Çanakkale'nin Yenice'sinden bilirim. Bir sene tütüne iyi bir başfiyat verilir. Ertesi sene, herkes yallah tütün ekmeye. Bir sene biber revaçta olur, ertesi yıl haydi bibere. Tabii ki bir ertesi yıl, o kadar çok tütün ya da biber olurki; bolluktan para etmez; bu sefer çiftçi öfkelenir, yollara biber döker, ortalıkta tütün yakar, hınç alır. Meğer biz Türkiye'nin en çok kazandığı sektörlerden birisi olan tekstilde de aynı şeyi yapmışız.
Sadece Çorlu'da 1400 tane boyahane varmış ve bunlardan yalnızca 200 tanesi şöyle böyle çalışıyor, gerisi yatıyormuş. Boyahane için böyle de, fabrika için farklı mı? Güzelim Maraş Ovası'na, 60 tane tekstil fabrikası dizilmiş. Pamuk dikilen tarlalar, şimdi mezbele gibi fabrika ve fabrikaların yalnızca üçte biri aktif, kalanıysa gene yatıyor. İçlerindeki makinaların devri geçiyor, hurdaya çıkacağı günü bekliyor. Tabii ki tarlalar fabrika niyetine, beton ve demirle dolunca, pamuk ekecek yer kalmadı ve bugün, Türkiye'nin pamuğu, ülkenin yıllık gereksiniminin ancak altıda birini karşılayabiliyor.
Yani bütün fabrikalar iki ay çalışıp, Türk Pamuğu'nu bitiriyor, kalan on ay, dünyada adı kötüye çıkmış Yunan Pamuğu'nu falan işlemek zorunda kalıyor. Sadece imalat değil, satışta ayrı bir rezalet. Tekstilin merkezi Laleli'de dükkan kiraları, işin en civcivli zamanı, metrekare başına 3 bin mark iken, bugün düşmüş yok paralara. Nasıl Ruslar'ı kaçırttık, iş bu ahvale düştü. Şimdi esnaf Ruslar niye kaçtı diye düşünüyor. Ruslar kaçar kardeşim. Ruslar'ın buraya hep kadınları geldi değil mi? Düşündünüz mü niye? Çünkü Ruslar'ın erkekleri sabahtan akşama kadar içki içer ve kör kütük sarhoş dolaşır. O sebeptendir ki, Rusya'da işlerin patronluğunu da, işçiliğini de kadınlar yapar. Ama bu kadınlar öyle kadındır ki, değme erkeği cebinden çıkarır ve daha ilk üç kağıtta işkillenip, marizi basar, adama paparayı yutturur.
Bugün, Rusya'da, Ukrayna'da benim diyen mafya çetesinin başında, tornadan çıkmış gibi biçimli ve Kızıl Meydan'ın arkasında, bilmem hangi sokak savaşında, kan revan içinde kalmış kadar bıçkın bir kadın oturuyor. İşte Laleli'nin satış otellerinde kalan kadınlar, bu kadınlardı. Biz ne yaptık, Elazığ'ın, Hatay'ın, oranı buranın çobanlarına Laleli'de iş gördürdük ve onlarda ne kaparsak kar mantığıyla, bu "kaçın kurdu" kadınlara sözüm ona kazık üstüne kazık basmaya başladı. Kadınlar, 100 bin doları masaya sayıp; 50 bin tişörtü Karaköy'den gemiye yükle dediler çobanlara.
Gemiler kalktığında çuvalları açıp baktılar ki, hepsi kolsuz, yakasız, cepsiz, dikişsiz, sözümona tişörtle dolu. Koca gemiyi denizden döndürüp, Laleli'ye veryansına gitmeye kalkışanlar, çobanlardan kafa göz yarmacasına dayak yiyip telef oldular. Neydi o talan öyle?.
Herşeyi bir sürü halinde yapıyoruz ya, bu tekstil işini de öyle yapıp, yüzümüze gözümüze bulaştırdık. Yalanım yok Tekirdağ'ın köylüleri, Honştayn ineklerini satıp örgü makinesi koydular evlerine ve bir bölük, kilosu bir milyondan örgü ördüler. Daha güneş, beş on defa doğup batmamıştı ki, düştü örgünün parası 90 paraya. İnek gitti, makinalar kaldı mostralık. Aylak zamanımda oturup bunların nedenini araştırdım. Köşemizin adı Aylak Bilgi ya.
Meğer ki devlet o devrede, her tekstil işletkesi kuracağım diyene, teşvik verir olmuş. Millet de, fırsat bu fırsat deyip, hangi pamuğu ne kadar kumaş yapacağını ölçüp biçmeden kurmuş fabrikaları, milyonlarca mark ödeyerek geçirmişler makinaları, sokmuşlar fabrikadan içeri. Şimdi de tekstil piyasasını, bizim o söve-döve kovduğumuz Rus kadınları Romanya ve Polonya'ya kaydırmak üzere. Beğenmediğimiz Romenler, gelip Türkiye'de işlemeyen fabrikaları yok fiyatına alıp, söküp götürmeye başladılar Tuna boylarına. Orta ve Doğu Avrupa'nın çalışkan ve plancı insanları, biraz daha palazlanıp böyle böyle kurdular mı tam tekmil tezgahları, ondan sonra, sen sağ, ben selamet! Bu nasıl bir iştir. Bu ülkenin hiç mi plancısı yok. Sürüler halinde göç ettik, sürüler halinde kılıç salladık, ganimet topladık diye, sürüler halinde fabrika kurulmaz ki!.
EMİN CEYLAN