Halkı diken üstünde oturtmak, en ufak sallantıda, kendini dördüncü kattan aşağı attıracak kadar deprem manyağı yapmak için ellerinden geleni yapan televizyonlarımız, asıl sorunu unuttu..
İlk günler deprem yöresinden canlı yayınlar yapmak ve insanların dramlarını göstermek modası vardı..
Altını çizerek söylüyorum.. Habercilik, ya da sorunlara ulaşmak falan değil.. Reyting için modaya uymaktı işin aslı..
Niye bu kadar emin konuşuyorum..
Çünkü deprem bölgesinde acılar, eksilmeden devam ediyor, ama artık oralara kamera yok.. Çünkü moda değişti.. Yeni deprem modası, şöhret olma, ekrana çıkma meraklısı bir bilimsel ünvanlı ruh hastasını ekrana getirip saatlerce konuşturmak ve halkın huzurunu kaçırtmak..
Ben kendimi bildim bileli, Türkiye deprem kuşağı üzerindedir. Ben kendimi bildim bileli bu ülkede deprem olur.
Ama toprak 4.2 sallandı diye, onlarca insanın kendini üçüncü, dördüncü kattan atmağa başlaması, insanların depremden değil, deprem stresinin yarattığı kalp krizinden ölür olmasının sebebini hiç düşündünüz mü?..
Tek sorumlu televizyonlardır.. Tek sorumlu.. Halkı manyak, halkı ruh hastası yapan, bu sorumsuz, bu haince reyting yarışıdır..
Mesele reyting hainliği değil, deprem ve yaraları olsaydı eğer, bu aslan gibi delikanlı, beni bulmaz, önümde göz yaşlarına boğulmazdı..
Adı Ali.. Soyadını yazmıyorum.. Adını bile yazmamı istemedi çünkü.. Kendi adına değil, kolonisi adına gelmiş İstanbul'a..
"Vali emir verdi.. Çadırlar yıkılacak.. Peki biz nereye gideceğiz" dedi..
Çadır görüntüleri valilerin kanına dokunuyor.. Çadır demek, vali hala depremin izlerini silemedi demek.. O zaman çadırlar yıkılacak.. Vali kurtulacak. Peki içindekiler ne olacak?..
Aslan gibi delikanlı karşımda hıçkırıklara boğularak anlatıyor.. Ben fena oluyorum..
Uzun yol TIR şöförü imiş, depremden önce.. Felaket çökünce çadıra çıkmışlar. Aileyi, eşi dostu o halde bırakıp uzun yola çıkmak mümkün mü?.. Günlerce çalışamamış zaten.. Sonra minibüs şöförlüğü ile birkaç kuruş ve bir yığın çadırın iaşesi onda.. Çünkü erkeği olmayan aileler var, aç..
Kirada oturuyormuş.. Ev ağır hasar görmüş. Ama ev sahibi, evin hasarlı olduğunu bildirmemiş. Alçı, malçı hasarı gizleyip, evi yeniden kiraya vermiş..
Şimdi evler kıymete bindi ya.. 25 milyonluk ev olmuş 100 milyon lira..
"Artık istesem de taşınamam.. Meslekten bir yıl ayrılık beni beş yıl geri götürdü.. 100 milyon kirayı nerden bulurum" diyor..
Prefabrik ev de vermemişler.. Çünkü onlar depremzede sayılmıyor.. Evler hasarsız göründüğünden.. "Prefabriklerin yarısı garsoniyer olarak kullanılıyor" dedi, ağlayarak.. Zaten prefabriklerin de yaşanacak hali yokmuş ya.. Yağmur yağınca sel basar.. Yağmazsa başka rezillik.. Ama başını sokmak için çadıra razı insanlara prefabrik 5 yıldızlı otel..
Kira yardımı almıyorlar.. Bir yılda aldıkları erzak yardımını kalem kalem saydı, bir aileye bir hafta yeter en fazla..
Çadırda hayat rezillik.. Banyo olanağı yok.. "Karıma yaklaşamıyorum" dedi.. Hayır, dinsel inançlar gereği yıkanma değil sorun.. "Leş gibi kokuyorum yıkanamadığım için, bu koku ile yaklaşılır mı" dedi..
Şimdi, "Başınızın çaresine bakın" denerek, çadırları da yıkılıyor. Maksat valiler, depremin yaralarını sarmış görünsün, etrafta çadır görüntüsü bırakmayarak..
