


Çırpınan kurbağa olabilmek
Orada burada konuşmalar kulağıma çalınıyor:"Bu krizden kurtuluş çaresi var mı?"
"Kemal Derviş başarılı olabilecek mi?"
"Yoksa bunca çalışıp çabalamak gereksiz mi? Her şeye boş mu vermeli?"
***
Bir toplumda siyasetçiye güven sıfır noktasına inince böyle kuşkular başlıyor işte.
Ve insanlar çalışmakla çalışmamak, umutla umutsuzluk, iyimserlikle karamsarlık arasında gidip geliyorlar.
Bize de günün mana ve ehemmiyetine uygun olarak iki kurbağa hikâyesini anlatmak düşüyor.
***
İki kurbağa, süt dolu bir kazana düşmüşler. Kurbağalardan biri bakmış ki çırpınmak, çabalamak nafile; ölüm kaçınılmaz. "Nasıl olsa kurtulmak mümkün değil" diye düşünmüş ve kendini bırakıvermiş.
Arkadaşının boğulduğunu gören ikinci kurbağa ise çırpınmaya devam etmiş. Bacaklarını vuruyor, oradan oraya yüzüyor ve var gücüyle kurtulmaya çabalıyormuş.
Bizim kurbağa o kadar çok çırpınmış, o kadar çok dövünmüş ki bir süre sonra sütün yüzeyinde bir yağ tabakası oluşmaya başlamış.
Çünkü kurbağanın bacakları bir yayık görevi görüyormuş.
Yağ tabakası giderek kalınlaşmış ve kurbağanın hayatı kurtulmuş.
***
Bu kıssadan çıkarmamız gereken birinci hisse şu: Kurbağa çırpınmaya başladığı zaman, sütün üzerinde bir yağ tabakası oluşturabileceğini bilmiyordu. Sonunu düşünmeden kendisini kurtarmak için çabaladı ve bu bilinçsiz çabası sayesinde kurtuldu.
İkincisi hisse ise şöyle: Eğer ilk kurbağa da hemen pes etmeyip çırpınmayı sürdürseydi, hem kendini kurtaracaktı hem de iki kurbağanın çabasıyla süt daha çabuk yağ bağlayacaktı.
Demek ki durum ne kadar kötü görünürse görünsün, hayatta ve ayakta kalma refleksini sürdürmemiz gerekiyor.
Belki de önümüz, şu anda göremediğimiz fırsatlarla dolu.
Peter Gabriel, "Don't give up!" diye şarkı söylemiyor muydu! Yani "Sakın pes etme!" diye.
Dolayısıyla bu krizi bir kurbağa kadar ciddiye alıp, Kemal Derviş'e yardımcı olmaya çalışmaktan başka görevimiz yok!
Haydi başlayalım bacaklarımızı sallamaya!
Bakarsınız bir iki ay içinde ortalık kaymak gibi olur!