kapat

29.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HICAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Terim, Denizli'yi fena solladı!..

Kim ne derse desin, Fatih Terim ile Mustafa Denizli arasında amansız bir yarış var.. Türk futboluna çok şey kazandıracak bir yarış..

Derwall'in yanında Teknik Direktörlük stajına başlayan Denizli, Türk futbolunda "Büyük Düşünce" devrimini gerçekleştirerek, çok büyük başarılara ulaştı.

Hücum futbolunun en güzel örneklerini sergilettiği Galatasaray'a Şampiyonlar Ligi'nin 9 maçından sekizini oynattığı, yarı finale çıkardığı 86 yılı, kariyerinin doruk noktasıydı.

Bugünkü Galatasaray, o Galatasaray'ın izinden geldi..

Fatih Terim'in Ankaragücü ve Göztepe denemeleri geç geldi ve ses getirmedi. Piontek'in yardımcılığı ve ümit takımı hocalığı ise kariyerinin çıkış noktası oldu.

Ancak A milli takımının başına geldiğinde cesur değildi. 1996 elemelerinde kuralar çekildiğinde, şeker gibi gurubu "Zor" ilan etti. İlk maçlarda korkak futbol oynattı. Ancak kaybedecek şeyi, kazanmaktan başka şansı kalmadığı zaman atak futbola döndü ve finale kaldı. Finalde gene o renksiz ve kokusuz futbolla, puansız ve golsüz dönüp, milli takımı terketti.

Galatasaray'a geldiği günden itibaren, yepyeni bir Fatih Terim'in işaretlerini vermeye başladı. Korkunun ecele faydasının olmadığını nihayet anlamıştı. Takımını yavaş yavaş, en agresiv futbola hazırlamaya başladı..

Dördüncü yılında, "Hücum futbolu" deyince, dünyanın en önde gelen Teknik Direktörlerinden biri, hatta birincisiydi.

Bu ülkede "Hücum Futbolu" deyimini 1982'de ilk kullanan ve o yıldan beri, hep "Hücum Futbolu" yazan ben bile "Hocam biraz yavaş ol" diye eleştirdim Terim'i..

Fatih Hoca'nın kafasındaki agresiv ve atak futbolun günün birinde benim hayal gücümü aşacağını biri söylese güler geçerdim.

Ama Hoca takımı zaman zaman 2-6-2 oynatacak kadar ileriye götürdü bayrağı..

Hem de Çemişgezekspor'a karşı değil.. Avrupa'nın en büyük devleri önünde..

Hücum presi takıma çok iyi yerleştirmiş, böylece savunmada adam azaltmakla aldığı riski nerdeyse sıfırlayıp, takımı bütün hatları ile, olumlu futbola, aktif futbola, hücum futboluna yöneltmişti.

Galatasaray'a oynattığı bu seyrine doyulmaz futbol ona Avrupa'nın yollarını açtı..

Mustafa Denizli ise tam tersine bir yol tuttu.

Galatasaray'ın bugün oynadığı futbolun temelini atan Mustafa Denizli, milli takımın başına ikinci kez geldiğinde, kelimenin tam anlamı ile bir korkaktı.

Büyük devrimleri, kaybedecek şeyi olmayanların yapışı tesadüf değildir. İşçi devriminin sloganına dikkat edin.

"Kaybedecek neyiniz var, zincirlerinizden başka?.."

Milli takımın başına ikinci kez gelen Denizli kaybedecek çok şeyi olduğuna inanıyordu.

Türk futboluna "Risk alma cesareti"ni aşılayan adam şimdi en küçük riske girmeye cesaret edemiyordu.

Stoper Ali Eren sakatlandığında "Keşke Hakan Şükür sakatlansaydı da, Ali Eren'i oynatabilseydim" diyebiliyordu.

Aklı fikri savunmada, gol yememekteydi. Gol atma işinde şansına güveniyordu. Fransa 98'de şansı yanında değildi. Elendi. Avrupa 2000'de ise, en zayıf guruptan, 7-7 atarak, playofla çıkabildi.

Talihi onu finallerde de en zayıf guruba düşürdü. Orada da beş paralık futbol oynamadığı halde, talihiyle çeyrek finale çıktı. Elindeki kadro Portekiz'i rahat yener, yarı finale, çıkardı. Ama korkak diziliş, oynamaya değil, oynatmamaya yönelik taktikler, şampiyonanın en berbat futbolunu oynayan, rakip yarı sahada zincirleme üç pas yapamayan Türkiye'nin ilerlemesini durdurdu.

Mustafa Denizli, yıktığı tabuların esiri olmuş, adeta şerefli yenilgiler, onurlu beraberlikler günlerinin hocası haline gelmişti.

Fatih Terim, Mustafa Denizli'ye Himalayalar gibi fark atmıştı.

Bu fark Terim hızla yükselirken, Denizli, daha hızlı düştüğü için, bu kadar kısa zamanda, bu kadar büyümüştü.

***

Denizli Fener'de ne yapar?..

İyi yapma, eski günlere dönme şansı var.

Avrupa maçı oynamaktan korktuğu için takımı İnter- Toto'dan çekti. Spor yazarları turnuvası da kaldırıldı.

Yani bu yıl Denizli'nin Beşiktaş ve Galatasaray dışında korkacağı maç yok. O zaman Fener'e mecburen atak futbol oynatacak. Bu ona zaman içinde eski cesaretini yeniden kazanma şansı verebilir.

Verirse, Fener de, kendisi de çok kazanır.

Ama milli takımdaki kafa ortaya çıkar, korkak, kişiliksiz, seyir zevki vermeyen antifutbolu Fener'de de, hem de korkacağı rakip bile yokken oynamağa kalkarsa, Mustafa Denizli'nin Teknik Direktörlük defteri bir daha açılmamak üzere kapanır..

Fenerbahçe, Mustafa Denizli'nin son şansı..

Efsane ya yeniden doğacak, ya da tarihin tozlu raflarına, hem de yaşarken kalkacak!..

MÜJDE
Milenyumun keşfi.. İnsanın genetik kodu çözüldü. İnsan ömrü bin yıla çıkabilecek!..

Fenerliler yaşadı. Böylece takımlarını şampiyon görme fırsatı bulabilecekler!.

Ne olacak bu Galatasaray'ın hali?..

Daha dün, UEFA Şampiyonu olan Galatasaray için bugün eski soruların yeniden sorulmaya başlaması garip..

Sokaktaki insan, İstanbul'da, Antalya'da, Bodrum'da, o duymaktan nefret ettiğim soruyu sormaya yeniden başladı..

"Ne olacak bu Galatasaray'ın hali.."

Şirketleşme önerisini kongreden geçirmeyi başaran yönetim, Fatih Terim'in ayrılma kararı ile düştüğü paniği hala atlatabilmiş değil.

Terim'in yerine buldukları hoca, bu ülkede hiç kimseye inandırıcı gelmedi.

Romen futbolunun tarih olan parlak devirlerinden kalma bir emekli Lucescu..

Ununu elemiş, eleğini asmış..

Türkiye ve Galatasaray ona birkaç kuruş daha kazandırma dışında ne heyecan verir bilmem..

Serdar Bilgili'nin iki günde Scala gibi bir devin işini bitirmesindeki başarıyı, Galatasaray yöneticileri sadece seyrettiler.

Bir yığın ismin peşinde koştular, hiçbirini ikna edemediler, yumurta kapıya gelince, o ana kadar akıllarında ve listelerinde olmayan Lucescu ile anlaştılar. İşin özeti bu..

Hocanın Romen olmasının takımda huzursuzluklar yaratması da muhtemel.. Oynatsa dedikodu, oynatmasa dedikodu.. Hele Lucescu yeni Romenler de transfer etmeyi düşünüyormuş.. İşte o zaman, tam ikiye bölünür kadro..

Takımın nerdeyse yarısını oluşturacak Romenlerin Türk hoca ile çalışmaları ile başka, sırtlarını dayayacakları vatandaşları ile havaları çok daha başka olabilir. Olmasa bile öyle yorumlanabilir. O zaman seyreyleyin siz gümbürtüyü..

Neden Lucescu'ya mahkum oldu Galatasaray?..

Fernandez adlı kılıbığın peşinde çok vakit kaybettiler de ondan.. Galatasaray gibi bir kulüple pazarlığa oturmadan önce, insan, karısı, çoluğu çocuğu ile oturup önceden konuşmaz mı?..

Gelirmiş, gelmezmiş, karısının ikna edilmesi gerekirmiş, edilirmiş, edilmezmiş derken çok günler kaybedildi..

Galatasareay yönetimi "Hadi ordan" deyip vaz geçmedi. Allah'tan görüşmeleri gene Fernandez bitirdi.. Yoksa bugün hala, Bayan Fernandez'i ikna turları devam ediyordu..

Beşiktaş Scala ile sezonu açıp hazırlık maçlarına başlarken, Galatasaray'ın henüz kadrosu belli değil..

Sarı kırmızılı takımla ilgili transfer haberleri hep gidenler üzerine, dikkat ediyor musunuz?..

Arif gitti.. Hakan gidiyor.. Fatih, Ümit, Emre gitmek istiyor..

Kimler gidecek, kimler kalacak, bu durumda kimler alınacak, planı dahi yok!.

Böyle bir rezalet olur mu?..

Bu saatten sonra, evde kalmış, ya da Avrupa Şampiyonası sonunda fiatlarını katlamış olanlara mı talip olacaklar..

Gene Allah Cem Uzan'dan razı olsun.. Emre'yi Galatasaray'a bedava vermiş.

Gerçekten iyi transfer.. Daha Balıkesir'de oynarken dikkatimi çekmişti, genç milli takımda.. Alp'e tavsiye etmiştim. Almadılar, ya da alamadılar..

Emre şimdi olgunlaştı da.. Bu ülkenin en iyi stoperlerinden biri..

Peki sonra..

Kimler gidecek, kimler kalacak, bilen var mı?..

Galatasaray'da soru çok, yanıt az.. O zaman da sokaktaki adam haklı olarak soruyor:

"Ne olacak bu Galatasaray'ın hali?.."

***

Bu yazıya yanıt vermek isteyen Galatasaray yöneticisi varsa, cevabına lütfen bu yıl satılan koltuk sayısını da eklesin. Geçen yıl bu zamanlar, kartlar karaborsaya düşmüştü de..

"Git Hakan.. Git!.."

Yazılarımda düşündüklerimi yazarım. Bir maksada yönelik yazı yazmam..

Bu ilkemi bir defa için bozdum. Meslek hayatımda ilk defa açıkça bir maksada yönelik yazı yazdım.. "Git Hakan.. Git.." yazısının bir amacı vardı.. Hakan Şükür'ü öfkelendirmek..

İlk iki maçta takımın en kötü oyuncusuydu. Hayalet gibi geziyordu. Televizyon yakın çekimlerinde açık seçik görülüyordu.. Maçı yaşamıyordu. Oyunda yoktu.. Gene küsmüştü..

Kamptan haberler geldi.. Orada da ayni durumdaydı. Arkadaşlarına karışmıyor, bir köşede kayboluyordu. Hakan Euro 2000'e gelmemişti.

Duygusallığını yakından bilenlerdenim. Bu hali için profesyonel yardımı da ben önerdim..

Bu duygusal adamı harekete geçirmek, kanına adrenalin, yani doğal doping pompalamak için yapabileceğim tek şey vardı.. Onu çıldırtmak..

Yazımdaki bütün eleştirilerin altına bugün de imza atarım.. Hepsi doğru.. Ama üslup benim üslubum değil.. O üslup kasten öyle tutuldu..

Başlık "Defol Hakan, defol"du hatta, başta.. Yazımı yeniden okurken "Bu kadarı da fazla" dedim ve düzelttim..

Belçika maçında Hakan gene iyi oynamadı.. Ama bu defa nasıl hırslıydı gördünüz.

Maçtan sonra ekranlara gelip, takımı çeyrek finale taşıyan adam olmanın keyfini dile getirme yerine beni "Vatan Haini" ilan edince, mesajın yerine ulaştığını anladım.. Hakan öylesine öfkelenmişti ki, attığı iki gol, öfkeyi dindirmemiş, kameralar önünde kusmasına sebeb olmuştu.

Hayır kızmadım..

Hakan bir kocaman çocuk. Ben çocuklara kızmam.. Sadece üzülürüm.. Hakan Şükür için 10 yıldır, hem de kimlere ve nelere karşı nasıl savaş verdiğimi en başta Hakan'ın kendisi bilir.

Euro 2000 önce NTV'de yapılan özel programda, NTV Spor servisinin "Dünyanın en iyi futbolcusu" araştırmasında, adaylar arasında niye "Zidane, Ronaldo, Rivaldo var da, Hakan Şükür yok" diye bas bas bağıran da benim.. Bu düşüncelerimde zerre değişiklik yok.. Bunları da Hakan'ın en iyi bildiğini biliyorum..

Bana "Vatan haini" demesine kızmadım. Kızmadım ama, aradan vakit geçince, o ilk anın öfkesi geçince, Hakan Şükür'ün "Hıncal Ağabey niye bunları böyle yazdı" diye düşüneceğini ve beni arayacağını bekledim. O zaman, ben de bunları kendisine açıklayacak "Sen de beni affet" diyecektim.

Artık gerek kalmadı!..

Meslekdaşlarım, İrlanda maçının gecesi "Hop Hop Hıncal, Top Hıncal" diye nara atanların başında da Hakan Şükür'ün olduğunu anlattılar, bana.. Jip olaylarında açıkça ortaya çıktı ki, Hakan en doymaz bir aç gözlü olarak, kendi menfaatinden başka birşey düşünmüyor. Öyle düşünmüyor ki, Portekiz maçı sabahı, gizlenmeye çalışılan prim isyanının lideri de Hakan..

Bu yüzden şimdi daha yürekten söylüyorum..

"Git Hakan.. İnter'e git.."

İtalya'ya ya git de, Hanyayı Konyayı gör..

Seneye yurda, ağlayarak, sürünerek döneceksin

Belki de daha evvel!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır