Bu yazıyı Sayın Cumhurbaşkanı'na teşekkür etmek için yazıyorum. Sadece, böyle bir kararnameyi geri çevirmekle hukukun üstünlüğünü savunduğu, çoktandır büyük ölçüde devre dışı bırakılan Meclis'in yasama yetkisini bilene bilmeyene hatırlattığı için değil. Aynı zamanda uzun süredir ilk defa, bir insana duyduğumuz güveni boşa çıkarmadığı için... Milyonlarca vatandaşını hayal kırıklığına uğratmadığı için...
Hesapsız kitapsız ve son derece sade bir biçimde, doğru bildiği yönde davranabildiği için...
Bizlere, devlet yönetiminde ve politikada ilkeli insanların hala varolabildiğini gösterdiği, gelecek için umut aşıladığı için...
Yıllardır, iktidar tornasının, nice değerli insanının bütün köşelerini dümdüz edip, bütün doğrularını rafa kaldırttığını ve o mekanizmanın içine giren herkesi aynı tornadan çıkmış hale getirdiğini o kadar çok izledik ki, artık "belli bir rakımın üstünde" ilke dayanmadığına inanmaya başlamıştık. Bu yüzden, Sayın Sezer'in seçilişinden bu yana, bir yandan umutlanırken, bir yandan da endişeli bir bekleyiş içindeydik.
Ya kimilerinin dediği gibi "devletin hassasiyetleri konusunda iyice brief edildiğinde," o da birçokları gibi "kendi gerçeklerini" feda ederse ne yapardık?
O zaman, onun yüzüne nasıl bakardık?
Evet, böyle zamanlarda ben hayal kırıklığına uğrayan kadar uğratan kişi için de üzülürüm. Çünkü bu çok acıklı bir durumdur. Öyle acıklıdır ki, sıkıştırılmış ve pes etmiş o insanların yüzüne bakmaya yüreğim dayanmaz. Zaten o da sizin gözünüze bakamaz. Aslında ne yapması gerektiğini, sizin içinizden geçenleri, her şeyi çok iyi bilmektedir. Ama yapamamıştır işte... Direnci, inancı, öz saygısı yetmemiştir, ya da başka bir şeydir. İnsani bir zaafla karşı karşıyasınızdır, ne söyleyeceğinizi şaşırırsınız, yüzlemeye utanır, kendi haline bırakırsınız.
Eğer Sayın Ahmet Necdet Sezer, o kararnameyi imzalasaydı, kendimi çok kötü hissedecektim.
Ne yazacaktım ertesi günü? "Üzülmeyin Ahmet Bey, insan halidir, herkes bir zaaf anında yapabilir" gibi laflarda avutacak mıydım?
Ya da, "Bunu bu ülkeye neden yaptınız? Kaybedecek neyiniz vardı? Neden istifayı basıp, emekli bir Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak köşenize çekilmeyi göze alamadınız?" diye sitem ederek, zaten duyduğu ezikliği daha mı arttıracaktım?
Sanırım ikisini de yapamazdım.
Sadece susar ve için için, değerli bir hukukçuyu, namuslu bir aydını iki günde bu hale getiren bu kahrolası çarka lanet ederdim.
Teşekkür ederim Sayın Sezer... Bu acıklı durumu ne kendinize ne de bize yaşatmadığınız için...