kapat

11.07.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
iku
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Baba hayal kuruyor oğul frene basıyor
Türkiye'nin ilk markalı peyniri Bahçıvan'ın kurucusu Mecit Bahçıvan, 69 yaşında hâlâ atak ve hayallerinin peşinde koşuyor. Ama sanayici oğul, rekabetin daha sert olduğu dönemlerde işin başına geçmiş olmanın etkisiyle, babasını dizginliyor

1950'li yıllarda, daha Muş ile Bitlis arasında kervanlarla yol alınırken işe başlayan ve o yolları 11 saatte yürüyecek kadar azimli olan bir yürek, yaş 69'a da gelse pes etmiyor. Türkiye'nin ilk markalı peynirinin yaratıcısı Mecit Bahçıvan, sütün parayla alınıp satılması 'haram' kabul edilirken köylüyü ikna edip başladığı peynir üretimini, bugün Lüleburgaz'da Avrupa standartlarındaki bir fabrikada oğlu ile birlikte sürdürüyor.

"Ben tüccarım, oğlum sanayici" diyen Mecit Bahçıvan, kendi ataklığını ve heyecanını da buna bağlıyor ve oğlunun biraz daha sabırlı ve temkinli olmasını sanayiciliği ile açıklıyor. Mecit Bey, sütle uğraşmanın ağır işçilik olduğunu, "cenaze bekler süt beklemez" diyerek anlatırken, oğlunu baba mesleğinden uzak tutmak için verdiği tüm çabaya karşın, bugün yan yana odalarda işi sürdürmekten çok memnun. Türkiye'nin peynir kralı Bahçıvanlar ile iş hayatı, baba-oğul ilişkileri ve yaşam üzerine konuştuk...

* Mecit Bey, babanızın bu uğraşla ilgisi olmamasına rağmen, peynir üretmek sizin aklınıza nasıl geldi?

Mecit Bahçıvan- Ben 7 yaşından beri çalışırım. Yaz tatillerinde bir dondurmacıda çalışırdım. Ondan formülü öğrendim, sütün, sahlepin daha iyisini bulup ondan iyi yaptım. Sütle ilk ilişkim öyle başladı. Şimdi de derim ki damarımı kesseler kan yerine süt akar. Sonra askeri müteahhitlik yapmaya başladım. O yıllarda sadece Kars ve Trakya'da kaşar yapılıyordu. Ben de, Muş'ta, Bitlis'te, Van'da niçin yapılmasın diyerek başladım. 20'li yaşlardaydım. Sonra Trakya'ya geçtim. Bir ayağım Edirne'de bir ayağım Hakkari'de. Zaman içinde Türkiye'nin kaşarının yarıdan fazlasını biz yapar hale geldik. Kandıra'daki tüm kaşar ustaları öğrencimdir.

* İTO yönetim kurulu üyeliği de yaptınız. Bu konum, işinizi nasıl etkiliyordu?

Mecit Bahçıvan- O zamanlar ciddi bir sorun vardı. Sütlü ürünlerde KDV oranı her ürün için ayrı ayrıydı. Bunun için çok mücadele verdim. Odalar Birliği'nde bir gün toplantı yapılıyor, bakanlar da var. Ben de kalktım bir kaşık yoğurt aldım, 'Bakın dedim bunun KDV'si yüzde 8'. Sonra onu bir bardak suyun içinde karıştırdım ayran yaptım; 'şimdi KDV 11 oldu' dedim. Sonra tüm KDV'ler 8'e indi.

* Bu kadar uzun yol aldıktan sonra oğlunuza yüklediğiniz misyon nedir?

Mecit Bahçıvan- Ben kaşar ve beyaz peynirle başladım, Erdal 50 çeşide çıkarttı. Lüleburgaz'daki fabrika onun eseridir. O, şirketi dışa açıp, kurumsallaştıracak.

Erdal Bahçıvan- Günde 100 bin ton sütü işliyoruz. Türkiye'de kişi başına peynir tüketimi 7 kilogram. Bu Avrupa Birliği ülkelerinde 20, ABD'de 16-17 kilogram düzeyinde. Biz bu tüketim miktarını artırmayı hedefliyoruz. Geçtiğimiz yıl Ortadoğu'ya peynir ihracatına başladık.

Peynir tabiat ürünü değildir
* Ambalajlı peynir tüketimi hâlâ çok düşük değil mi?

Erdal Bahçıvan- Türkiye'nin toplam tüketiminin yüzde 85'i beyaz peynirde. 'En faydalı olan beyaz peynirdir' diye bir inanç var ki hiç bir bilimsel dayanağı yok. Hepsinin hammaddesi süt, hepsinde protein var. Peynir tüketiminin yüzde 85'i hâlâ markasız ürünlerde. Orada ilkel yöntemlerle yapılan üretim ve sevkiyatlar var. Ama tüketici bilinçsiz. Ambalajlı tüketim her geçen gün artıyor ama damla damla.Tüketici güveni tezgahın arkasındaki tezgahtarda arıyor. 'Abla bu peynir iyi' sözüne güveniyor. Bunu yapan sadece cahil, ekonomik gücü olmayan kesim değil. Üst gelir düzeyi de yapıyor. 'Geçende sen bana bir peynir vermiştin onun aynısından ver' diyor. Bu, peynire has bir psikoloji. İnsanlar peyniri ağaçtan kopan bir elma ya da dalından kopan bir domates gibi görüyor. Sanki tabiat ürünü. Halbuki işlem görüyor. Hangi şartlarda üretildiği çok önemli.Süt en kirli çamaşırdan bile daha mikropludur.

'Oğlum sanayici ben tüccarım'
Oğlunuz bu işe nasıl girdi?

Mecit Bahçıvan- Şimdi bizde bir söz vardır, 'Cenaze yerde kalır süt kalmaz' diye. Çünkü süt çabuk bozulur. Onun için sütçülük ağır meslektir. Ben bu yüzden oğlumun bu işi yapmasını hiç istemedim. Kıyamadım ona. Oğlum önce Alman Lisesi'ni, sonra Boğaziçi İşletme'yi bitirdi. Ama yaz aylarında gelip çalışırdı. Baktım bu işe hevesli, engel olmadım. Sonra Lüleburgaz'da bir fabrika kurduk. Erdal işi eline aldı. Gidip yurt dışında eğitimini aldı. Biz bilinçsiz yaptık, Erdal bilinçli yapıyor bu işi. Şimdi Lüleburgaz'daki fabrikayı görseniz inanamazsınız.

Erdal Bahçıvan- Ben yazları tatil yapmaz babamın yanında çalışırdım. O zamanlar Eminönü Yağiskelesi'nde işyeri vardı babamın. Çok uzak tutmaya çalıştı ama olmayınca kabullendi benim de bu işi yapacağımı. Okulu bitirdikten sonra Danimarka'ya eğitim için gittim. Danimarka bizim sektörün öğrenileceği en iyi ülke. Çok faydasını gördüm. Sonra marka olma süreci başladı. Soyadımızın da faydasını gördük, zaten bu soyadı ile tanınıyorduk. Değiştirmeyelim dedik, yaptığımız işe de uygun.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır