Bir yazımızda bu değişimlere uluslararası hukuktan örnekler vermiş ve eskinin en keskin ilkelerinden biri olan ve "ulusların iç işlerine karışılmaması"nı sağlayan, "ulusların hükümranlık hakları" ilkesinin yıkıldığını söylemiştim. Örneğin Amerika, ya da Birleşmiş Milletler veya NATO, "Şöyle yaparsan, yaptıysan, yapacaksan müdahale ederim, yapamazsın" diyor ve ediyor. Yine örneğin AB diyor ki, "İdam cezasını kaldıracaksın, işkence yapmayacaksın, işkembe çorbası içmeyeceksin, kokoreç yemeyeceksin..." felan.
Ulusların kendi içlerindeki normlarda da değişimler var. Örneğin Amerika'da, "Sen fazla büyüdün, rekabete zarar veriyorsun" diye bir şirkete (Microsoft) engel olunabiliniyor. Türkiye'de de Rekabet Kurulu kuruldu ve benzer şeyler bizde da yaşanabilecek.
Şimdilerde aile düzeyinde de bir değişim yaşanıyor. Eskiden, "Aile yaşamının mahremiyeti" vardı ama şişmanlığın salgın haline geldiği Amerika'da, New Mexico Eyaleti, aşırı şişman olan ve şişmanlamaya devam eden 3 yaşındaki 60 kiloluk Anamaire'yi yatmakta olduğu hastaneden, doktorunun isteği üzerine, "zorla" alarak ailesinden ayrdı ve kendi denetimine aldı.
Bizde de, McDonalds restoranın önünde mendil satan ve cibiliyetsiz iki restoran görevlisi tarafından derin dondurucuya tıkılan 10 yaşındaki küçük Leyla'nın anne ve babası için Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, "aile efradına kötü muamele"den dolayı TCK'nın 526, 477 ve 478'inci maddelerine göre 36 aya kadar hapis istemi içeren suç duyurusunda bulundu.
Yasa maddeleri bile varmış demek ki. Bence eksik olan duyarlılık. Duyarlılığı engelleyen ise toplumsal inanışlar. Örneğin toplumda;
Çocuk benim çocuğum, döverim de severim de,
Karı koca arasına girilmez,
Kadın kısmının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin,
Kızını dövmeyen dizini döver,
Dayak cennetten çıkmadır,
gibi değer yargıları varken çocukların ve kadınların istismarına, dayak yemelerine, aşağılanmalarına ve insan haklarına duyarlılık gösterilebilir mi ki? Toplumsal inanışlar, ininsanlar üzerindeki inanılmaz egemenlikleri ile yasalardan daha güçlü. Ama bazılarını zor da olsa değiştirmemiz gerekiyor. Öncelikle;
Sana ne be, ne karışıyorsun, ken kendi işine bak,
Benim işime (bizim işimize) kimse burnunu sokmasın,
şeklindeki temel zihniyeti değiştirmek zorundayız, beraber yaşayacak ve beraber çalışacaksak eğer.
Bu değişime bireysel alanda bir başlangıü olarak gördüğüm, "Trafik kurallarına uyalım uymayanı uyaralım" sloganı sadece trafikle ilgili kalmamalı.
Değişim için yasa, kural, kaide, şekil mi yoksa zihniyet mi önemli?
Kesin yanıt: Zihniyet! İnsanlığın ciddi bir felsefi tranformasyona girmesi gerekiyor. Felsefe geri geliyor, ayak seslerini duyuyorum. Yeni milenyumda ona çok ihtiyacımız olacak.
ULAŞ BIÇAKCI