Önemli bir kesim, vergi oranlarının düşürülmesini önerirken, Clinton ve ekibi bu bütçe fazlasının 2035 yıllarında açık vermesi beklenen sosyal güvenlik sistemine aktarılmasını savundular. Türkiye'de ise 30 yıl sonrasının hesabını şimdiden yapmaya kalksanız herhalde gülerler. Ancak sosyal güvenlik sisteminin 1984'ten bu yana vermiş olduğu açıklar artık sürdürülemez noktalara gelince reformlar gündeme alınabildi. Sistemin kaybının 27 milyar dolar civarında olduğu hesaplanıyor. Sistemin işlerliğine ilişkin sıkıntılar yanında, sosyal güvenlik fonlarına devletin el koyması sonucunda açıklar oluşmuş.
Sosyal güvenlikle ilgili yapılacak reformların biride özel emeklilikle ilgili. IMF'ye verilen iyi niyet mektubunda da yer alan özel emeklilik kanunu uzun süren ve çeşitli kurumların katılımıyla hazırlandı. Şu anda hükümetin tasarısı olarak Meclis'e sunulmuş durumda. Yasaya göre kurulacak emeklilik şirketleri çeşitli fonlar oluşturabilecek ve bu fonlar katılımcıların yani çalışanlardan toplanan kesintileri portföy yönetim şirketleri vasıtasıyla yönetecekler. 10 yıllık bir sürecin sonunda katılımcılar emeklilik ikramiyesi veya emeklilik maaşı seçenekleri ile sistemden ayrılacak. Emeklilik dönemine ciddi bir katkı sağlanmış olacağı için çalışanlar açısından çok tercih edilebilecek bir yol olacak.
Özel emeklilik fonlarının en büyük faydası Hazine'ye olacak. Özel emeklilik fonları uzun vadeli yatırım yapabilecekleri için fonlarının çok büyük bölümünü riski olmayan Hazine kağıtlarına plase edebileceklerdir. Sağlanacak fonların 20-30 yıl vadeli devlet tahvillerine bağlanması Hazine'nin borçlanmasını ve borç idaresini kolaylaştıracaktır. Uzun vadeli borçlanma imkânı hem faizler üzerindeki baskının azalmasını ve düşmesini sağlayacak, hem de merkezi idarenin planlama yapma ve hedef belirlemesinde avantaj oluşturacak.
Özel emeklilik fonları gerek çalışan gerekse işverenlerden kesilecek birikimlerle oluşacağından ülkemizde hayli düşük olan tasarruf eğiliminin artmasını da sağlayacak. Tasarrufların artışı profesyonel yönetimde yatırımlara dönüşeceğinden ülke kalkınması için gerekli uzun vadeli fon tedarikini yerine getirmiş olacak.
Emeklilik fonları makro ekonomik anlamda ciddi katkılar yanında, özel olarak sermaye piyasaları içinde vazgeçilmez fon arzeden kurumlardır. Sermaye piyasasının bugün için özel kesim menkul kıymetleri anlamında sadece hisse senetleri ülkemizde söz konusudur. Ancak özel sektör için daha büyük montanlarda ihraca konu olabilecek olan, tahvil başta olmak üzere borçlanma enstrümanlarıdır. Tahvil piyasası olmayan bir sermaye piyasasının gelişmiş sayılması mümkün değildir. Enflasyonun kontrol altına alınması, devletin borçlanma gereğinin azalması, faizlerin düşmesi şirketlerin kaynak ihtiyaçlarında tahvil ihraçlarını da gündeme getirecek ve bu ihraç edilen tahvillerin en büyük alıcısı özel emeklilik fonları olacaktır. En büyük alıcı olmaları itibariyle tahvillerin faizlerinde yaşanabilecek dalgalanmaları regüle edecek bir piyasa yapıcılığı da özel emeklilik fonlarına düşecektir.
Çok doğal olarak bu fonlar hisse senedi piyasasında gelişmiş ülkelerde olduğu gibi arzu edilen kurumsal yatırımcı boşluğunu dolduracak. Şu anda yatırım fonları ve ortaklıklarından oluşan kurumsal yatırımcı kesimi büyüklükleri anlamında yeterli olmadıkları için özel emeklilik fonları bu yetersizliği giderecektir. Hisse senedi piyasasında aşırı spekülasyon ve büyük boyutlara ulaşan manipülatif hareketler karşılarında güçlü fonlar nedeniyle giderek azalacaktır. Ancak özel emeklilik fonlarının hisse senedi piyasasına yapacakları katkılar, faydaları arasında belki de en son sıraya oturacak bir özelliktir. Yapılan eleştirilerde borsaya sağlayacağı ileri sürülen faydaların tek bu işe yararmış gibi öne çıkarılması haksız olduğu kadar yanlıştır da. Ancak sistemin işlerliği için vergi kısmının halledilmesi meselenin can damarı olacaktır. Bu konu tartışmayı gerektiriyor.
İBRAHİM HASELÇİN