Şimdi bunlar televizyon programı, bunlar televizyon haberciliği değil mi?..
Gidip derdi gözlemek, valilerle, öteki yetkililerle konuşmak, sorunu ve çözümü ortaya koymak televizyonculuk değil mi?..
Hayır.. O uygar ülkelerde olur.. Bizde getirirsin bir bilimsel ünvanlı ruh hastasını.. Başlar anlatmaya..
Tek fay.. Çok fay.. Tek kırılacak büyük felaket olacak.. Çok kırılacak, çok felaket olacak.. Cek.. Cak.. Cek.. Cak..
Yahu dünyanın en teknolojik ülkeleri Amerika ve Japonya deprem tahmini yapamazken, bu kıçı kırıklara bu kadar itibar neden, soran yok?.
Millet deprem manyağı oluyormuş, kimsenin umurunda değil..
Bu arada, deprem ızdırabını bir yıldır yaşayanlar, hala mahrumiyetler içinde yaşıyor, çocukları bunalım içinde büyüyormuş, onlar televizyonların sorunu değil..
Valinin sorunu hiç değil..
Saygın ve burunlarından kıl aldırmayan bakanlarımız, Yaşar Okuyanlar, haşmetlu ve devletlu Koray Aydınlar, artık deprem yöresi şovları yapmıyorlar..
Sivil toplum örgütlerinin de hevesi geçti..
Peki ne olacak Alilerin hali..
Aliler kimin umurunda..
Söyler misiniz, kimin umurunda?..
Ferrari'ye bakan kızlar..
Kim demişse, "Kız gibi araba" diye yanlış demiş.. Arabanın nasıl maço, nasıl maskülen birşey olduğunu Ferrari'ye binince anladım..
Bindiğimiz Ferrari kızsa eğer, Monaco'nun bütün hatunları lezbiyen..
Bakın bu yaşa geldim, ben hayatımda bana böylesine bakan kızlara rastlamadım..
Altımızda Ferrari'nin son modeli.. Ben bu işlerden zerre anlamam.. Bu yüzden o 355'ler, 360'lar bana birşey ifade etmiyor.. Çoğunuza da etmiyordur zaten..
Kıpkırmızı bir araba.. İki kişilik.. Üçüncü sinek olsa yer yok.. Üzeri açık.. Hem de nasıl spor dizaynın şıklığına diyecek yok..
Ben 4 mart 1994'ten beri direksiyona oturmadım.. Arabayı Volkan Işık kullanıyor.. Türkiye ralli şampiyonu.. Geçen yıl Çin'de dünya altıncısı olan müthiş delikanlı..
Monte Carlo sokaklarında dolaşıyoruz..
Monte Carlo.. Yani dünyanın en "Görmüş" insanlarının dolaştığı kentlerin başında geliyor. Burada yaşamak, veya turist olarak gelmek için zengin olmak gerekiyor zaten..
İşte bu zenginlerin kentinde, kaldırımda yürüyen Sharon Stonelar, nasıl yiyecek gibi bakıyorlar bize..
İşte o an anladım, bizim ünlü kızların niye bir Ferrari'ye tav olduklarını..
Monaco dünyanın en pahalı, en lüks arabalarının cenneti..
Avrupa'nın en ünlü oteli Hotel de Paris'nin önünde, ne arabalar, ne limuzinler duruyor, kimsenin umurunda değil. Biz Ferrari'yi park ediyoruz, bir anda etrafımız çevriliyor, fotoğraf çektirmek isteyen kadınlar tarafından.. Hayır, bizimle değil, Ferrari ile resim çektirmek istiyorlar, izin alıp..
Hadi beni geçtik. Ama Volkan, genç, karayağız yakışıklı bir delikanlı.. Onu kenara itip Ferrari'nin yanında durmuyorlar mı?..
Yani bir Ferrarin olsun, başka şeyin olmasın..
Ye Ferrari ye..
Şimdi Ferrari'nin iki performansı var. Birincisi şehir sokaklarında.. Orada tek başına oldunuz mu, yanınızdaki koltuğun bir cennet hurisi tarafından dolması an meselesi..
İkinci performansı, şehirlerarası yollarda ve otobanlarda.. Arabanın üstünlüğünü orada anlıyorsunuz, hele arabanızı Volkan gibi muhteşem bir sürücü kullanıyorsa..
Bu kadar girizgah yeter.. Esas Monte Carlo maceralarımız cuma günü..