kapat

11.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
iku
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


KKTC nedir?

Böyle giderse, savaş meydanlarında ve müzakere masalarında kaybedilmeyen Kıbrıs, tıpkı Türkiye'de duruma benzer biçimde "içerde" kaybedilecek. Daha doğrusu, "içerisi" yüzünden kaybedilecek.

Herşey, Kıbrıs'ta Başbakan Yardımcısı ve sol-eğilimli Toplumcu Kurtuluş Partisi Mustafa Akıncı'nın polisin Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan alınıp İçişleri Bakanlığı'na bağlanmasını istemesiyle hareketlendi. Uzun yıllar Türk Lefkoşa'nın belediye başkanlığını da yapmış olan Mustafa Akıncı'ya Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın ağır hakaretler içeren polemikler yapıldı.

Bu arada, başında meslekdaşımız Şener Levent'in bulunduğu Avrupa gazetesi, kampanyaya girişti ve polisin İçişleri Bakanlığı'na bağlanması talebini hararetle destekledi. Çok geçmeden, Kıbrıs'ın TAK ajansının şu açıklamasını okuduk:

"Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı, Devlet ve askeri sırlarla ilgili casusluk faaliyetleri başlatan bir şebekenin bugün polis tarafından yapılan bir operasyon sonucunda ele geçirilerek tutuklandığını açıkladı.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Basın Bürosu'ndan bu akşam konu ile ilgili şu açıklama yapıldı:

"Çok uzun bir süreden beri günlük gazete görünümü altında, aslında bir taraftan devleti yıkmak misyonuyla amansız ve ahlâk dışı yayım yapan, ancak en önemlisi diğer taraftan devlet ve askeri sırlarla ilgili casusluk faaliyetleri başlatan bir şebeke, ilgili birimlerce çok yakından takip ve kontrol altında bulundurulmaktaydı.

Söz konusu çete, zamanla askeri çevrelere sızmaya çalışmış ve bu yönde faaliyetler yürüttüğü tespit edilmiştir.

Bu şebekenin dış ve iç odaklarca mevcut bütün irtibat ve iltisaklarını kanıtlayan yeterli bilgi ve belgelerin tespiti yapılmış ve devlete daha fazla zarar vermelerini engellemek amacıyla, bugün polis tarafından yapılan bir operasyon sonucunda bahse konu şebeke, elebaşısı ile birlikte ele geçirilerek tutuklanmıştır."

"Şebeke"nin yani "casusluk şebekesi"nin "elebaşısı", Kıbrıs'ın bugüne dek gördüğü en keskin, en yaman kalemlerden biri olan Avrupa gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Şener Levent. Peki, diğer üyeleri kimler? Gazetenin iki köşe yazarı Harun Denizkan ile Ali Osman Tabak. Bir gazete yönetmeniyle iki köşe yazarından "casusluk şebekesi" türetmek zor olacağı veya pek ikna edici olmayacağı için bir astsubay ile eşi de tutuklanıyor. Böylece, "casusluk şebekesi" pek inandırıcı olmuş oluyor!

Gazimagosalı Şener Levent, Rauf Denktaş'ın en keskin eleştirmenlerinden biri olarak yıllar önce ün yapmıştı. Daha sonra, Asil Nadir'in Kıbrıs gazetesinde yazmaya başladı. Ardından, Asil Nadir'in yayın grubunun ve bu arada ben dahil basın piyasasında ve hatta siyaset dünyasında adı bilinen çok kişinin çalıştığı Güneş gazetesinin Moskova Temsilcisi olarak görev yaptı. Eşi Kazakistan Türklerindendir ve üniversite eğitimini Moskova'da tamamlamıştır. Eski dönem olsa, eleştirel kalemi ve güçlü polemikçiliği sayesinde "Sovyet casusu" olarak da tutuklanabilirdi. Şimdilerde Sovyet ya da Rus "casusu" olmanın bir anlamı yok. Kıbrıs'ta geçerli akçe ne olabilir?

"Rum casusu" olmak! İddia da bu zaten. Ancak, Şener Levent'i tanıyan herkes için bu çok çirkin bir iftira olarak kalır. Herhalde, bir gazete yöneticisi ve iki köşe yazarından oluşan bir "casusluk şebekesi" dünya casusluk tarihinde de ilk kez rastlanan bir durumdur. Bu işin evveliyatı yani Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'nın yapısı ve yetkileriyle ilgili gelişmeler, bu manzarayı daha da şaibeli hale sokmuştur. Üstelik, sanki Kıbrıs'ta gelişmeler, bir "silahlı çatışma"ya doğru seyretmektedir de, Şener Levent ve arkadaşları, işi gücü bırakıp, Kıbrıslı Rumlara "askeri sırlar" aktarmaktadır. Peki, Rumlar, o "askeri sırlar"ı ne yapacaktır? Kuzey'e saldırıya mı geçeceklerdir? Böylesine bir askeri gerginlik söz konusu ise, Denktaş'ın Cenevre'de müzakere masasında ne işi vardır?

Bir soru daha: KKTC, gerçekten bir bağımsız devlet midir; yoksa sadece bir "garnizon"un adı mıdır?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır