


Genç kızları mankenliğe özendirmek suçu..
Şimdi şunu kabul edelim bir defa.. Geleceğin mankenlerini yolun başında belirlemek ve yönlendirmek amacı güden "Elit" yarışmaları dünyanın her yerinde yapılır.. Ve de dünyanın her yerinde enteller bu yarışmayı eleştirirler.. Onlar zaten her türlü benzeri yarışmayı eleştirirler, bunu biraz daha fazla eleştirirler. Çünkü bu yarışmaya katılan kızların yaşlarının 14'den başlaması onlara nereye çekseniz oraya uzayacak bir rahat konu verir.
Eleştirenlere diyecek bir tek sözüm var..
Bu yarışmanın özünü eleştirirken, bilerek, ya da bilmeyerek sansürcülere ve yasakçılara alkış tutmak, "Aydın" olmakla ne derece bağdaşır, düşünme gereği duydular mı?.. Türkiye'nin hem de en özgürlükçü olması gereken aydınları, mesela İlhan Selçuk, bu tuzağa düşmüştür.
Bu ülkede en büyük talihsizliklerden biri budur.
Sansür ve yasak konusunda hiçbir aydın samimi değildir. Benim aydınım için "Özgürlük" kendi kafasına uygun şeylerin serbest kalmasıdır. Onun kafasının almadığı şeyler yasaklanırsa, sesini çıkarmaz. Hatta alkış tutar, hatta teşvik eder..
Bu ülkede sinema sansürü ile en çok savaşan gazete Cumhuriyet'te okumuştum, O'nun Hikayesi filminin eleştirisinde "Sansür uyuyor mu, bu filme nasıl izin verdiler" cümlesini..
RTÜK'ün atv'yi kapatma kararı, yasa ve yönetmeliklerin fevkalade kötüye zorlanması ile alınmıştır.. Bu kapının aralanmasına izin verilirse, yarın RTÜK benzeri gerekçelerle neler yapabilir, bu tehlikenin, bu dehşetin farkında olan entelimiz yok. Çünkü onlar, Elit Model yarışmasının özünü eleştirmek ve tartışmakla, bu yarışma sebebi ile televizyon kapatmanın çok ayrı şeyler olduğunun farkında bile değiller..
Suça bakın..
"Mankenliğe, modelliğe özendirmek.." Bu ülkedeki tüm manken ajansları birbirlerini yemekten vazgeçseler, RTÜK'ü mahkemeye verir ve dünyanın tazminatını alırlardı.
Kötü birşey mi ki, mankenlik, foto modellik, ona özendirmek kötü birşey olsun..
Genç kızlar için dünyanın en popüler, en prestijli, çok geniş imkanlar sağlayan bir meslek bu..
Mankenliğe özenirse, okuldan geri kalırmış..
O zaman futbol maç yayınlarını da yasaklayalım.. Futbolcu hem de mankenin milyon misli kazanıyor, genç yaşında.. Televizyonun yayınladığı her maç, çocuğu okulu bırakmaya özendirebilir. Futbolcu olmaya özendirebilir.
İşin asıl acı yanı da medyanın "Utanmazca" çifte standardı..
Her mesleğin kötü örneği var. Mankenliğin de var tabii..
Peki bu harikulade cazip mesleğin, yığınla pırıl pırıl örneği varken, onların lafını dahi etmeden, birkaç yoz örneğin peşine takılan, bıkmadan, usanmadan, toplasan sayıları onu geçmeyecek bu kızların peşine takılıp, onların zevksiz, tatsız, estetikten yoksun fotoğrafları ile her pazar tam beş tane dergi çıkaran benim medyam değil mi?. Her gazetede köşe yazarları "Lolita" edebiyatı yaparken, magazin sayfaları ve ekler, bu bir avuç küçük yosma ile tiraj aramıyor mu?.
Yarışmayı en çok eleştiren Hürriyet ve Milliyet yazarları, kendi gazetelerine hergün bakmıyorlar mı?. RTÜK, anne ve babaların izni ile ve onların önünde yapılan bir dikkat buyurun güzellik de değil, bir meslek yarışmasını yayınlayan atv'yi kaparken, öbür televizyonlardaki Tele Voleler, haftalık magazin programlarında, ve de asıl oralarda, bu bir kaç yozun çılgın yaşamının hem de nasıl özendirilerek verildiğinin farkında değil mi?..
Küçük çocuklar için bu yarışma mı, yoksa o programlar mı, daha tehlikeli, daha zararlı oluyor, bu ülkenin köşe yazarları ve toplum ve çocuk psikologları hiç düşündüler mi?..
