Gazete ve televizyonlarda okumuşsunuzdur...
Salı günü, İstanbul Samandıra'da çok büyük bir projenin temeli atıldı.
Otokent projesiydi bu, temeline ilk harcı 9. cumhurbaşkanımız Demirel koydu.
Size projeyi anlatacak değilim, detaylarını haber sayfalarında zaten okudunuz.
Ben size, bizzat gözlemlediğim Demirel'i anlatmak istiyorum, dilimin döndüğünce...
Öncelikle, Demirel'de eskiden beri üzerinde taşıdığı "siyasetçi" tavır, davranış ve yaklaşımlarını göremediğimi söylemeliyim.
Bunun üzerinde bir "statü"ye oturtmuş kendini yılların Süleyman Demirel'i...
Fakat bu "eski cumhurbaşkanlığı" türünden bir statü de değil...
Başka bir şey...
İfade etmeye çalışacağım.
Demirel, derin düşünceler içinde görünüyor ama bu düşünceler günlük siyasete ilişkin düşünceler değil...
Belki de yıllardan beri ilk defa bu kadar "büyük düşünüyor!"
Sanki "fahri" ya da "pratik" yahut da "deneysel planda", devlet başkanı gibi...
Kendisini bu çapta görüyor...
Türkiye'nin stratejik meselelerine kafa patlatıyor...
Ve tabii ki bu stratejik atılımların argümanlarını başlıklandırmaya çalışırken, bunları hayata geçirmenin pratik yollarını da arıyor.
İçeriği belirlemiş gibi görünüyor...
Dünya sermayesinin Türkiye'ye çekilmesi, küreselleşmenin hızla hayata geçirilmesi, ekonomik büyümenin yüzde 10-12'lere tırmandırılması ve yüksek enerji potansiyeline bir an önce ulaşılması...
Tabii bunların "şiar" haline getirilmesiyle birlikte, "politik yöntemin" belirlenmesi...
Biraz daha somutlaştırayım:
Demirel'in kafasında artık, sağ, sol, merkez, seçimler, seçimlerde alınan yüzdeler, koalisyonlar, hükümet olma yahut muhalefet yapmak gibi kavramlara yer yok gibi...
Tabii hissettiğimi söylüyorum, yanılabilirim ama Demirel'in kafasında daha ziyade...
Başkanlık Sistemi'ne geçiş...
Cumhuriyet kazanımlarının genel bir değerlendirmesi sonucunda...
2000'lerin yepyeni bir cumhuriyet rejimi ile Türkiye'nin sırtlanıp, 2010 yılları civarında dünyanın en büyük ekonomileri içinde yer almasını sağlamak projesi yer tutuyor.
Demirel, "demokratikleşme" ile direkt değil, dolaylı yoldan ilgileniyor.
Yüksek ekonomik performansın ve özgürlüğün toplumu kendiliğinden özgürleştirip, demokratikleştireceğine inanıyor.
Dikkatle izlediğim Demirel'in vücut dilinden bunları çıkardım.
En rasyonel yöntemi kafasında oluşturduğu zamanda, bu köklü proje için yola çıkıp, "başkanlık sistemi" tartışmasını kamuoyunun kucağına bırakırsa, ben şaşırmayacağım.
Demirel'in, "50 yıllık hizmetim" dediği politik sürecin, bir anlamda eleştiri ve özeleştirisini oluşturacak böylesi bir yeni pozisyonu başlatıp, yaşının getirdiği olgunluktan da yararlanarak, "taçlanmış" bir "politik veda" planlaması ihtimal ve akıl dışı görünmüyor.