kapat

06.03.2001
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Melodi
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2001
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Kurban Bayramı
ERDAL BİLALLAR(ebilallar@sabah.com.tr )


Göz boyamacılık

Yıllar önce Missouri zırhlısı ile İstanbul'u ziyaret edecek Amerikan bahriyelerine mahçup olmamak için genelev sokaklarını badana yaptıran, Kabataş İskelesi'ni deterjanlarla yıkatan zihniyet, şimdi de Olimpiyat için kaldırımları döşetiyor!

Sokaklar çamurdan geçilmezken... İstanbul'un yarısı; yolu, kanalizasyonu, alt yapısı olmayan gecekondularda yaşarken... Halk günde üç saatini trafikte öldürürken, trilyonlar kaldırımlara gömülüyor!

Genelevin badanasından, kaldırımın taşına...

İşte; bu iki örnek bile yarım asırlık bir sürede ne denli geliştiğimizi(!) gösteriyor!

Amaç halkı düşünmek, onlara yaşanacak bir çevre vermek mi?

Kesinlikle hayır!

Batı'ya karşı vitrini düzeltmek, iyi görüntü vermek, gelişmiş(!) ülke olduğumuzu göstermek!

Ama nelerle?

4 şeritli otobanlarla mı?

Yemyeşil parklarla mı?

Pırıl pırıl sokaklarla mı?

Yaşanası konutlarla mı?

20 kişilik sınıflarla mı?

Ne gezer; kırmızı tuğla döşenen kaldırımlarla!

İstanbul'a gelecek Olimpiyat heyeti, kenti gezmeye kalkarsa ne olacak?

Yolları; Tarlabaşı'na, Hacıhüsrev'e, Dolapdere'ye, Başıbüyüyük'e, hatta Olimpik Stad'ın inşa edildiği İkitelli'ye düşerse şaşırmayacaklar mı?

Hele Sultanbeyli'yi görürlerse, ayıplamayacaklar mı?

Düşünün; bir yanda kırmızı tuğla döşenen kaldırımlar, diğer yanda çaresizlikten ilkel şartlarda yaşayan insanlar!

*

SON SÖZ: Tüm dikkatlerini kaldırıma verenler, gelişmişliği kaldırım taşlarına endeksleyenler, ne yazık ki siyaseti de kaldırıma düşürüyorlar!

Çağdaşlık bize batıyor! Çünkü çağ dışıyız
Köylülük, ilkellik bazılarımızın hamurunda var... Evinde şofbeni olan kazanda su ısıtıp yıkanıyor... Milyarlar verdiği yemek odası takımı süs gibi dururken, o bağdaş kurup yerde tıkınıyor... Çamaşır makinesi almış ama eşine leğende çitileme yaptırıyor...

Çünkü çağdaşlık ona batıyor! O, daha kasabayı bile görmeden sırtlayıp İstanbul'a getirdiği köyünde yaşıyor...

Kim mi onlar?
Dün sabah İstanbul'un çevre yollarının kenarlarını, mahalle aralarını, köşe başlarını mezbahaya çevirenler... İstanbul'u kan gölü haline getirenler... Kurbanı çocuğunun gözleri önünde kestirip ona şok geçirtenler...

Hatta; kasap çağırmayı erkekliğine(!) yediremeyip, kendi elini, kolunu kesenler...

Oysa bütün belediyeler modern kesim yerleri hazırladı... Günlerce önce kurban kesimlerinin başta temizlik olmak üzere dini kurallara göre buralarda yapılacağını afişler asıp herkese hatırlattı... Çoğu belediye başkanı olacakları biliyormuş gibi zabıtaları kapı kapı dolaştırdı...

Ama ne mümkün!

Benim insanım çağdaşlık istemiyor ki...

O atasından gördüğünü yapacak... Bayram öncesi zaptedemediği boğayı kaçıracak... İtfaiyeyi, polisi seferber edip otoyollarda hayvanı kovalayacak... Yakalayamazsa tüfekle vuracak... Yakalayınca eline sopayı alıp zavallıyı cezalandıracak...

Bayram sabahı olunca bir kamyonet tutacak... Çoluğu çocuğu ve boğası ile belediyelerin trilyonlar harcayıp yeşillendirdiği rekreasyon alanlarından birinin kenarına kapağı atacak...

Kurbanını kendi kesecek... Derisini yüzmek için asmaya çalışırken 3-5 fidanı devirecek... Etleri evden getirdiği tencereye, tepsilere yığacak... Sonra da hayvanın kellesini, işkembesini, bağırsağını çimlerin üzerine bırakacak...

Ve eminim ki; akşam evde kavurmayı yerken, bizi Avrupa Birliği'ne almayanlara "Bunlar bizim gücümüzden korkuyor" diye saçmalayacak...

Hatta 2008 Olimpiyatları'nı İstanbul'un almaya hakkı olmadığını söyleyenleri, yazanları vatan hainliği ile suçlayacak...

ELEŞTİRİ

Ayfer Hanım'ın güzelliği!
"Haftada iki kez kuaföre giderim... Ayda bir kez cildimi gerdiririm... Giysilerde saks mavisi ve moru tercih ederim..."

Bir zamanların Hazine Müsteşarı, Çiller'in Devlet Bakanı ve günümüzün milletvekili Ayfer Yılmaz Hanımefendi farklılığını, bakımını, kadın olarak alımlılığını bu sözlerle özetliyor... Gazete de haklı olarak manşete çekiyor:

"Değiştikçe güzelleşiyor!.."

Bir kadın tabii ki bakımlı ve alımlı olacak... Güzelliğine dikkat edecek... Sayın Ayfer Yılmaz için atılan başlık gibi değiştikçe güzelleşecek...

Ama bu kişi Hazine Müsteşarlığı, Devlet Bakanlığı yapmış ve Türkiye'yi 1994 krizinin kucağına atan kadronun içinde yer almış bir politikacı hanımefendi olursa, sözlerine dikkat edecek...

Ve objektiflere poz verip, bunları söylemeyecek...

Bence kendini güzelleştirmeyi değil, ülkesini güzelleştirmeyi, geliştirmeyi amaç edinecek... Bunun için mücadele edecek... Gördüğü her yanlışı Meclis kürsüsünden dile getirecek... Gücü yetmezse halka inecek, hatta sine-i millete dönmeye bile cesaret edecek... Ama Ayfer Hanımefendi; ülkenin güzelliğinden, gelişmişliğinden önce kendi güzelliğine önem veriyor...

Milyonlarca kadın; Ayfer Yılmaz gibi yüzlerce politikacının hataları yüzünden geçinebilmek, aile bütçesine bir şey verebilmek için ya bir kurumda, ya bir kuruluşta, ya da el kapısında saçını süpürge ederken, o, haftada iki gün kuaför koltuğunda oturup saçının rengini, modelini değiştirdiğini söyleyebiliyor...

Ve en acısı; bu millet çoluğuna çocuğuna bayramlık alamazken Sayın Hanımefendi nispet yapar gibi "giyside saks mavisini tercih ettiğini" bütün ülkeye ilan edebiliyor...

İĞNE
Kırmızı ışıkta durmayı, yaya geçidinde yavaşlamayı, ambülansa yol vermeyi, sırada beklemeyi delikanlılığınıza sığdıramıyorsanız

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2001, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır