İnsanın genetik şifresinin çözülmesi, belki de yüzyılların en büyük bilimsel devrimi...
Konu o derece özgün ki, anlamakta güçlük çekiyoruz.
DNA... Genler ve kromozomlar... Genlerin şifrelerinin çözülmesi... Bunların bilime ve tıbba getireceği yenilikler...
Hepsi de "saf" bilimsel meseleler...
Bazı meslektaşlar gibi şimdiden "etik" tartışmasına girmek de gereksiz...
Genetik atılımların kötüye kullanılmasını "hukuk" engelleyecektir.
Ben bu büyük devrimin hayatımıza yapacağı olası katkıyı, felsefi bir noktadan tartışmak istiyorum.
Diyelim ki yaşam 120-130 yıl uzadı.
200 yıl yaşamaya başladık.
"Mutlu olmayı" beceremedikten sonra, ne değeri var?
Şu anda insan ömrü ortalama 65 yıl...
Peki, mutluluk ortalaması nedir?
Yaşam doğanın bize en büyük hediyesi, tamam...
Ama biz bu hediyenin farkında mıyız?
Yaşamı, gerçekten bir hediye gibi algılayıp, kullanabiliyor muyuz?
Etrafınıza bir bakın...
Servetlerini, kazançlarını, kariyerlerini ve güzelliklerini bir kenara bırakarak insanların kaçta kaçının mutlu olmayı becerebildiğine bakın...
Mutluluk elbette göreli...
Ama sonuç ortada:
İnsanların yüzde kaçı mutluluğu yakalayabiliyor?
Yüzde kaçı elindekilerin farkında?
Yarısı, diyebilir misiniz?
Ben diyemiyorum...
İnsanoğlu, bilimsel problemleri çözüyor, duygusal problemleri çözemiyor.
O zaman ana soru ortada duruyor:
Mutluluğa hasret bir yaşam, iki misli uzasa ne farkeder?
Çünkü, yaşamın ana fikri, mutluluktur!
Can Ataklı'nın minik röportajından öğrendik ki, rüzgâr enerjisinden elektrik üreten santralın bir megavatı 1 milyon dolara mal oluyormuş... Üstelik Türkiye, rüzgâr bakımından hayli bereketli imiş...
ENKA da iki doğal gaz santrali için kolları sıvamış, 2.2 milyar dolarlık bir yatırım...
Türkiye adına mutluyum.
Akıllı ve namuslu çalıştığımız zaman iyi işler yapabiliyoruz.
Yıllardır ülkemiz palavra santralleri ile yönetilmeseydi, çok farklı noktada olacaktık ama...
Bu yatırımlara da şükür...
Ölümsüzlüğe doğru mu?
Genetik şifrenin çözülmesinin, insan yaşamını yüzlerce yıla kadar uzatacağı öne sürülüyor.
Bir çeşit ölümsüzlük gibi...
Bu fikir bana biraz erken kanı ve fizikötesi geliyor. Doğum varsa ölüm kaçınılmazdır.
Ölümü geciktirmek belki mümkün olacak ama yenmek imkânsız diye düşünüyorum.
İnsanoğlu, genetik bilgiler ve tıbbi ilerleme sayesinde belki çok uzun yaşayacak, belki çok genç yaşayacak ama sonunda mutlaka ölecektir.
Ölümü yenmek fikri, şimdilik bana metafizik geliyor.
O yüzden inanmakta güçlük çekiyorum.