Tartışmaya sonuna kadar evet. Ama çifte standarda, ama, hem de böyle çok geniş ve amacı çok aşan yorumlar içinde ekran karartmaya, sonuna dek hayır.. atv idari yargıya gitmeli ve bu kararı Türk yayıncılığı açısından durdurmalıdır.
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan.
"Ben eşinizin özel doktoruyum!.. Testlerini yaptık. Az evvel eve dönmek için çıktı burdan.." demiş telefondaki adam..
"Eeee!" demiş heyecanlanan koca..
"Kusura bakmayın laboratuarda büyük bir karışıklık olmuş.. Eşinizde ya bunama başlamış veya Aids olmuş..!" demiş doktor.
"Ne demek bu doktor? Ben ne yapacağım şimdi?" diye kızmış adam.. "Valla!" demiş Doktor "Pratik olarak şöyle yapabiliriz.. Evin yolunu bulup dönebilirse sakın becermeyin onu..!"
SEVDİĞİM LAFLAR
Bir amacın başarı limitini, kendi inancımız belirler.
Konfüçyus
Bodrum'un adını doğru koymak..
Geçen hafta sonu birkez daha Bodrum'da idim..
Sen Bodrum'a yaz aylarında gitme gitme.. Sonra yüzyılın sıcaklık rekorunun kırıldığı haftalarda git.. Olacak şey mi?..
Ama inanın biraz da görev..
Niye görev..
1960 yılındaki Florya macerasında birinci derece yanıkla hastaneye kaldırıldıktan ve omuzlarımdaki cılk yaralar yüzünden iki ay gömlek giyemedikten sonra bir daha güneş beni göremedi.. Yani güneşi, plajı ve denizi sevmem. Sıcağa tahammül edemem.
Gündüzler gitti mi?..
İçki içmem.. Yüksek volümlü müziğe tahammül edemem. Gece saat en geç birde yatakta olurum.. Bunun özeti.. Ben bardan da nefret ederim..
Eğlenceyi severim, ama ülkemizde garip bir moda yerleşti.. Eğlence gece yarısı ikiden önce başlamıyor. O da gitti mi?..
Geceler de böyle gitti.. Peki o zaman ne işim var benim Bodrum'da..
İşte yıllar yılı gitmeyişimin sebebi..
Bu yıl, Günay için gittim, iki hafta önce.. İlk defa Bodrum'da açıyordu. Günay eğlenceyi uygun saatte başlar ve bitirir. Tam bana göredir.
Bir akşam üzeri sokaklarda yürüdüm ki, hemen tüm Bodrumlular dertli.. Bir Tantan terörü esiyor ki, sormayın gitsin.. Döndüm, yazdım..
Geçen hafta sonu, bu defa, olayı daha yakından görmek ve incelemek için düştüm Bodrum yollarına..
Madem yazıyorum, daha iyi bilmem gerek..
Şimdi kesin biliyorum..
Bakın, Bodrum'un adını doğru koyalım..
Bodrum, bir dinlence yeri değildir.
Dinlenmek, çakıl taşlarına basarak denize girmek (Kulakların çınlasın Haşmet) Türkiye'de kilometrelerce sahil ve dünyanın en güzel, en harika tatil köyleri var.. Oralara gidebilirler.. Evlerini oralarda yapabilirler..
Bodrum, dünya çapında bir eğlence merkezi..
Türkiye'de benzeri olmayan bir eğlence merkezi..
Türkiye'nin tek eğlence merkezi..
Olaya böyle bakmak zorundasınız.. Böyle bakınca da, makul, mantıklı ve akıllı olmanız gerekir.
Eviniz İstanbul'un ana arterlerinden biri üzerinde ise, vilayete başvurup "Gece 12.00'den sonra trafiği kesin. Gürültüden uyuyamıyorum" derseniz belki haklı, ama gülünç olursunuz. Trafik gürültüsü sizi uyutmuyorsa, yapacağınız şey, trafiği engellemek değil, mümkünse evinizi değiştirmektir.
Bodrum'da yaşayanların gürültü şikayeti hakları yoktur ve olamaz..
Burası 24 saat eğlenen bir merkezdir. Bu merkezde gürültü olacaktır. Beğenmeyen gitmez..
Burada villa sahibi birkaç beyzadenin keyfi için, her hafta milyonların taşındığı Bodrum'da yaşam kısıtlanamaz..
Bodrum'a, Bodrum'un 24 saatlik yaşamına sahiplenmesi gereken kişi Turizm Bakanı Erkan Mumcu.. Bodrum'a mutlak gitmeli.. Oradaki varlığı bile bir tavır olacak ve Bodrumlulara moral verecektir.
15 gün önceye göre, Bodrum'da belirli bir hoşgörü ve yumuşama var.. Ama herkes huzursuz. Çünkü bir gece evvel hoşgörülenin ertesi gece kapatma sebebi olamayacağının garantisi yok..
Bu huzursuzluğun kalkması, Turizm Bakanının Bodrum'a sahiplenmesi ile mümkün..
Sevgili Mumcu..
Bodrum sizi bekliyor!..
Bodrum'un beachlerine de, barlarına da adım atmayan Hıncal, 24 saat yaşayan Bodrum'u savunuyorsa, Turizm Bakanı, sımsıcak kucaklamalı..
Hata kimde..
Bir Amerikan dergisinde okuyorum..
"Bir insanın en büyük hatası, bir problemin hep başkalarının hatası olduğunu sanmasıdır" demiş, Guy Bellerenti.. Kimdir bilmem.. Ama adamın bizim Ertekin'i bildiği kesin. Bu lafı tam onun için etmiş çünkü.. Hangi sorun olursa olsun, hep başkasının hatasıdır.. Bunca yıllık arkadaşım.. "Kabahat bende" dediğini duymadım.. Bakın aynen yaşanmış bir olay..
Birgün daldı araba kullanırken.. Paldır küldür kaldırıma çıktık.. Anında şöyle bağırdı:
"Kim yapmış bu kaldırımı buraya.."
Adamda, suçu başkasına atmak bir refleks.. Dükkanda doğru gitmeyen ne varsa, hep kabahatlı başkasıdır. Durmadan adam değiştirmesi bu yüzdendir.
Adını aldığı Bar des Theatres Paris'te Marcello 20 yıldır çalışırken, Ertekin'de 20 günü geçen rekor kırar.. Adamlar değişir, hatalar değişmez..
Çünkü hata hep başkasındadır ve Ertekin'in yaşamında başkaları hep vardır..
Bunları Ertekin'e nasihat olsun diye yazdığımı sanmayın. Onun değişmesi imkansız. Tüm kötü huyları kemikleşmiş, iyi huyları gibi.. Ama siz, gençler, işler hep ters gidiyorsa, bir aynaya bakmanızda yarar var..
Sorumluluğu kabullenmek üstelik sizi, daha büyük adam yapar, işleri daha kolay düzeltirken..
İnsanlar sorumluluğu kabullenenlere zaman zaman kızarlar, ama sadece de onları adam yerine koyarlar.
Mehveş ile Özalp!..
Yapı Kredi Festivallerinin en güzellerinden biriydi, Mehveş Emeç'in, Arjantinli Portoniya (Galiba öyle.. Liman Çocukları anlamına gelirmiş) gurubu ile birlikte verdiği Tangolar konseri..
Bandeneon çalan bir çılgın Arjantinli Marcello.. Daha da çılgın bir İspanyol dilberi, korsan kızı kadar ateşli kemancı..
Dinlemeye doyamadık..
Hayır, Yapı Kredi Festivali programında boşuna aramayın. Bulamazsınız.. Bu müthiş konser medyaya niye yansımadı, biz nasıl haber alıp gidemedik diye de üzülmeyin..
Mehveş Emeç bu minik, ama dünya şirini konseri kendi düğününde verdi..
Yapı Kredi Bankasının tüm kültür işlerini ve festivallerini yıllardır başarı ile yürüten Özalp Birol, dünyaca ünlü piyanistimiz Mehveş Emeç ile evlendi ve yeni gelin daha yüz görümlüğü almadan sahneye çıkıp, konuklarına harika bir sürpriz yaptı..
Konseri değil de, Kuruçeşme Divanın harika mutfağını tercih edenleri yadırgamadım, ama konser devam ederken, gürültü ile konuşan ve kahkahalar atanların saygısızlığına üzüldüm.. Bunları yapanlar da, sosyal demokratlığı kimselere bırakmayanlar üstelik. Adlarını yazsam ben üzülürüm. Ama onlar kendilerini bilir de kızarırlarsa yeter bana..
Özalp ile konuştum. Mehveş bu gurupla anlaşmış. Birlikte konserler verecek, turneye çıkacaklarmış..
O zaman daha uygun koşullarda dinleme imkanı bulacağız onları..
Mutluluklar, Mehveş ile Özalp'e..
Onlar ermiş muradına, demek en doğrusu, bu rüya gibi düğünün ardından..
Biz de çıkalım kerevetine.. (Ne demekse..)
BİZİM DUVAR
Boray Uras'ın yürüyüşünden sonra anladık ki trafik yasası yürümekle aşılmaz.
Hakan&Utku