kapat

25.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Öcüler, tabular...

Bundan sekiz yıldan fazla süre önce, Turgut Özal, önemli bir ameliyat için Amerika'ya giderken havaalanında bombayı patlatmıştı; televizyonda (TRT) Kürtçe'ye de bir süre ayrılabileceğini söylemişti. Daha sonra, Kürtçe basın-yayın ve eğitim hakları olarak konuyu biraz daha genişletti.

Beklenileceği gibi kıyamet koptu. Ancak, konu tartışılmaya da başlandı. Bu konuda ikna olması en zor sayılabilecek türden ve kesimden insanlar, Özal'ın çıkışındaki isabete kafa yormaya başladılar. Aradan sekiz yılı aşkın süre geçti, Türkiye, bu konuyu tartışamıyor bile. Oysa, "Kopenhag kriterleri"nin en can alıcı noktası da, bu. Eğer, bu dahi yapılamazsa, Türkiye'nin, AB yolunda mesafe alınamaz. Dolayısıyla, bu, bir "milli strateji" meselesi haline gelmiştir ve en azından tartışmaya açık bir ortamın oluşturulması, bu konunun anlamsız bir "tabu" halinden çıkarılması gerekir.

Sekiz yılı aşkın bir süreden sonra, Türkiye'nin bu konuyu tartışamaz halde bırakılması hazindir. Tartışmayı en başta, maalesef, Başbakan Bülent Ecevit kapatmak istemektedir. Geçen hafta, AB'nin Genişlemeden sorumlu Komiseri Günter Verheugen'in Ankara temasları sebebiyle, basında köşeden bucaktan bu konuya değinilmesi üzerine, Ecevit, belirgin bir telaş göstermiştir. Ecevit'e deniyor ki, "AB'nin görüşleri içinde en çok hassasiyet yaratan bölüm, kültürel hakları konu alıyor" ve cevap: "Bu, yapılan açıklamalarda da var. Bir sosyolojik kavram gibi getiriliyor. Bundan ne kastettikleri belli değil."

Bu lâf mı şimdi? AB'ye "tam üye" olmak isteyen bir ülkenin yöneticisinin, "müstakbel ortakları"nın niyetinden habersiz olması düşünülebilir mi? Üstelik, anlamış da. Evet, bir "sosyolojik kavram" gibi getiriliyor, öyle çünkü. Peki, sizce ne Sayın Başbakan? Siz, neyi kastediyorsunuz? Biz Türkler, Türkiye'nin Başbakanı'nın bu kadar hayat” bir konudaki görüşlerini bilmiyoruz, bilemiyoruz.

Soruyu soran ısrar ediyor: "AB'nin kağıdında, herkesin istediği dilde yayın yapabilmesi, eğitim görebilmesinden söz ediliyor..." Ve, cevap: "İşte genelde bu konulara değiniliyor, artık fazla birşey söylemek istemiyorum."

Niçin? Siz söylemezseniz, kimin söylemesi gerekiyor? Bu konu tartışılmasın mı?

Nitekim, ısrar da devam ediyor: "Türk hükümetinin kültürel haklar başlığında neyi kabul edip, neyi kabul etmeyeceği önceden duyurulamaz mı?"

Bir Ecevit ürkekliği daha, "Şu sırada henüz bunların Batı ile tartışılabileceği aşamaya gelmiş değiliz. Türkiye'deki duyarlılıkları da gözönünde tutmamız gerekir."

Kimin duyarlılıkları? Bu duyarlılıklar nasıl ve ne zaman kalkacak? Ne zaman Batı ile -eğer sahiden AB üyesi olmak gibi bir hedefimiz varsa- bunların tartışılabilmesi mümkün olacak?

Ve, Ecevit akıl almaz bir şekilde, kendisinin dahi gerisine düşebiliyor. "Daha önce yaptığınız bir açıklamada de facto olarak süren Kürtçe yayınların hukuk” çerçeveye sokulabilmesi için bazı düzenlemelerin yapılabileceğini söylemiştiniz" hatırlatması üzerine, "Bunları gündeme getirmek şu sırada hiç doğru değil. Dün de belirttiğim gibi, buna bağlı olarak yeni hükümet senaryoları üretiliyor. Bu ekonomiye de yansıyor. Koalisyon ortaklarının hepsinin çok dikkatli davranması gerekir."

Türkiye'nin dönem dönem çeşitli "öcü"leri ve "tabu"ları oldu. Şimdi de "ekonomi öcü"sü ve "koalisyon tabusu" var. O tabuya dokunursanız, diğer öcüyle korkutuluyoruz.

Peki, koalisyon hükümeti niye var; ekonominin düzelmesi niçin gerekiyor? Bütün bunların AB üyeliğine hazırlanmakla ilgisi yok mu? "Kopenhag kriterleri"nin tartışılması bile hükümeti zora sokacaksa, bu hükümetin kılavuzluğunda, AB'ye hiç değişmeden, değiştirmeden ve en önemlisi çaktırmadan mı adım atacağız?

İşte "önderlik" bu demektir, böyle ortaya çıkar. Bundan sekiz küsur yıl önce, Turgut Özal'ın geldiği ve toplumun önüne geçtiği -o zaman da ve fazlasıyla bugünkü 'duyarlılıklar' vardı- noktaya, bugün hale gelemiyorsanız ve toplumun önüne geçeceğinize "duyarlılıklara" rehine kalıyorsanız, bu ülkeyi de yönetemez ve yönlendiremezsiniz. Öcüler ve tabularla, 2000 yılında Türkiye yönetilemez çünkü...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır