|
|
Ömürboyu tutuklu
Tehdit... Rehine alınma... Yaralanma... Hatta ölüm! Cezaevinin bütün ağırlığını taşıyan gardiyanlar kendilerini devletin üvey evladı gibi görüyor
Cezaevinde isyan! Bu başlığı taşıyan haberler genellikle, "Sekiz gardiyan rehine alındı..." diye devam eder ve biter. Cezaevlerinde yatan "ünlüler"i bir solukta sayarız da, bir gardiyanın bile adını hatırlamayız. Hatta çoğumuz resmi adlarının "İnfaz Koruma Memuru" olduğunu bile bilmez.
Gardiyanlar cezaevlerinin emekçileridir: Baskılara maruz kalırlar, dayak yerler, yaralanır, görevleri başında ölürler. Genellikle de susarlar. Ama bu kez konuşma sırası onlarda...
Bugüne kadar çıkan çatışmalarda çok sayıda infaz koruma memuru yaşamını yitirdi, 15 bini saldırıya uğradı ve 64 kişi de sakatlandı. 562 cezaevinde görev yapan 4 bin 323 İnfaz Koruma Başmemuru ile 20 bin 81 İnfaz Koruma Memuru ayrıca, mahkumların rehin alma deneylerinde sürekli kobay olarak kullanılıyor. Bütün sorumlulukları yükümledikleri halde tam bir yetki enflasyonu yaşamaları onların harcanmalarını ve hedef seçilmelerini kolaylaştırıyor.
EK İŞ ZORUNLU
İnfaz koruma memurları, ağır yaşam koşullarının asosyalleştirdiği memurlar grubunda en baş sırada yer alıyor. Düşük maaşla çalışan gardiyanların yüzde 80'i varoşlarda kiracı olarak oturuyor. Yüzde 85'i ek iş yapıyor.
Örneğin Bayrampaşa Özel Tip Cezaevi'nde infaz koruma memuru olan İsmail Karabulut, mesai dışında taksicilik yaptığını söylüyor. Karabulut, "Aldığımız maaşla geçinmemiz çok zor. Ya ek iş yapacaksın ya da rüşvet alacaksın. Bunun başka yolu yok" diyor. Ev sahibi olanlar da yüzde 20'yi geçmiyor.
SÜREKLİ GERİLİM
Gardiyanların iş koşulları tüm olumsuzluğuyla aile yaşantısına da yansıyor. Karabulut, cezaevinin yüklediği stres yüzünden mesai bitimine doğru sinir küpü olduklarını belirterek, bunun olumsuz etkilerini ailelerine yansıtarak deşarj olduklarını söylüyor. Karabulut, "Akşam eve gittiğimde bütün sinirimi aileme boşaltıyorum. Çocuğumu sevemiyorum çoğu zaman... Bu sürekli olursa ilişkimiz soğuyor. Sonra yeniden her şeyi eski düzenine getirmek için günlerce dil döküyorum" diyor.
Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'nde görev yapan Sunay Özmen de, aynı sorunu yaşıyor. Özmen, aşırı stresten aile mutluluklarının herzaman tehlikeye girdiğini kaydediyor.
Bayanlar ise bu konuda biraz daha temkinli davranıyor. Bayrampaşa Kapalı Cezaevi'nde görev yapan Gülüzar Kayhan, işyerinin stresini kesinlikle eve taşımadığını ifade ediyor: "Cezaevinden çıkınca bütün sorunları orada bırakıp evime gidiyorum. Evde kesinlikle işle ilgili konular açmıyorum. Mutlu görünmeye çalışıyorum. Her şeyi içime gömüyorum. Bakalım bunları daha ne kadar taşıyabileceğim," diyor. İnfaz koruma memurlarının yaşadıkları bu sorun aile ilişkilerine sekte vuruyor. Yüzde 35'i eşinden ayrılmış. Bunlar arasında yüzde 70'lik çoğunluk ikinci evliliği yaparken geri kalanlar ise evlenmeye yanaşmıyor. Çalışanların yüzde 3'ünü oluşturan bayanlar da genellikle aynı meslek grubundan biriyle evlenmeyi tercih ediyor. Dışardan biriyle evlenenler ise ya evliliklerinin ilk yılında boşanıyor ya da görevden ayrılıyor. Hemen hepsinin 4-5 çocuğu var. Babaların çocuklarla ilgili gelecek tasarısı ilkokul bittikten sonra bir işe girmeleri...
SAÇLAR GİTTİ
Psikolojik rahatsızlıktan yakınan meslek grubunun başında gelen bu memurların yüzde 70'i belfıtığı, hepatit-B ve C rahatsızlığından dolayı tedavi görüyor. Spor yapamıyorlar. Erkeklerin en büyük sportif etkinliği futbol oynamak.
Yüzde 40'tan fazlası yüksekokul mezunu olduğu halde kitap okuma oranı sadece yüzde 2. Gözlük kullanan kişi sayısı da yüzde 37 oranında. İnfaz koruma memurları ile ilgili belki de en ilginç istatistiki bilgi şu: Mesleki kariyerlerinin ilk altı yılında saçları büyük oranda kırlaşmaya başlayan bu insanların yüzde 65'i kel. Hemen hepsinin mesleğe başlamadan önce sırma saçlı olduğu bilgisi oldukça dikkat çekiyor.
Bayanlarda ise erken yaşlılık belirtileri meslek yaşamının ilk on yılından itibaren görülmeye başlanıyor. İlk bakışta göze çarpan belirti alın kırışıkları ve saçların ağarması... Bayanların yüzde 70'ı ağaran saçlarını kamufle etmek için boyamayı tercih ediyor.
EN KÖTÜSÜ EMEKLİLİK
İnfaz koruma memurları, kamu kuruluşlarında çalışan diğer bütün memurlardan 276 iş saati yani 35 gün fazla çalıştıkları halde fazladan hiçbir karşılık almıyorlar.
Dahası çok sayıda sosyal güvenceden de yoksun bırakılıyorlar. Görev riski yüksek olan bazı iş kollarında olan yıpranma payını alamıyorlar. Kadın çalışanlar da doğum öncesi, doğum sonrası ve süt izni kullanamıyor. Sağlıksız koşullarda çalıştıkları için çok daha çabuk çökebiliyorlar. Emekliliği yaklaşanların yüzde 90'ı yaşlılık belirtisi rahatsızlıklardan yakınıyor. Emeklilik sonrası yaşamlarıyla ilgili istatistik bilgileri vahim: Emekli olup da 5 yıl maaş alabilenler sadece yüzde 1.
'ELİMİZ KOLUMUZ BAĞLI'
Bayrampaşa Cezaevi'nde infaz koruma memuru olan Tüm-Yargı-Sen İstanbul Şube Başkanı Ali Yazıcı, cezaevlerindeki olumsuzlukların tek adresi konumuna getirilmelerinin nedenlerine ilişkin şu çarpıcı açıklamalarda bulunuyor: "Cezaevlerinde hiçbir can güvenliğimiz yok. Devlet bize silah vermiyor. Biz de kendimiz alıyoruz. Ancak, herhangi bir durumda havaya dahi ateş açsan ceza alıyorsun. Elimiz kolumuz bağlı olduğu için harcanmamız daha kolay oluyor ve bunun için de hep biz hedef seçiliyoruz."
HEM GARDİYAN HEM DE ANNE
CEZAEVİ erkek memurlar için yıpratıcı bir ortam. Bu zorluk kadın gardiyanlar söz konusu olduğunda daha da artıyor. Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'nde görev yapan Hülya Sarıdede cezaevinde geçirdiği zorlu yılların ardından dönüp geriye baktığında doğum günü, bayram gibi özel günleri hiç yaşamadığını hatta onları yaşama arzusunun da köreldiğini söylüyor: "Hiçbir bayramı evde geçirdiğimi hatırlamıyorum. Hep işteyiz. Ama bunun karşılığında fazladan bir ücret bile alamıyoruz." Sarıdede, mahkumların kendilerine 'ücretli mahkum' gözüyle baktığını söylüyor.
CEZAEVİ Mİ, KREŞ Mİ?
Mahkumlarla uğraşmanın dayanılmaz ağırlığını çocuklarla olan ilişkilerinde hissettiklerini kaydeden Sarıdede, şu soruyu soruyor: "Çevresini yeni yeni tanımaya başlayan bir çocuğun sorduğu ilk sorulardan birine 'Burası cezaevi' demek kolay mı sanıyorsunuz?" Cezaevlerinde kreş sorunu olduğu için çocuklarını zorunlu olarak işyerine götürüp getirdiklerini belirten Hülya Sarıdede, ardından şunları söylüyor: "Çocuklarımız suçluların bulunduğu ortamlarda büyüyor. Burayı annelerinin işyerleri olarak biliyorlar. Gerçek anlamıyla cezaevi olduğunu anladıkları gün ise her şey çok geride kalıyor onlar için... Bu onların psikolojik yapısını daha küçük yaşlardan altüst ediyor. Büyüdüklerinde çoğu depresyon geçiriyor, psikolojik yapıları daha da duyarlı olduğu için olumsuzluklardan çok daha kolay etkilenebiliyorlar. Bir annenin en büyük sıkıntılarından biri çocuğunun sağlıksız ortamda büyümesidir. Biz tam da bunu yaşıyoruz işte!"
SON DURAK ÖLÜMBayrampaŞa Cezaevi'nde infaz koruma memurluğu yapan Gülüzar Kayhan'ın, emeklilik dendiğinde yüzünde anlamlı bir gülümseme beliriyor. "Bizden öncekiler emekli olduktan sonra en fazla beş yıl yaşadı. Biz de aynı yolun yolcusuyuz" diyor. Onun derdi hiç olmazsa çocuklarının evlendiğini görmek: "Onları olabilecek en erken yaşta; yani 18 yaşında evlendirmek istiyorum, belki torun bile görebilirim." Söz çocuklardan açılınca Kayhan'ı bir sıkıntı basıyor: "Bizim süt iznimiz sadece 40 gün. Sonra çocuklarımızı o ortama götürmek zorunda kalıyoruz. Hastalık kapabiliyor, psikolojisi bozulabiliyor.
Eşinin de infaz memuru olduğunu söyleyen Kayhan, "Olup bitenlere bakarken yüreğime bir korku iniyor. Acaba eşim tehlikede mi? İyimser senaryolarla kendimi kandırmaya çalışıyorum. Gerilimim onu görene kadar sürüyor..." diyor. Çift cezaeviyle ilgili her türlü konuyu sokak kapısında bırakarak ruhsal sağlığını korumaya çalışıyor.
YARIN
Ateş çemberindeki erkek infaz koruma memurlarının ilginç yaşam öyküleri...
Adalet Bakanlığı'nın 'Karate tasarısı'na ilişkin çarpıcı değerlendirmeleri.
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|