


Önemli olan şekil değil öz..
Sıcaklara karşı bir model geliştirdim.. İşe futbol kıyafetiyle gelmeye başladım.. Gerçi personel halimi biraz yadırgadı ama olsun.. Böyle daha serin oluyor, üstelik zihnim de serinlediğinden yazılar su kaynatmıyor..
Bizim gazetenin tesbitine göre aşırı sıcaklardan 5 milyon tavuk telef olmuş.. Kümes hayvanları camiasının başı sağolsun ama gidişat gösteriyor ki durum vahim..
Muhabirimiz tek tek saymadıysa da kafadan bir hesap yapmış.. Türkiye'de 127 milyon tavuk varmış.. Çetelesini, günde beş milyon telefattan tutarsak; bir ay kadar sonra tavuk kısmı karaborsaya düşecek, demektir..
Parası olan yumurtaya yatırım yapsın.. Mümkünse kendisi kuluçkaya yatsın.. İki ay sonra "yumurta" zengini olur..
***
Yazıya girişi bilerek böyle yaptık.. Okura bir hayrımız dokunsun, diye.. Kendimize hayrımız yok bari okuyucu kendisini kurtarsın..
Niye hayrımız yok derseniz, taşınma telaşlarındayız.. Bizim taşınmamız da Merzifonlu Karamustafa Paşa'nın Viyana üzerine yaptığı sefere döndü.. Viyana'da oturan kral şehri savunmayıp kaçıyordu ki, soylular yolunu kestiler..
- "İlla ki burada kalacaksın, savunmanın başında olacaksın.. Sen kaçarsan ahaliyi tutamayız.." dediler..
Elbise gereksiz..
O saatte Merzifonlu Paşamız daha Viyana'ya 100 kilometre mesafede.. At koşumu iki günlük yol.. Lakin barhanayı yükleyip, göçünü ilerletmesi tam kırk gün sürdü.. Günde iki ikibuçuk kilometre yol alarak..
Elin Viyanalı'sı da tahkimatını yaptı.. Şehri koca bir kaleye döndürdü..
Merzifonlu'nun kırk günlük rötarını bizim tarihçiler es geçiyor ama elin Avrupalısı biliyor.. Bozgundan sonra düşman eline geçen Merzifonlu'nun erzak çadırlarından sadece üçyüz çuval şeker çıkmış..
Eeee! O kadar çuvalı yükle indir, yükle indir.. Günde iki buçuk kilometre rekor bile sayılır..
Bizim gazetenin o kadar yükü yok lakin işleri çok ince.. Bilgisayarın teli oradan geçecek, boru buradan geçecek derken Temmuz'un ortasını bulduk..
Sıcaklar da öyle bir çöktü ki hararetin güneşten geldiğini bilmesek yakınlarda doğal gaz boru hattı patladı, onun harrı yüzümüze vuruyor, sanacağız..
Bu arada oturdum kalktım.. Düşündüm taşındım.. Kendim için tarihi bir karar verdim..
- "Ben artık elbise giymeye mecbur değilim.." dedim..
Hoş şimdiye kadar giyindik de ne oldu! Ben kendime ne zaman bir şekil yapsam, üstüme başıma para akıtsam sağolsun eşim dostum mutlaka bir kulp buldu.. Eleştirilmekten hiç kurtulamadık..
***
Sonunda "Kimi aşka vermiş değer../ Kimisi de boyun eğer../ Kimi ipek libas giyer../ Şükür bize aba düştü.." deyip, orjinal halimize döndük.. Bir eyyam da rahat ettik..
Lakin bu sıcaklar nefes aldırmaz olunca ondan da sıtkımız sıyrıldı.. İşte ol sebepten kendime "Elbise giymeye mecbur değilsin.." telkinini yaptım ve kararımı da uygulamaya geçirdim..
Evde çok şükür, bizim takımlardan Avrupa'nın namdar ekiplerine kadar hemen herkesin forması var.. Meraklısı olduğumuzdan şortunu, tozluğunu da tedarik etmişiz ki hangi takım transfer teklif etse bende kıyafet hazır..
