Birçok yaşıtının tersine acıları, zorlukları umutsuzlukları ve devletin depremden sonraki eksikliğini kaleme alan Melis Özcan, "Yaşadığım korku ve stresi kitap yazarak üstümden attım. Depremden sonra devleti yanımızda göremedik" diyor.
2500 adedi şimdiden tükenen ve ikinci baskıya geçen "Naylon Köşk"ün küçük yazarı, "İkinci kitabım 'Başkentten Dönüş' de kısa bir zamanda bitecek. Ankara'daki yetkililer ve çevrenin ilgisizliğini yazıyorum" diye iddialı konuşuyor.
Depremden önce mutlu bir yaşamları olduğunu söyleyen Melis, "Yalova'da yaşıyorduk. Babam lokanta işletiyordu. Depremde lokantamız yıkıldı, evimiz oturulamaz hale geldi. 2 ay kadar Yalova'da çadırda yaşadık. Aslında çadır demek pek doğru olmaz. Naylon bir barınaktı. Daha sonra Ankaralı bir hayırsever ücretsiz olarak evini bize kiraladı. 7 ay Ankara'da kaldık ve okuluma orada devam ettim. Babam bu süre içinde Ankara'da iş aradı. Maalesef bulamayınca Samsun'daki akrabalarımızın yanına geldik" diye anlattı.
Melis Özcan, "Naylon Köşk" adlı kitabının doğuşu ve içeriği hakkında da şu bilgileri verdi: "Önceleri yaşadıklarımı günlük şeklinde yazıyordum. Sonraları bu günlük uzadıkça yazdıklarımı bir 'anı roman' haline dönüştürmeyi düşündüm. Ankara'ya yerleştikten sonra yazmaya devam ettim. Roman tamamlandıktan sonra Bilgi Yayınevi'ne başvurdum. 1-2 hafta sonra arayıp yazılarımı kitap haline getireceklerini söylediler. Yayınevi 2500 baskı yaptı ve çok kısa sürede kitap tükendi. Şimdi kitabın ikinci baskısı yapılacak. 'Naylon Köşk'te depremden ailemin psikolojik durumuna, umutsuzluklardan korkularıma kadar yaşadığım tüm acıları kaleme aldım" dedi.
Depremde 8 yıllık iki arkadaşını kaybettiğini ve arkadaşlarının acılarını hâlâ yaşadığını söyleyen Melis Özcan, kitabında yayınladığı bir anısı hakkında şunları söyledi:
"Bizim naylon çadırımız bir okulun bahçesine kuruluydu. Yağmurun çok şiddetli yağdığı ve sırılsıklam olduğumuzun bir günün ertesinde polis çadırımıza gelerek 'Buradan hemen çıkın' dedi. İlk kez bir devlet görevlisi yanımıza bizi kovmak için gelmişti. O olaydan sonra başka devlet görevlisi de göremedik."
"Köpek havlaması olunca hâlâ korkuyorum" diyen "Naylon Köşk" kitabının yazarı Melis Özcan, "Dedem ve halamların yardımlarıyla geçimimizi sağlıyoruz. Umarım babam bir an önce bir iş bulur" diyor.
Melis gelecek planlarını ise şöyle anlatıyor: "Radyo ve Televizyonculuk okuyarak gazeteci ve dünyaca ünlü bir edebiyatçı olmak istiyorum. Şu anda ikinci kitabım 'Başkentten Dönüş'ü yazıyorum. Umarım ikinci kitabım da başarıyla çıkar."
O gün akşama kadar güneşte kurudular ama lekeli ve kirliydiler. Güneşin altına su da koymuştuk, akşama kadar ılıklaşmıştı. Kardeşim Deniz'i bir leğenin içinde yıkadılar. Beni de yıkamak istediler. Ben kabul etmedim. Deniz şortla yıkanmıştı ama ben utandım. Sadece kafamı eğerek yıkadım. Babam bir tırmık bulmuş, etraftaki yaprakları, kağıtları süpürüyordu. Sağa, sola çöp atanları yeniden kolera tehlikesine karşı uyararak topladı çöpleri."
"Devletİn en küçük temsilcisi, mahalle muhtarımız bugün bizleri ziyaret etti. Aile fertlerine numaralanmış kağıt verdi. Bu kağıtlarla muhtarlığa gelecek yardımlardan yararlanabileceğimizi söyledi. Annem babama, 'Keşke çadıra ihtiyacımız olduğunu da muhtara söyleseydik' dedi. Babam, 'Aşkolsun, bizim çadır ihtiyacımız yok ki.. Baksana Naylon Köşkümüze' deyince gülüştük...
Öğleden sonra muhtarlığa yardım geldiği söylendi. Annem de gitti ve iki saate yakın bir süre kalabalık bir grupla muhtarlığın önünde bekledikten sonra biraz reçel ve sabunla geri döndü. Babam, çok üzülüyordu annemin böyle uzun süre beklemesine. 'Bir daha gitme' diyordu ama annem; 'Gitmeliyim, bu ihtiyaçları nasıl karşılayacağız?' diye onu okşayarak ikna ediyor ve kuyruktaki rezaleti anlatıyordu..."
"Bugüne kadar hiçbir Devlet yetkilisinin bizi aramadığından ve sormadığından yakınmıştık. Bugün geldi bir Devlet yetkilisi. Evet, bir polis komiseri, yanında 5-6 polis memuru ile birlikte bize doğru geldi ve bir an önce burayı terk etmemiz gerektiğini, aksi halde bizi buradan zorla attıracağını söyleyip gitti. Komşularla birlikte huzursuz bir bekleyiş başladı. Kendi kendisini Yalova Lisesi Müdürü ilan eden bir kadın vardı. Valiye bizlerin buradan çıkarılmamız gerektiğini söylemiş. Vali de komiser ve polis memurlarını göndermişti."
Mert İNAN