kapat

10.08.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Arbeta
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Siyasette derin sessizlik

Nasıl siyasettir bu anlamak zor. Siyasi partiler sanki üzerlerine ölü toprağı serilmiş gibi. Tabii şu anda Meclis tatilde, milletvekilleri dağılmış durumda ama siyasetçilerin düşüncelerini de öğrenmek istiyoruz.

Cumhurbaşkanı Sezer, memur kararnamesini veto ediyor. Tepki sadece basından geliyor. Gazete yazarları konuyla ilgili görüşlerini belirtiyorlar, televizyonlarda da ufak tefek yorumlar duyuluyor. Peki siyasi partiler ne diyor? O yok. Sadece Fazilet Partisi o da işine çok geldiği için kararnamenin veto edilmesinden duyduğu sevinci belli ediyor.

Örneğin DYP'nin fikrini merak ediyorum. Şimdi kimse kalkıp bu konuda basın toplantıları yapıyoruz, siz izlemiyorsunuz falan demesin. Son günlerde ne Çiller'den ne DYP'nin ileri gelenlerinden bir açıklama duydunuz mu?

İktidar partileri de bir alem. Memur kararnamesi konusunda örneğin ANAP ne düşünüyor bilmiyoruz. Gerçi Genel Başkanlarının kararnamede imzası var ama, benim merak etiğim partinin görüşü nedir?

Aynı şekilde MHP'nin de hiç sesi sedası çıkmıyor. "Uyumlu ortak" adı altında sessiz ve derinden işlerini yürütüyorlar. Ama fikir açıklamaya gelince hiçbir şey yok.

DSP için söylenecek bir şey zaten yok. Orada fikir açıklama yasağı olduğunu biliyoruz, bu nedenle örneğin memur kararnamesi konusunda DSP'nin düşüncesi de yoktur herhalde. Ecevit bu kararnameyi Çankaya'ya gönderdi önemli olan bu, DSP'liler bunu savunur, görüş açıklamaz.

Siyasetteki suskunluk sadece son olayla sınırlı değil. Uzun süredir dikkat ediyorum, kamuoyunda çok tartışılan konularda siyasi partiler görüşlerini açık açık söylemekten çekiniyorlard. Örneğin YÖK konusunda da bu böyle oldu. Hatırlamaya çalışın, YÖK tartışmaları yaşanır, üniversite hocaları sokaklara dökülürken, bu konunun siyasi açıdan nasıl değerlendirildiğini öğrenebildiniz mi? Hayır, çünkü siyasetçilerimiz duruma göre vaziyet almak için olacak ne düşündüklerini pek söylemediler.

Siyaset ve siyasetçiler çok sıkıcı olmaya başladı.

Bir dünya markası daha Türkiye'ye geliyor
Tüketimde sınır yok. Dünyanın her markası Türkiye'de de satılıyor artık. En lüksünden en sıradanına kadar her şey geliyor Türkiye'ye.

Aslında doğrusu da bu. İnsanlar neyi beğeniyor ya da hangi malı keselerine uygun buluyorlarsa onu alacaklardır elbette. Pek çok alternatif arasından seçim yapabilmek de bir başka zenginliktir.

Tabii kafaları hâlâ 1970'lere takılmış olanlar "ithalat artıyor, dövizimiz gidiyor" sloganlarıyla bu tüketimi eleştiriyor ama, halkın ezici çoğunluğunun buna hiç kulak asmadığını da görüyoruz. İthalat yapmakla döviz harcamakla bir şey olmaz, zaten döviziniz olmasa harcayamazsınız, harcanabildiğine göre döviz var demektir.

Yani ülkeye iki otomobil fazla girdi diye hiçbir şey olmaz. Bugünkü hükümet de bir ara biliyorsunuz 70'li kafaların tahrikine kapılıp otomobil ithalatını caydırmak için önlemler almaya kalkıştı. Olmayacağını anladı neyse.

Lafı uzatmayayım, konumuz başkaydı çünkü. Pek çok dünya markasının yanısıra kısa bir süre sonra ünlü bir dünya markası daha geliyor.

Tod's ayakkabıları bundan sonra İstanbul'da da satılacak. Tod's çok lüks bir ayakkabı değil. Ama yine de pahalı.

Ayakkabının özelliği çok rahat olması. Bu nedenle dünyanın en zenginlerinin de, normal gelirli insanlarının da ayaklarında Tod's görmek mümkün.

Tod's'u Armani ve Gucci'nin de temsilcisi olan Doğuş Grubu getiriyor.

Büyük şirketler neden küçük işler de yapar?

Şu davet adabına uymayı bir öğrensek

Davet ciddi bir iştir. Günlerce önceden hazırlanır, konuklarınızı en iyi şekilde ağırlamak için müthiş çaba gösterirsiniz. Ayrıca çok da masraf yaparsınız, artık davetin cinsine göre.

Davetin temel kurallarından biri, davet edilenin bu davete katılıp katılmayacağını bildirmesidir. Çünkü davet sahibi için en önemli nokta budur. Davetine kimin gelip kimin gelmeyeceğini bilemezse o çok hazırlandığı gün bir anda çorbaya dönebilir.

Ama nedense bizde, çok özel aile davetleri dışında davet edilenler bir davete katılıp katılmayacaklarını bildirme zahmetine katlanmazlar. Gerçi davet sahipleri genellikle davetiye gönderdikleri kişileri tek tek arayarak bilgi almaya çalışırlar ama, kısa zamanda herkese ulaşmak mümkün olmayabilir.

Şimdi size geçtiğimiz hafta yapılan bir büyük davette davet sahibinin başına geleni anlatmak istiyorum.

Kemer Country galiba 10'uncu yılını kutlamak için çok büyük bir davet yaptı. Tam 2800 kişiye davetiye gönderilmiş. Bunlardan büyük bir kısmına telefonla ulaşılmış ve gelip gelmeyecekleri konusunda teyit alınmış. Sonuçta 500 kişi geleceğini bildirmiş. Gerisi ise gelemeyeceğini beyan etmiş. Kemer Country yöneticileri, her ihtimale karşı 800 kişilik hazırlık yapmışlar.

Davet günü gelmiş çatmış, bir de ne görsünler, tam 2 bin 100 kişi birikmiş. Gelmeyeceğim diyenler de gelmişler. Belli ki birbirini tanıyanlar "aman program çok güzel kaçırmayın" dediler birbirlerine. Tabii 800 kişilik yemek 2 bin 100 kişiye nasıl yeter. Kargaşa olmuş. Kemer Country sahipleri elbette mutlu olmuşlar ama, göbekleri de çatlamış.

NOT: Bana diyeceksiniz ki, gelen davetiyelere cevap veriyor musun? Bildiğim, tanıdığım biri davet ediyorsa evet. Ama hiç bilmediğim bir kişi ya da kuruluş sırf gazeteci olduğum için kuru bir davetiyeyle davet ediyorsa cevap vermiyorum. Ama gitmiyorum da.

Sağlık Bakanlığı hukuk tanımamakta direniyor
Bakırköy Devlet Hastanesi Başhekimliği krizi sürüyor. Sağlık Bakanı'nın siyasi kadrolaşma operasyonu nedeniyle görevinden alınan Başhekim Faruk Tancar iki kez verilen yürütmeyi durdurma kararına rağmen yine görevine oturtulmadı. Bakanlık, Tancar'ı Bakırköy Akıl ve Ruh Hastalıkları Hastanesi'ne uzman doktor olarak atadı. Mahkeme, Tancar hakkında verilen atama kararını bu kez esastan bozdu. Bu durumda Tancar'ın yeniden Bakırköy Devlet Hastanesi'ne dönmesi gerek. Ancak bakanlık mahkeme kararına da direniyor. Bakan Durmuş'un mahkeme kararıyla da olsa kadrolaşma hareketinde geri adım atmaktan çekindiği ileri sürülüyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır