kapat

11.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
iku
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İPEK CEM(ipek.cem@sabah.com.tr )


Uygar yaklaşımlar

İngiliz Başbakanı Blair'in oğlunun karakola düşmesi, ülkemizde de önemli bir gündem maddesi oldu. 16 yaşındaki Euan, sınav sonrası kutlamaları biraz fazla kaçırmış olacak ki, geçen hafta bir geceyarısı kendini önce hastanede sonra da polis sorgusunda buldu. Blair'in büyük oğlunun -muhtemelen utancından- polise yanlış isim ve adres vermesi de, olayın farklı bir boyutuydu. Ardından anne ve baba Blair'ler ifadeleri alınmak üzere karakola davet edildiler.

Olay, gazetelerimize manşet oldu ve beklenilen kıyaslama yapıldı. Başbakanın ve siyasilerin çocukları acaba nasıl davranıyordu? Korumalarının ne gibi vukuatları vardı? Onları sorgulama gafını işleyen polisler kendilerini Şırnak'ta bulabilirler miydi?

Aradaki farkı vurgulamak için, bizden bazı politikacı çocuklarının içki ve hızla olan serüvenleri ele alındı. İngiltere'de olanın tam tersinin, ülkemizde nasıl cereyan ettiğini kanıtlama yarışı başladı. 'Öğrenecek çok şey var' dendi ve işin içinden çıkıldı.

Unutulan nokta, bizdeki bazı yaklaşımların, siyasilere ve onların akrabalarına değil, toplumun geneline ait davranışlar olduğuydu. Poliste kayırma varsa, bu yalnızca politik kesime değil, imtiyaz sahibi olan her kesime gösterilebilen bir tavır. Ne yazık ki, bu bir zümrenin değil, toplumun üzerinden silkeleyemediği bir tavır.

Uygar yaklaşımlar edinmek, Blair'in oğlunun hikayesinden hareketle, sansasyonel habere yönelmek değil, hukuk dışı olaylar cereyan ettiğinde bunların üzerine cesaretle gitmekten geçiyor. Aynı şekilde, 'hukuk devleti' olmasına 'ant içtiğimiz' bu ülkenin vatandaşlarının gerçekten hukuka saygılı olması gerekiyor. Küçük bir örnek verirsek, geçenlerde Caz Festivali'nin açılışında, bileti olmayanlar, Açık Hava Tiyatrosu'na girmeyi bir 'hak' olarak algılamışlardı.

Zaten aynı mantıkla, izinsiz inşaat yapıyor, aynı mantıkla çöpleri `bize ait olmayan' herhangi bir yere atmıyor muyuz? Diğer bir örnek de, ülkemizde çalışan Rus asıllı genç bir bayandan geliyor. Beyoğlu'nda bir konser çıkışı, polisler tarafından taciz ediliyor, azıcık Türkçe'siyle yalvar yakar ellerinden zor kurtuluyor. Bu hikayeyi dinlerken utancımdan ve üzüntümden kızarıyorum. Sonradan şikayetçi olmadığını, çünkü "başının belaya girmesini istemediğini" öğreniyorum.

Türkiye'de polise ve adalete duyulan güvensizlik ortadan kalkmadıkça, hiçbir kesimin sorgulamaya gönül rahatlığıyla gitmesi mümkün değil. Tarihte çok sayıda ihlal ve yanlış yapıldı. Ters davranışlar, polis teşkilatının küçük bir zümresine ait olsa da imajlarını fazlasıyla zedeledi.

Bu demek değil ki, imtiyazlı konumlardaki vatandaşlar 'aynı davranış biçimleri için' herkesten farklı bir muameleye tabi tutulsunlar. Ancak, eleştirirken, 'büyük resmi' ve özeleştiriyi de unutmamak lazım.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır