"Aykırı vali" lakabıyla ünlü Recep Yazıcıoğlu; İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın, Hazine'den geçinmeli "Rical-i Devlet" saltanatına göre biçimlenmiş, "kabuk devlet" yapılanmasından; halk kitlelerine servis veren "teknik devlet" çağdaşlığına doğru ilk adımları atmaya çalışmasını, biraz ütopik buluyor.
Malum ya, İçişleri Bakanı Tantan, değişik yerlere yeni atanan valilere şöyle demişti:
- Bakanlarla milletvekillerini il sınırlarından karşılayıp uğurlamakla vakit harcamak yerine; o zamanı, kazma küreğe sarılarak, sınıflarda elinizde tebeşir, dersler vererek değerlendirmeyi yeğleyin.
Recep Yazıcıoğlu; Tantan'ın, Reşat Nuri'nin romanlarındakine benzeyen bu erdemli özlemini gerçekleştirmenin, pek de kolay olmadığını söylüyor ve şöyle diyor:
- Bakan bey il sınırında uzun konvoy ister. Davul-zurna olmazsa yüzü asılır. Gelenlerin sayısı az ise bozulur... Bizim valiler aslında 23 Nisan valisi...
Biz yine şükredelim bu duruma. Ya bir de Bakanlar, valilerden vaktile Padişahlar için yazılmış övgü kasidelerine benzer şiirlerle karşılanıp uğurlanmayı isteselerdi, halimiz nice olurdu.
Valiler her karşılama ve uğurlama töreninde kürsülere çıkıp şöyle şiirler okuyacaklardı:
Hey Bakan şanlı Bakan
Dağlar dumanlı Bakan,
Bakıp görmese bile
Her şeye canlı bakan...
Konvoyunla güzeldin
Güneşlere bedeldin
Ayağını öperiz
İlimize hoş geldin
Adı lazım değil, Bakanlar'dan biri ekonomik önlemlerden söz ederken, bunların hepsinin bir "manzume" olduğunu söyledi; yani biribirleriyle tutarlı bir bütün olduğunu...
Ancak kulağımıza "manzume" sözcüğü çalınınca, nedendir bilinmez birden aklımıza bir şiiri geliverdi Orhan Veli'nin:
Cep delik cepken delik
Yen delik kaftan delik
Don delik mintan delik
Kevgir misin be kardeşlik...
Acaba Bakanları karşılamaya yahut uğurlamaya gittiklerinde, valilerin de aklına böyle olmadık şeyler geliyor mu?
Örneğin şöyle bir deli fıkrası:
Bir akıl hastanesinde delinin biri, bir diş fırçasına ip bağlamış:
- Gel Fifi, cici Fifi, diye dolaştırıyormuş.
Bunu gören bir hastabakıcı, delinin keyfini kaçırmamak için eğilip diş fırçasını okşamış:
- Bu ne güzel köpek böyle, demiş.
Deli:
- Haydi oradan budala, demiş, o köpek değil diş fırçası..
Hastabakıcı içinden:
- Sandığım kadar da deli değilmiş bu, diye uzaklaşmış oradan..
Hastabakıcı gider gitmez; deli, diş fırçasına doğru eğilmiş:
- Arslan Fifi, demiş, bu enayiyi de atlattık..
Bakanları karşılamaya yahut uğurlamaya giden valilerin aklından, neden böyle bir fıkra geçsin ki, diye sorarsanız...
Biliyorsunuz Bakanların bazıları, şu tür gerçekçi konuşmalar da yapıyorlar:
- Ekonomik dar boğazlardan bazı önlemler almadan geçemeyiz. Enerji sıkıntısının nedeni, vaktiyle yapılmayan yatırımlardır...
Ola ki, valiler de törenlerdeki konuşmalardan sonra; hem kendilerinin, hem de Bakanlar'ın aklından neler geçeceğini düşünüyorlardır bazen...