Ecevit'in borcu
Devletin para ile oy satın alma üstüne kurulu siyaset Türkiye'yi batırdı ve tekrar IMF kapılarına düşürdü.
Hükümet reform taahhütleri ile bize bir yıl soluk aldıracak borç parayı sağladı.
Bu taahhütler IMF'nin değil, aklın emridir.
Ama halâ bu paraların Türkiye'yi kurtarmak için değil, borç batağında kapitülasyon boyunduruğuna mahkum etmek için verildiğini iddia edenler çıkabiliyor.
Bu sesler, istikrar programının halk yığınları üstündeki baskısı arttıkça kışkırtıcı meydan okumalara dönüşecektir.
Ülkeyi peş peşe krizlere sürükleyen iktidar ortakları da dahil tüm partiler, para almak için kabul ettikleri reformlardan seçim yaklaşıyor diye vazgeçeceklerdir.
Böyle bir kara senaryo, Türkiye'nin AB üyeliğinden iyice uzaklaşıp dünyaya kapalı bir Ortadoğu ülkesi olmaya mahkumiyeti demektir. Allah korusun!
Ama verdiği aklı kullanmayan kullarını Allah korumaz.
Mahkum olmayalım
Kriz, sadece ekonomide değil, siyasette de yeniden yapılanmayı ertelenemez bir mecburiyet olarak önümüze getirmiştir.
Çünkü krizin sebebi ekonomik değil siyasi yetersizliktir. Türkiye, yükselen toplumsal kalitesini siyasete taşıyamıyor.
Yıllardan beri partiler de biliyor bu gerçeği.
O nedenle partiler ve seçim kanunu değişsin isteniyor, partiler toplumdaki baskı artınca bu beklentileri cevaplayacakmış gibi hareketleniyor, fakat bir çaresini bulup kaçıyor.
Çünkü liderler, onların seçtiği milletvekilleri ve parti örgütleri bir çıkar ortaklığıdır ve kendilerini var eden düzeni korumak, hakları olmasa da doğalarının gereğidir.
Ama artık deniz bitti..
Kamuoyu araştırmaları halkın yarısının hiç bir partiye oy vermeyeceğini gösteriyor. Bütün partiler yüzde 10'un biraz üstünde, biraz altında sefilleri oynuyor.
Yeni bir seçim, üç partili koalisyonları bile aratacaktır. İktidarsız hükümetler yüzünden Türkiye kargaşa ve acı çekecektir.
Hiç bir partinin, hiç bir liderin ülkeyi böyle bir geleceğe mahkum etme hakkı olamaz.
Patron halk olsun..
Fransa'da yarı başkanlık var. Milletvekilleri dar bölgede iki turla seçiliyor.. Sistem farklı olduğu halde İngiltere ve Almanya'da da milletvekilleri dar bölgede seçiliyorlar.
Bizim milletvekillerinin de patronu artık lider değil halk olmalı..
Parçalı koalisyonların yarattığı zaaf da, ya başkanlık sistemine geçerek veya başbakanı iki turlu seçimle halka seçtirerek aşılmalıdır.
Demirel bunu, çok geç anladı. Marifet, iktidarı kaybetmeden gerçeği görebilmek..
Ecevit siyasete "umut" olarak doğdu ama her iktidar dönemi, krizler, darlıklar, karışıklıklarla geçti ve düş kırıklığı ile sonlandı.
Halkın ona şans tanımakta çok bonkör davrandığını inkâr edemez. Millete borcu vardır ve bugün ödeme gücüne de sahiptir.
Yaşı, yeni seçimde kendi çıkarına bir hesap içine giremeyecek kadar ilerlemiştir.
O zaman bu avantajı, Türkiye'nin yolunu açacak değişim için neden kullanmasın?
Ülke geleceğinin talep ettiği bu görevi sahiplenmek en çok Ecevit'e yakışır.