


Acı gerçekler
Üniversite giriş sınavı sonuçları bugün açıklanacak... Ve ülkemizde giderek büyüyen "sınıflaşma" bir kez daha gözler önüne serilecek.
Sınava "yaklaşık" bir buçuk milyon genç katılmıştı. (1.414.872)
Bunların yaklaşık üç yüz bini üniversiteye gidebilecek. (293.353)
Yani her beş gençten "dördü" açıkta kalacak.
İşte "sınıflaşma."
Üniversiteye girenler ve giremeyenler.
Eğitim yapanlar ve yapamayanlar.
***
Batı "bu işi" yıllar önce çözdü.
"Temel eğitimi" dokuz yıla... Hatta on bir yıla çıkardı.
Öğrencilerin çoğu (Almanya'da yüzde 60'ı) temel eğitimdeyken, tercihini "teknik öğretim" yönünde kullanıyor.
Geri kalan yüzde 40 "üniversiteye gidiyor."
Yani "açıkta kalmak" yok.
"Sınıflaşma" yok.
***
"Üniversite ağalığından" kaynaklanan bir tartışmaya... "Ahmet mi rektör olsun, Mehmet mi" tartışmasına kitlenen Türkiye "ana sorunu" gözardı ediyor.
"Sistemi" tartışmıyor.
***
Mevcut sistem "ulusal ve evrensel ihtiyaçları" karşılıyor mu?
Mevcut sistemde "fırsat eşitliği" var mı?
Okul ile gerçek yaşamın arasına "Çin seddi" çeken mevcut sistemi bugün tartışmayacağız da, ne zaman tartışacağız?
***
1992'de, Türkiye bütçesinin yüzde "4.2'si" yüksek öğretime ayrılıyordu.
1999'da bu oran "yüzde 2.8'e" düştü.
Tabii "eğitimin kalitesi de."
Ama böyle bir konu "gündemimizde" hiç yok.
***
Cumhuriyet döneminde "alınan mesafeyi" elbette küçümsemiyoruz.
Yıllık üniversite mezunu sayısı 321'den "165 bine yükseldi."
Öğretim elemanı sayısı 307'den "56 bine çıktı."
Üniversitede okuyanların sayısı "480 kat arttı."
Ama hâlâ, ilkokulu bitiren her yüz öğrenciden sadece dokuzu üniversiteye gidebiliyor.
Bu yüzde dokuzu "yüzde otuza" çıkaramadığımız sürece...
"Üniversite sayısıyla... Hoca sayısıyla" övünmemiz anlamsız.
***
Özgün öğretimde, öğrenci başına ayrılan ödenekte Amerika'dan yedi kat gerideyiz.
İngiltere'den beş kat.
Almanya'dan üç buçuk kat.
Bu durumda, bizim gencimiz, yarın Amerikalı ile nasıl yarışacak?
İngiliz'le, Alman'la nasıl yarışacak?
***
1933'te üniversite reformunu konuşan... Ve sadece konuşmakla kalmayıp... "Yapan" Türkiye, 2000 yılında, "gündemine" üniversite reformunu alamıyor.
Acı ama gerçek.
***
Neyse biz yine modaya uyalım ve ana gündemden (!) kopmayalım:
- YÖK Başkanı Sayın Prof. Kemal Gürüz?.. "Durum" nedir?
- Rektör atamaları ile ilgili listeleri Sayın Cumhurbaşkanı'na sunduk.
- Sonuç?
- Sayın Cumhurbaşkanı'nın yüksek takdirleridir. Ne söylesem boş.
Aslında "gerçek gündeme" dönmedikçe... "Sistemi" tartışmadıkça... Ne konuşsak boş.