


Küçük gündem
Bir haftalık iznim biti. Gazete yüzü görmeden ve hiç televizyon açmadan geçen bir haftadan sonra bu sabah yeniden sekiz-on gazetenin içine gömülüp yokluğumda neler olup bittiğini öğrenmeye çalıştım.
Yapmam gereken açık: Akıp giden olaylardan birini kuyruğundan yakalayıp ilk yazıyı yazacak ve böylece bir haftalığına dışına çıktığım genel gündem havuzunun içine dalmış olacağım tekrar. Biliyorum ki ilk yazıdan sonrası kolay olacak. Bir kez attım mı kendimi o büyük havuza, sanki hiç çıkmamış gibi kaldığım yerden kulaç atmaya başlayacağım.
Ama şu ilk yazıyı bir yazsam...
Önce YÖK Başkanı Gürüz'ün seçim sonuçlarını hiçe sayarak Cumhurbaşkanı'na sunduğu rektör adayları konusunda birşeyler yazsam diyorum. İçimden "bu kadarına da yuh" demekten başka birşey gelmiyor. Eh, bu kadarcık lafla yazı olmaz tabii.
Ardından Erbakan'ın 312'nin son kurbanı oluşuyla ilgili bir yazıya niyetleniyorum. Ama daha birkaç cümlede, yazdığım herşey dayanılmaz ölçüde bayat geliyor gözüme. Bin kere yazdığım şeyleri bir kez daha yazacağım da ne olacak umutsuzluğu kaplıyor içimi, vazgeçiyorum.
Son olarak AİHM'nin DEP'le ilgili kararı üzerine birşeyler söylemeyi deniyorum. Ama o konuda da sitem dolu üç beş cümleden öte gidemiyorum.
Kısacası bugün bu işi kıvırtamıyorum. Kendimi bir haftadır dolu dolu yaşadığım küçük özel gündemimden koparıp "büyük gündem"le buluşamıyorum.
O zaman yapacak tek şey kalıyor geriye; bugünü bir "geçiş dönemi" sayıp, sizi kendi mütevazı gündemime ortak etmeye çalışmak... Artık kimi ilgilendirirse...
***
Önce gündemden satır başları: Begonviller tutmuş. Pergola ısmarlandı, havuz açıldı açılacak... Yani bizim sitede hayat başlıyor!
Ve ben hayatımda ilk kez yazlıkçı olan biri olarak, yeni tanıştığım bu hayat tarzının kendine özgü güzelliklerinin tadını çıkarmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorum.
Sadık okurlarım hatırlayacaklardır: Geçtiğimiz Nisan ayında yapımı 15 yıl süren yazlığımızı nihayet teslim aldığımızı ve bayram tatilinde bahçesine ağaç-çiçek diktiğimizi yazmıştım ya, işte o çiçekler en parlak renkleriyle taa uzaktan karşıladı bizi. Begonviller, Japon gülleri pıtrak gibi çiçek açmıştı. Minicik limon ağacı boyundan posundan beklenmeyen bir beceriyle tam beş tane zeytin tanesi büyüklüğünde limon yetiştirmişti bizler için. Bitki türüyle kurduğum ilk iletişimde ortaya çıkan sonuç mükemmeldi. Onlara hemen su vererek teşekkür ettim.
Ama asıl ilginç deneyimi bitkilerle değil insanlarla iletişimde yaşadım. Nasıl da özlemişim giriş kapısının ardına kadar açık olduğu bir evde yaşamayı... Kapı önünden geçen daha üç günlük dostların kahvaltı masamıza oturup çayımıza ortak olmasını... Geceleri balkondan balkona laf atmayı; geçmişin yükünden ve kışlık imajların ağırlığından kurtulmuş hafif sohbetler yapmayı...
Gördüğüm kadarıyla yalnızca ben değil herkes özlemiş. Büyük şehirlerdeki küçük ya da büyük kafeslerinde bir başına yaşayan bütün bu insanlar, yoğun bir "teklifsiz dostluk" açlığıyla gelmişler buraya. Hemen, hiç vakit kaybetmeden birbirlerine sarılmak, çekirdek ailenin yalnızlığını gidermek istiyorlar.
Kimi 13, kimi 70 yaşında komşularla Çiziktir oynamayı planlıyoruz.
Yarın havuz açılacak. Karar verdik, açılışı havuzun etrafında halka olup hep birlikte "cup" diye içine atlayarak yapacağız. Belki deve güreşi bile yaparız.