Tüketimde sınır yok. Dünyanın her markası Türkiye'de de satılıyor artık. En lüksünden en sıradanına kadar her şey geliyor Türkiye'ye.
Aslında doğrusu da bu. İnsanlar neyi beğeniyor ya da hangi malı keselerine uygun buluyorlarsa onu alacaklardır elbette. Pek çok alternatif arasından seçim yapabilmek de bir başka zenginliktir.
Tabii kafaları hâlâ 1970'lere takılmış olanlar "ithalat artıyor, dövizimiz gidiyor" sloganlarıyla bu tüketimi eleştiriyor ama, halkın ezici çoğunluğunun buna hiç kulak asmadığını da görüyoruz. İthalat yapmakla döviz harcamakla bir şey olmaz, zaten döviziniz olmasa harcayamazsınız, harcanabildiğine göre döviz var demektir.
Yani ülkeye iki otomobil fazla girdi diye hiçbir şey olmaz. Bugünkü hükümet de bir ara biliyorsunuz 70'li kafaların tahrikine kapılıp otomobil ithalatını caydırmak için önlemler almaya kalkıştı. Olmayacağını anladı neyse.
Lafı uzatmayayım, konumuz başkaydı çünkü. Pek çok dünya markasının yanısıra kısa bir süre sonra ünlü bir dünya markası daha geliyor.
Tod's ayakkabıları bundan sonra İstanbul'da da satılacak. Tod's çok lüks bir ayakkabı değil. Ama yine de pahalı.
Ayakkabının özelliği çok rahat olması. Bu nedenle dünyanın en zenginlerinin de, normal gelirli insanlarının da ayaklarında Tod's görmek mümkün.
Tod's'u Armani ve Gucci'nin de temsilcisi olan Doğuş Grubu getiriyor.
Büyük şirketler neden küçük işler de yapar?
Şu davet adabına uymayı bir öğrensek
Davet ciddi bir iştir. Günlerce önceden hazırlanır, konuklarınızı en iyi şekilde ağırlamak için müthiş çaba gösterirsiniz. Ayrıca çok da masraf yaparsınız, artık davetin cinsine göre.
Davetin temel kurallarından biri, davet edilenin bu davete katılıp katılmayacağını bildirmesidir. Çünkü davet sahibi için en önemli nokta budur. Davetine kimin gelip kimin gelmeyeceğini bilemezse o çok hazırlandığı gün bir anda çorbaya dönebilir.
Ama nedense bizde, çok özel aile davetleri dışında davet edilenler bir davete katılıp katılmayacaklarını bildirme zahmetine katlanmazlar. Gerçi davet sahipleri genellikle davetiye gönderdikleri kişileri tek tek arayarak bilgi almaya çalışırlar ama, kısa zamanda herkese ulaşmak mümkün olmayabilir.
Şimdi size geçtiğimiz hafta yapılan bir büyük davette davet sahibinin başına geleni anlatmak istiyorum.
Kemer Country galiba 10'uncu yılını kutlamak için çok büyük bir davet yaptı. Tam 2800 kişiye davetiye gönderilmiş. Bunlardan büyük bir kısmına telefonla ulaşılmış ve gelip gelmeyecekleri konusunda teyit alınmış. Sonuçta 500 kişi geleceğini bildirmiş. Gerisi ise gelemeyeceğini beyan etmiş. Kemer Country yöneticileri, her ihtimale karşı 800 kişilik hazırlık yapmışlar.
Davet günü gelmiş çatmış, bir de ne görsünler, tam 2 bin 100 kişi birikmiş. Gelmeyeceğim diyenler de gelmişler. Belli ki birbirini tanıyanlar "aman program çok güzel kaçırmayın" dediler birbirlerine. Tabii 800 kişilik yemek 2 bin 100 kişiye nasıl yeter. Kargaşa olmuş. Kemer Country sahipleri elbette mutlu olmuşlar ama, göbekleri de çatlamış.
NOT: Bana diyeceksiniz ki, gelen davetiyelere cevap veriyor musun? Bildiğim, tanıdığım biri davet ediyorsa evet. Ama hiç bilmediğim bir kişi ya da kuruluş sırf gazeteci olduğum için kuru bir davetiyeyle davet ediyorsa cevap vermiyorum. Ama gitmiyorum da.