CRM ingilizce "Customer Relations Management" tabirindeki kelimelerin baş harflerinden oluşan bir deyim. Tam manasıyla aynı olmamakla beraber, "Bire-bir Pazarlama", "Müşteri Odaklı Satış Yönetimi" gibi model ve tekniklerle paralellik arzediyor. Bununla beraber CRM daha geniş çaplı ve daha spesifik bir "İş sistemi-Business System."
Bu kavramın temelinde geçerli ve tutarlı bir felsefe olmasına rağmen burada işin uygulama safhasına ağırlık verilmiş. Ve yapılan uygulamalar hazır software paketleri ile de destekleniyor. Yani CRM prosedürü içinde bir pazarlama ve satış yöneticisinin bu sistemi kendi şirketinde uygulaması için neler yapması lazımgeldiği açık seçik bir bir şekilde ele alınıyor. .
Geçen hafta Çırağan Oteli'nde bu konu ile ilgili olarak geniş katılımlı bir konferans düzenlendi. Türk ve yabancı uzmanlar iştirakçilere CRM'i anlattılar. Burada dikkatimizi ilk çeken nokta, yapılan bir anket çalışmasına göre Türkiye'deki pazarlama yöneticilerinin yalnızca % .'sinin CRM'i biliyor veya işitmiş olması. Halbuki bu konu Amerika'da ve diğer gelişmiş ülkelerde değişik isimler altında yıllardan beri uygulanıyor ve kullanıcılarına ekonomik fayda sağlıyor. Bu konuya iki değişik açıdan bakmak kabil. Buradaki soru: "Bardağın yarısı boş mu yoksa yarısı dolu mu? İşe pozitif açıdan bakarsak, bu önümüze çıkan bulunmaz bir fırsat.
CRM dahili piyasalarda çok az şirket tarafından bilinip uygulandığı için burada önce davranan kazanacak ve rakiplerine fark atacak. Burada bizlere has bir düşünce tarzı ile "Hele bekleyip görelim, birileri bunu uygulasın. Netice alırlarsa, biz de işe gireriz" demek çok yanlış. Çünkü bizim tahminimize göre sistemi uygulamaya koymak en azından 1-2 sene alacak. Ve de eğer iş başarılı olursa, atı alan çoktan Üsküdar'ı geçecek.
Bugünkü ilerici şirketler "işte insan" felsefesini uygulayarak çalıştırdıkları elemanların yaratıcılık, problem çözme, işi kendisininkiymiş gibi sahiplenme gibi özelliklerini ön plana çıkarıyorlar. Bu yaklaşım konvansiyonel organizasyonların insana bakış açısından çok farklı ve iyi uygulandığı taktirde başarılı olup, size rekabet gücü kazandırıyor. Şimdi aynı mercek altına profesyonel müşterilerimizi koyduğumuzu farzedelim.
Onlarla yeteri kadar yakın ilişki kurup, yaratıcı güçlerinden faydalanabiliyor muyuz? Bu soruya birçok yönetici "Biz zaten bunu kendi şirketimizde uyguluyoruz" diye cevap verecektir. Ama bizim demek istediğimiz bu değil. Klasik organizasyonlar devrinde de her yönetici "Biz çalışanlarımıza gereken değeri veriyoruz" diyordu. Fakat bunun böyle olmadığı ortaya çıktı. Burada köklü değişimlere ihtiyaç var. Artık müşteri değil "iş ortağı" tabirini kullanmalıyız.
METİN GÖKER