kapat

08.11.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Cumartesi Eki
Pazar Eki
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
Ne dediğin değil, nasıl söylediğin önemli?
Evet, toplumda böyle bir fikir birliği (konsensus) var. Karşı çıkılmasını, değiştirilmesini, tepetaklak edilmesini istediğim konsensuslardan biri de budur. Çünkü öz'den çok şekli ön plana çıkaran bir yaklaşım bu.

Cumhurbaşkanı'nın, milletin vekillerini parti liderleri seçtiği için partilerde demokrasinin olmadığı şeklindeki beyanatına bazı parti liderleri ve ileri gelenleri, "Davetlerde ayak üstü söylemesin, basın toplantısı yapsın" gibi yanıtlar verdiler.

Doğru mu, yanlış mı, hiç aldıran yok. Bırakın aldırmayı, doğru olduğuna inanılsa bile sırf söyleniş tarzı nedeniyle hakaret olarak algılanıyor uyarılar. Hele menfaatimize azıcık, azıcık dahi değil bir lokmacık dahi dokunuyorsa misilleme olarak kullanılıyor. Haksızlığımızı örtmek, yanlışımızı perdelemek için mazeret olarak öne sürülüyor.

İş yaşamında da böyle aile yaşamımızda da. Hani derler ya, "Herkesin önünde beni rezil etti" diye. Rezil etmeseniz de böyle düşünüyor insanlar. Kendilerine bir bilgi kırıntısı ilettiğiniz veya usturubuna göre uyardığınız, bir yanlışını düzelttiğiniz zaman dahi alınıyorlar. Buna karşı da şu öneriliyor: "İçeri çekip dövseydi de herkesin önünde söylemeseydi."

"Her şikayet bir armağandır" diye bir söz var. Sanıyorum TMI adındaki eğitim kuruluşuna ait. Biz, bırakın şikayetleri, eleştiri, dilek, istek, öneri ve temennileri bile armağan olarak kabul edemiyoruz. Kendimize karşı haksızlık, acımasızlık, hakaret, kişiliğimize tecavüz ya da kabalık olarak görüyoruz.

İnsanlar söylenilenden bir şeyler çıkarmak yerine nasıl söylenildiğine odaklanıyor. Herkesin önünde mi söyledi, ayakta mı söyledi, oturarak mı söyledi, sert mi söyledi felan. "Doğru mu yanlış mı, ben bundan ne çıkarırım, gerçekten bir yanlış mı yaptım" gibi düşünen yok. "Hatasını yüzüne vurmak" deyimini ne kadar zavallı buluyorum bilemezsiniz. Hatası söylenen insan bu kültürün etkisi ile kendisinin yüzüne şamar atıldığını varsayıyor. Halbuki hatasını öğrenince insan onu söyleyenin kendisine bir armağan verdiğini varsaymalı.

Bu toplumsal değer yargısı, "Ne şiş yansın ne kebap", "Çevir kazı yanmasın" ya da, "yanar-döner" şeklinde nitelenebilecek bir kültüre yaygınlık kazandırıyor. Bu kültürün etkisi ile konuşan insanların da ne dediği bir türlü anlaşılamıyor.

Bu kültür nedeniyle insanlar karşılarındaki insan için doğru insan olmak yerine iyi insan olma tercihini yapıyor.

Tabii ki, söylediklerimden, karşıdaki insana kaba saba davranalım demek istediğim çıkarılmıyordur.

"Bana bir şey öğretenin kölesi olurum" gibi bir laf vardı galiba. Hele öğrettiği şey yanlışım ise ben ona, "Helal olsun" derim, söyleyiş tarzına aldırmaksızın. Söylediği yanlışım değilse de gerçekten, hoş görürüm sadece.

ULAŞ BIÇAKCI


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır