Yeni Galata Köprüsü'nün altında bulunan ve Eminönü'nü Unkapanı tarafına bağlayan yaya altgeçidinden mutlaka geçmişsinizdir. Çünkü orası İstanbul'un en işlek, en ayakaltı yeri. Oradan her gün sadece onbinlerce İstanbullu değil, binlerce yabancı turist te geçer. Daha doğrusu geçmek zorunda kalır.
GEÇİDE girdiğiniz anda burun direğiniz müthiş keskin, dayanılmaz bir ürik asit, yani idrar kokusuyla kırılır. İdrar kokusuna kirden yosun, güherçile ve küf kaplamış duvarların yaydığı tarifi mümkün olmayan iğrenç koku da karışır. Bastığınız zemin yaz-kış nemli ve ıslaktır. Bu ıslaklığa çamur demek, çamura hakaret olur. Kokuşmuş bataklık örtüsüne benzeyen rengi yeşile dönmüş, vıcık vıcık, mide bulandırıcı bir karışımın üzerinde yürürsünüz. Özellikle sabah saatlerinde bu inanılmaz pisliğin içerisinde naylonlara, paçavralara sarınmış, sokak köpekleriyle birlikte yatan evsiz barksız berduşlara da rastlarsınız.
BURASI fazla uzun olmayan bir altgeçittir. Bir baştan bir başa bilemediniz, 35-40 adımda geçersiniz. Açıkhavaya çıktığınız zaman dünya dışı bir dehşet ve kaos boyutundan kurtulmuş, yaşama yeniden dönmüş gibi olursunuz. Çünkü içeride bulunduğunuz kısacık süre içerisinde aldığınız soluk kokuşmuşluğun, çürümüşlüğün kokusudur. Bastığınız zemin, aralarından yürüdüğünüz duvarlar, gördüğünüz şeyler en beterinden bir karabasanın ta kendisidir. O karabasanın dehşetini uykuda değil etiyle kanıyla, iğrenç kokusunu da soluyarak günlük yaşamın içerisinde hissetmişsinizdir. Bizim altgeçitteki 35-40 saniyelik yürüyüş, korku edebiyatının ustası Stephen King'in betimlediği gerçeküstü kaos ortamlarıyla eşdeğerdedir.
ÇARPIKLIK giderileceğine İstanbul'un vitrini Eminönü'nde bu inanılmaz korku filmi günün 24 saati kesintisiz oynatılır. Kaos tüm İstanbullular'a zorla yaşatılır. Aynı karabasanı güpegündüz gören binlerce yabancı turist te, tanık oldukları dehşet belleklerine kazınmış olarak ülkelerine döner.
İSTANBULLULAR böyle bir utancı, İstanbul böyle bir tanıtımı hak ediyor mu?