kapat

26.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Hayda... Bir de Kuzey Kıbrıs fiyaskosu mu?

Kuzey Kıbrıs'ta ortalık birbirine girmiş. Batık 6 bankada hesabı bulunduğu için zarara uğrayan 30 bin kişiden 3 bini, Parlamento binasını basmış, milletvekillerinin arabalarını kırıp dökmüş ve KKTC yönetimini prostesto etmiş. Olayları dünya televizyonları "flaş" haber olarak yansıtmışlar ve Cenevre'de sürmekte olan Güney Kıbrıs ile KKTC arasındaki barış görüşmelerinin de altını çizmişler...

Bu arada CNN Televizyonu, "Banka skandalı Türk ordusunun adadaki rolü hakkında da bir tartışma başlattı" diye vermiş haberi...

II. Abdülhamit, padişahlığının henüz ilk yılını bitirdiğinde, İngilizler'e geçici olarak vermişti Kıbrıs'ı... Saffet Paşa bir günlük sadrazamdı, Kıbrıs'ın -sözde geçici olarak- İngiltere'ye devri antlaşmasını imzaladığında.

Nasıl olmuştu da böyle bir çaresizliğe düşülmüştü?

Dünyadaki değişen güç dengelerinin hesabı iyi yapılacağına; içerdeki hamasi cart curtlar ve Bulgaristan'da bol bol adam asmalarla, Balkanlar'da Bulgar başkaldırısının üstesinden gelinebileceği sanılmış ve duruma Rusya müdahale ederse, iki haftada Moskova ile St.Petersburg'un alınacağına inanılmıştı.

Hocalar "istiare"ye yatıyorlar ve rüyalarında Rus ordularının nasıl yenildiğini görerek, Saray'a müjdeler veriyorlardı.

"93 Muharebesi" diye bilinen 1876-77 Osmanlı-Rus savaşının iç yüzü, her türlü militarist dialektik ve donanımdan yoksunluğun; acıklı ve kanlı olduğu kadar da, komik bir vodvilidir.

Balkanlar'dan İstanbul'a doğru perişan bir göç başlamıştı. Eskizağra müftüsü Raci efendinin, olağanüstü güzel bir Türkçe'yle yazdığı o büyük göç...

7 yaşındaki babaannemle ailesi, İslimye'deki evlerinin anahtarını sundurmanın üstüne koyarak, "belki yine döneriz" umuduyla düşmüşlerdi yollara...

Ve Rus orduları 10 ayda Yeşilköy'e inmişti.

Abdülhamit de, Londra'ya sığınma karşılığında, Kıbrıs'ı vermeye razı olmuştu İngiltere'ye...

2. Dünya Savaşı'ndan sonra Kıbrıs Rumları'nın bağımsız olmak için İngiltere'ye başkaldırmaları ve Türkler'in de İngiltere'nin yanında yer almaları ayrı bir sayfadır Kıbrıs tarihinde...

Ama asıl ters düğüm; Komünistler'le Sosyalistler'in çok güçlü olduğu Atina'ya, Washington'un Albaylar Cuntası'nı getirmesiyle atıldı.

Yunan solcuları, Kıbrıs'a kaçtılar. Kıbrıs Rum Komünist Partisi Akel, zaten Kıbrıs'ın en etkin partisiydi.

Pentagon, Rum Kıbrıs'la Sovyetler arasında bir köprü kurulmasından kaygılanıyordu. O nedenle de Kıbrıs'a karşı Ankara'yı hareketlendirdi.

Ankara için "Komünist Yunanlı" ile "Faşist Yunanlı" arasında bir fark yoktu. Onların hepsi Yunanlı'ydı ve Türk düşmanıydı.

1947'de Ankara Hukuk Fakültesi'nde öğrenciydim. Ulus gazetesinde de çalışıyordum.

Güdümlü mitingler düzenleniyordu Ankara bulvarlarında. Gençler hep bir ağızdan bağıra bağıra yürüyorlardı:

"Yeşil Ada kızıl olmaz" yahut "Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır, kahrolsun Komünistler" diye...

Ben de Ulus'un istihbarat odasında, "Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır; kahrolsun Komünistler" sloganını, o zamanın moda dansı "Samba" temposuna çevirmiştim. Arkadaşlarla bir adım öne, bir adım arkaya atarak sloganı tekrarlar ve dalgamızı geçerdik..

Derken slogan değişti, "Ya Taksim, ya ölüm" oldu.

Türkiye çok uzaktaki bir rejisöre göre oynuyordu rolünü.

Washington, Postdam antlaşmalarına rağmen, Ankara'nın rejisörlüğünü nasıl ele geçirmişti?

İsmet Paşa, 20 yıllık bir dayanışma antlaşması olan, "1921 Moskova Antlaşması"nı, 1945'de yeniden tazelemek istemişti. Moskova Büyükelçimiz Selim Sarper'in bu önerisini; Stalin ile Molotov, "Siz II. Dünya Savaşı'nda Hitler'le işbirliği yaparak, 1921 Antlaşması'na ihanet ettiniz" gerekçesiyle reddetmişlerdi.

İsmet Paşa telaşlanmış ve dış politikanın dümenini Washington'a kırmıştı. Bunun karşılığında da, 7 yıl içinde Küba, Sovyetler'in ileri karakolu olmuştu ABD'nin burnu dibinde...

Bugünkü duruma gelince... Güney Kıbrıs Rum Devleti'nde adam başına düşen ulusal gelir 15 bin dolar... Kuzey Kıbrıs'ta ise Ankara'dan gönderilen milyonlarca doların nasıl kullanıldığı bile belli değil.

Fakat hamaset edebiyatı yerinde... Tıpkı 93 Muharebesi'nin arifesinde olduğu gibi..

Üç beş kişinin şatafatı için, ekonominin tüm kurallarını reddederek, çağı anlamamakta böylesine bir inat zor bulunur.

Görelim bakalım Mevlam neyler?

Ne eylerse güzel eyler...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır