kapat

25.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Limasollu
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Cenk de gitti!..

Kilisli'de yemek yiyoruz.. Uzun zamandır gitmemiştik.. Nasıl özlemişim, Kilisimin yemeklerini.. Nasıl keyifliyim.. Sohbet de iyi.. Öte masada Alaaddin Yavaşça ağabeyim var.. Bir operasyon geçirmişti.. Maaşallah, nasıl iyi görünüyor.. Etrafında dostları.. Öyle keyifli görünüyor ki..

"Cenk de gitti" dedi, Ünal birden..

Ben Monaco'dan gelmişim ya, Ferrari'den.. Onu konuşuyorduk..

Cenk de bir yere gitmiş demek.. Başka şey aklıma gelmedi.. Nasıl gelsin ki..

Ölümün yakışmadığı adamlar vardır.. Onlardandı Cenk..

Özcan merak etti.. O da benim gibi düşünmüş olmalı.. "Nereye gitti" diye..

Ünal şaşırdı.. "Haberiniz var sandım.. Yoksa böyle damdan düşer gibi söyler miyim?.."

Gözlerinin içine baktım.. "Şaka ettim" desin diye.. Eşek şakası, meşek şakası.. Razıyız.. Ama değil.. "Kaybettik" dedi.. "Sabahtan beri bütün radyolar, televizyonlar onu anlatıyor.."

Sabah altıda kalp krizi geçirmiş. Hastaneye yetiştirememişler.. Pazar sabahları, ne radyo açarım, ne televizyon.. Bahçede şezlonga uzanır gazete keyfi yaparım.. O pazar da öyle yaptım ve Cenk benim için 8 saat daha fazla yaşadı..

Donduk kaldık, Özcan'la.. Yemeğin de sohbetin de tadı kaçtı.. Kaçarcasına çıktık.. Eve geldim..

Monaco'da iken birikmiş gazeteler var.. Akşam'ları aldım elime.. Perşembenin gazetesini açtım.. "Hıncal'ın siparişini yerine getiriyorum" başlıklı bir yazı Cenk'in köşesinde.. Ona "Şu Güneş'i yaz, ne olur" diye yazı ısmarlamıştım, salı günü.. Güneş'in dalgınlıklarını anlatırken.. Yıllarca birlikte TRT tarihinin en güzel programını sunmuşlardı. Güneş'in dalgınlık ve unutkanlıkları hemen her hafta Cenk'in başına işler açarken..

Onu yazmış.. Bu ısmarlama yazıyı köşemde okuyacaksınız..

Pazar günleri, Cenk fıkralarına ayırırdı köşesini.. Her pazar fıkra yazardı kendisi.. Ama, yepyeni, harika birşey eline geçirdi mi, kendisi yazmaz, beni arardı.. "Hıncal ağbi bak tam senlik bir fıkra" diye.. Bazan bir iki hafta bekletirdim.. Ümidi keser, kendi köşesinde yayınlar, ya da Şakir'e anlatırdı.

Açar telefonu fırçalardım, "Bana anlattığın fıkralar ambargoludur" diye.. Sonunda anlaşmıştık. Ambargo iki hafta sürecekti.. Ondan sonra Cenk kendi fıkrasını kullanmakta serbest olacaktı..

Pazar günü, kendi fıkrasını yazmış adeta..

Adam daha ölecek yaşta değil.. Azrail'i karşısında görünce bebek numarası yapmaya karar vermiş.. "Aldatabilirsem, belki bana acır" diye..

Başlamış, "Inga... Inga.." diye ağlamaya.. Azrail gülmüş..

"Hadi bakalım.. Atta.. Attaa!.."

Attaa gitti Cenk de sonunda..

***

Taa Kolej yıllarından tanırdım onu.. Okulun da sevgilisi idi, bitmez tükenmez neşesi ve neşe taşıyışı ile.. Tenisi zevk için oynar, asıl hakemliğini yapardı. Onun hakemliği şovdu.. Nasıl dalgasını geçerdi, itiraz eden oyuncu, protesto eden seyirci ile.. Maçtan çok Cenk'i seyrederdik.. Seyredenler arasında Meral Savcı da varmış.. Yayına yeni başlayan TRT Televizyonunun o yıllarda bir numara yapımcısı.. "Sende bu espri kabiliyeti varken, ziyan olma.. Gel benim yarışma programımı sun" diye kapmış getirmiş, televizyona.. Geliş o geliş.. Televizyonun en çok sevilen ve aranan sunucusu oldu, kısa zamanda..

Yılmaz Tekin Onay, "Sil Baştan" diye bir yarışma planlamıştı onun için.. Tam başlarken Cenk "Pat" diye askere gitme kararı verdi.. Program bana kaldı.. Bir yılı geçtik.. Böbrek ameliyatı diye hastaneye girdim.. Doktorlar "İki hafta" dediler.. İki haftalık yedek çektik.. Nerden bilirim, tam bir yıl hastanede kalacağımı.. Yedekler bitince, almış Yılmaz'ı bir düşünce.. O sıra Cenk askerden dönünce "Hıncal çıkana kadar.." demiş.. Program asli sunucusuna döndü.. Cenk çekimi yapıyor, hastaneye geliyor.. Bana olup bitenleri anlatıyor..

Bu arada bir mektup aldım.. Bir seyirci mektubu.. Sakladım.. Cenk geldi..

"Seni çok seviyorum" dedim.. "Hayrola" dedi.. "Bayram değil, seyran değil.. Nerden çıktı bu aşk.."

"Şu mektubu oku, anlarsın" dedim..

Seyirci diyor ki.. "Sil Baştan'ı izlerken, size nasıl illet oluyordum. Kendi kendime 'Bundan daha felaket bir sunucu olamaz' diyordum.. Cenk Koray'ı görünce sizin kıymetinizi anladım. Ne olur bir an evvel çıkın ve programı geri alın.."

"Hayatta aldığım ilk ve tek övgü mektubu bu" dedim.. "Onu da sayende aldım, seni nasıl sevmem.."

Yıllar sonra, elinde bir dosya geldi bana.. "Kuran'da 19 Mucizeleri ve Atatürk" diye bir araştırma.. Şöyle bir baktım.. "Bunu hemen Hüsnü'ye götürelim. Altın Kitaplar basar" dedim.. Demez olaydım..

Altın Kitaplar'ın en gözde yazarıyım o sıralar.. Kitap Fuarında "En Çok Okunan Yazar" ödülü alıyorum.. Kitaplarım dörder, beşer baskı yapıyorlar..

Cenk'in kitabı bir çıktı, pir çıktı.. Baskı üstüne baskı.. Ne beşi, altısı.. Yirmilere geldi.. O sene fuarda ödülü Cenk'e hem de kendi ellerimle ben verdim..

Vurulduğumda dev bir Beşiktaş bayrağı ile geldi hastaneye.. Duvara astı bayrağı.. Yıllarca bekledim intikam için.. Kader, onu benim hastaneye, hem de benim odaya düşürmez mi?.. Daldım odasına koskoca bir Galatasaray bayrağı ile, astım duvarına.. Güldü "Fuat amca boşuna adını Hınç-al koymamış" diye..

İsimler bazan ne garip..

Cenk kadar sevecen, Cenk kadar neşeli, keyifli, Cenk kadar barış adamının adının Cenk olması..

Mekanının cennet olduğunu hissediyorum sanki..

"Hıncal'ın siparişini yerine getiriyorum..."

Sevgili Hıncal, iki gün önce sütununda Güneş Tecelli'den bahsederken parantez içinde bana bir çağrıda bulunuyor, diyor ki: 'Yahu Cenk, şu Güneş'i anlatan bir yazı yazsana.' Hıncal, tam tabiriyle 40 yıllık dostum. Üstelik eski bir Beşiktaşlı. Onu mu kıracağım?

Efendim, Güneş Tecelli, TRT Ankara Televizyonu'nun "ınga" dediği bir dönemde sunuculuk yapan, ama öyle lafın gelişi sunuculuk değil, tam anlamıyla bu işi başaran bir değerli arkadaşımız. Hele şimdilerde "papyon ya da kuş" lakaplı Aydın efendiyi seyrettikten sonra, değeri çok daha iyi ortaya çıkan bir insan.

Bir tek kusuru var, unutkan ve dalgın.

Eski Telespor programını izleyenler anımsayacaklar, bir ara ikimiz sunuyorduk bu programı, o haftaki konuklarımız Mazhar-Fuat-Özkan. Cumartesi gecesi Eurovision şarkı yarışmasının Türkiye finali yapılmış ve onlar Türkiye'yi temsil hakkı kazanmışlar, ertesi gün de bizim programa konuk olacaklar. Telespor'a katılacak sanatçıları Güneş'le aramızda paylaştık. MFÖ ile o konuşacak. İkaz etmek için dedim ki; "Dün gece birinci olan şarkıyı seyirci dinlemek ister, ancak 24 Nisan'a kadar bu şarkının çalınması yarışma kurallarına göre yasak. Söylemeyi unutma."

"Tamam Cem" dedi. Zaten beraberliğimizde bana bir kere bile Cenk demediği için şaşırmadım. Benim adım "Cem, Can, Cengiz" arasında gidip geliyordu.

Güneş röportajını bitirdi. Ve aynen şöyle dedi: "Şimdi seyirciler sizin dün gece birinciliği kazanan parçanızı dinlemek isterler ama bu mümkün değil, çünkü..." Ve unuttu. Bir süre kamera ona, o kameraya baktı. Sonra devam etti: "Çünkü, bunun sebebini Cem Koray gayet iyi biliyor, buraya davet ediyor ve kendisinden nedenini öğreniyoruz!"

Bir gün de elindeki kağıttan bir maç sonucu iletti. O zamanlar naklen yayın olmadığı için TRT Spor Servisinden gol haberi geliyor biz de seyirciye duyuruyoruz.

"Bir maç sonucu bildiriyorum: Altay-1, Bursaspor-1, şimdi Pembe Panter."

Dedim ki: "Güneş, birkaç maç olsa kağıttan okuman normal ama tek maç sonucu geldi. Bunu kağıda bakmadan söylesene."

"Haklısın azizim" dedi ve bundan sonra televizyon tarihinde bugüne kadar söylenmemiş ve bir daha da söylenmeyecek şu kelamı etti;

(Kameraya bakarak) "Yeni bir maç sonucu Fenerbahçe-2, Sakaryaspor-0"

(Sonra kağıda bakarak) "Daha doğrusu Galatasaray-3, Gençlerbirliği-1"

O kağıtta ne Fenerbahçe, ne Sakaryaspor adı vardı (çünkü o gün öyle bir maç da yoktu) ne de 2-0'lık bir skor.

Güneş'i anlatmak için bu sütun çok küçük, imkanım olsa gazetenin tüm sayfalarını onunla doldururdum. Yolu açık olsun.

***

Cenk salı günü ısmarladığım yazıyı, perşembe günü kaleme almış, hemen.. Ama üslubundan belli, Güneş'i bir dizi yapmaya kararlıydı. Kimbilir daha neler yazacaktı, kadim dostu için..

Peki şimdi Cenk'i kim anlatacak, öylesine tatlı tatlı?..

SEVDİĞİM LAFLAR
Bir anne çocuklarının artık çocuk olmadıklarının asla farkına varmaz.

Halbrook Jackson (1874- 1948)

TEBESSÜM
Fıkra Gökçe'den

-Sarışın çivi çakarken parmağını niye çivinin üstüne koyar?

-Çıkan sese dayanamadığı için.

28 Gün!..
Hollywood alkolizm üzerine pek çok film çevirdi..

Unutamadıklarımın birincisini lisede iken seyretmiştim.. I'll Cry Tomorrow.. Yarın ağlayacağım.. Susan Hayward harikaydı, alkolik Hollywood yıldızı Lilian Roth'u canlandırırken. Jack Lemmon ve Lee Remick'in alkolik bir karı kocayı canlandırdığı The Days of Wine and Roses (Şarap ve Gül Günleri) ise üniversite yıllarımda beyaz perdeye gelmişti..

O günden bu yana, yığınla bu tür film izledim, ama geri kalanları unuttum gitti..

Sandra Bullock'un 28 Gün'ü de, unutulanlar listesine eklenecek..

Amerika'da bir haftada 32 milyar gibi bir hasılat yapmış.. Belki de alkolizm bu ülkenin büyük sorunlarından biri olduğu için..

Beni sarmadı.. Sandra Bullock'un tüm şirinliğine rağmen sarmadı..

Kızkardeşinin düğününün içine ettikten sonra, bindiği limuzinle komşu evlerden birine dalınca, yargıç ona 28 gün ceza verir.

Ya bir rehabilitasyon merkezinde, ya da hapiste geçireceği 28 gün.. Yazar Bullock rehabilitasyonu seçer tabii.. Oysa oradaki günler de pek kolay değildir..

Film bana çok iğreti, çok yüzeysel geldi.. Belki bu yüzden havasına pek giremedim.. Rehabilitasyon merkezindeki gene alkolik diğer tipler de çok üstünkörü çizilince, film akmaz olmuş.. Zaman zaman çok sıkıldığımı hissettim.

Alkolizm konusu sizi ilgilendiriyorsa, ya da Sandra Bullock'a özel bir sempatiniz varsa, tercih sizin..

Ben 28 Gün'ü tavsiye edemem..

BİZİM DUVAR
Galatasaray'da logo hesapları sürüyor. LOGOritma

Hakan &Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır