti mi acaba?
Bu nasıl bir devlet üslubudur?
Kemal Derviş, kendisinin Başbakan Yardımcısı olduğu hükümetin çok önemli bir bakanı.. O da kendine göre aynı amaçla çalışıyor; ülkeye hizmet.. O zaman uzun bir konuşma içinde, bütün cümlelerin onu kötüleme temeline oturtulması ve ondan bir hükümet üyesi değil de yabancı gibi sözedilmesi çok kabul edilebilir bir üslup mu?
Devleti temsil edenlerin, en önemli devlet toplantılarından birinde kavga ederek Cumhuriyet tarihinin en büyük krizini başlatmaları nasıl bir üslup?
Meclis oturumlarında ölümle sonuçlanan kavgalar, cumhurbaşkanlığına veya parti başkanlığına aday olanlara şiddet saldırıları nasıl bir üslup?
Farklı devlet üsluplarından söz etmeye devam edeceğiz.. Güldürmeyin bizi Allah aşkına!