İtalya'nın Lazio takımının mavi formasını seçtim, altına da mavi şort.. Spor ayakkabıları da ayağıma geçirip gazetenin yolunu tuttum..
Arabanın içinde olduğumuzdan kapıya gelene kadar mesele çıkmadı.. Ne zaman ki kapıda indik, binanın önünde birikmiş ne kadar cıgaracı varsa başları bana döndü..
Başına güneş geçti..
Arabadan ciddiyetle indim.. Elimde kocaman bir siyah çanta var ki içinde çeyizim durur.. Onu da boynuma astım.. Bir elimde de cep telefonu.. Bütün ciddiyetimle içeri girdim..
Müracaat görevlileri, güvenlikçiler yüzüme endişe ile bakıyor.. Bakışlarında "Eyvah.. Sıcaklar yapacağını Selahattin Bey'e de yaptı.. Belli ki başına güneş geçti.." hayıflanması var..
Hiç aldırmadım.. Ciddiyetimi bozmadan içeri girdim asansöre bindim.. Asansörde iki dergici kız vardı.. Selam verdiler ama başlarını hemen çevirdiler.. Biri gülmemek için dudağını ısırmakta, başını çevirdiği için de görmüyorum sanmakta..
Bizim asansörün içi aynalı gardolap gibi olduğundan ben kızın sıfatını görmekteyim.. İkinci katta kendilerini dışarı zor attılar..
Kendi katıma çıkıp odama girdim.. Tam karşıma koca bir vantilatör kondurmuşum.. Düğmesine bastım.. Püfür püfür yelliyor beni.. Vakit de geçkin olduğundan hemen yazının başına çöktüm..
***
Daha evvel yazmıştım.. Taşınma operasyonu sayesinde bizim binada dört duvarı sabit bir tek oda kalmadı.. Ortam Beyrut'a dönmüş.. Sanki İsrail'den iki uçak gelmiş, bizim katı bombalamış..
Bildiğiniz kasabanın örenleşmiş hali.. O yüzden oturduğun yerden baktığında koridorun en ucuna kadar ne kadar yazar varsa görebiliyorsun.. Ortadaki salonlar ise muhabirlerin..
Oradan sizi görebilirler.. Ne var ki o görüş açıklığı yetmemiş, tamamı benim odanın karşısına birikmiş.. Resmen seyrime durmuşlar.. Canım sıkılıyor ama "Tenekede gazım var, yazılacak yazım var.." pozlarında tuşları tıkırdatıp, belli etmemeye çalışıyorum..
Onların seyri yetmezmiş gibi bir de gazetenin eşrafı birer ikişer sökün etmeye başladı.. Önce Zafer Mutlu baş gösterdi.. Her zamanki veciz konuşmalarından birini yapıp lafını "Sen futbolcu değilsin.. Gazetede çalışıyorsun.." diye bağladı..
Ardından Ahmet Vardar sökün etti.. Biraz seyredip giderken de yüksek sesle "benim acil tıbbi yardıma ihtiyacım.." olduğunu iddia etti..
Derken Güngör Mengi yarısı çalınmış oda duvarımdan uzattığı kafasını gördüm.. İçeri bakıp, kıkır kıkır gülüyor.. Gülmesi beni biraz burdu.. Çünkü ben onun kıyafetini saygıyla karşılamıştım..
Üzerine baştan aşağı çiçekli, eteği taaa dizine kadar uzanan bir gömlek giymiş.. Tatil sitelerinin barmenlerine benzemiş.. Bir başyazar olarak onun kıyafeti mesleğinin ciddiyetine uygun oluyor da sadece benimki aykırı kaçıyor.. Alındığımı belli etmedim..
Bugün üzerimde Gaziantep forması var.. Yeni uygulamanın dördüncü gününü idrak ediyorum ve millet yavaş yavaş hallerime alışmaya başladı.. Önümüzdeki günler için kendime yeni bir hedef koydum:
Kısmetse bir de işe mayoyla gelmeyi deneyeceğim..