54 ülkenin milletvekillerinden oluşan AGİT Parlamentosu Bükreş'te Çavuşesku'nun klima takılması unutulmuş sarayında, gölgede 42 derece sıcakta 5 gündür "iyi yönetim" kavramını tartışıyor.
"İyi yönetimi" tartışmak için belki de en iyi ortam.
İyi yönetim kötü yönetimin tersi olarak değil, daha çok Taha Akyol'un dediği "yönetemeyen demokrasi"nin zıttı olarak kullanıyor.
İngilizcesi (Good Governence). Ama tanımı henüz tam yapılmış bir kavram değil.
Bu deyim, "sürdürülebilir kalkınma" ile birlikte ilk kez dünya bankasının Afrika ile ilgili bir raporunda kullanıldı.
Uzunca süredir de uluslararası kalkınma politikalarını konu alan hemen hemen her kuruluş bu kavramı, belli nüanslarla benimsedi.
İyi yönetimin İngilizce karşılığına Profesör İlhan Tekeli "yönetişim" sözcüğünü öneriyor.
Bu deyimle, yönetimin yalnızca siyasi iktidarın ya da idarenin ilgi alanından çıkacağını, daha kapsamlı ve geniş bir katılımla gerçekleşmesinin anlaşılabileceğini söylüyor.
Yönetişim, elbirliği ile hep birlikte yönetim demek.
Bu birliğe toplumsal tüm katmanlar, birimler ve örgütler dahil.
Böyle bir yönetim anlayışı demokrasinin ilk ortaya çıktığı dönemlerdeki doğrudan demokrasi modelini çağrıştırıyor.
Genel anlamda yönetişim, demokrasi ve insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi kavramları da kapsayan bir şemsiye.
Bu değerleri evrensel olarak kabul eden Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gibi kuruluşlar, devlet, sivil toplum ve özel sektörün işbirliği ile bu ilkelerin daha hızlı daha doğru uygulanacağına ve korunacağına inanıyorlar.
AGİT Parlamentosunun bu toplantısında ABD ile AB üyesi ülkeler iyi yönetimi daha çok etnik özgürlüklerin tanınmasına bağladılar.
Bağımsızlığına yeni kavuşan ülkeler ise, "yönetişimi" yolsuzluk ve rüşvete fırsat vermeyen yönetim ile ilişkilendirdiler.
Tartışmalar, serbest pazar ekonomisinin her derde deva olacağını varsayan ve küreselleşmeyi "bin yılın icadı" olarak sunan görüşlerin bir kez daha gözden geçirilmesi gereğini ortaya çıkarttı.
Yolsuzluk, bozuk gelir dağılımı, demokrasiye bir türlü ulaşamayan siyasal rejimlerin "bu icatla" pusulayı daha da şaşırdıkları anlaşılıyor.
Yeni bağımsızlığına kavuşmuş, Türk Cumhuriyetleri dahil eski Sovyetler Bloku ülkeleri bu gerçeği çok iyi bilmenin güveni ile konuşuyorlar.
Toplumsal kalkınma için tutarlı bir kurumsal ve siyasal çerçeve bölgesel işbirliği ve dayanışmayı gerektiriyor.
Komşular arasındaki refah farklılığı sonunda çatışma, gerginlik yaratıyor.
Türkiye'nin kalkınmasını ve demokrasi yazgısını gölgeleyen biraz da bölgesel çevresi.
1980 sonrası ortaya çıkan küreselleşme, ekonomik finansman alanında ülkelerin olanaklarını kısıtladı.
Tek bir merkeze tabi tutulmaya başladı.
Piyasanın serbestleşmesi, devletin etki alanının daralması, kendiliğinden sivil toplumun güçlenmesi sonucunu doğurdu.
Buna Sovyet sisteminin dağılması ile ortaya çıkan yeni devletlerdeki yolsuzluk, rüşvet gibi sorunlar eklenince küreselleşme gaz kesmek zorunda kaldı.
Şimdi her şeyi hızlandıracak yeni bir araca gereksinme var.
Bu araç bireyler için de, ülkeler için de aynı:
Örgütlenmek, örgütsel dayanışmaya gitmek, yönetişmek...