Güneş Taner'le sohbet imkanı bulunca ekonominin durumu ile ilgili pekçok soru sordum. Lafını sakınmamasıyla tanınan Taner de açık açık konuştu. Ancak sohbet biraz uzadı, hepsini bir güne sığdırmak mümkün olmadı. Bu nedenle Güney Taner'e sorularımı ve aldığım cevapları size iki bölüm halinde sunmak istiyorum.
* Ekonomide istikrar var mı?
- Evet var. Ama gerek dünya gerekse Türkiye'deki değişen koşullara göre yeni ayarlamalar yapılması gerek.
* Nasıl ayarlamalar?
- Özelleştirmenin hızlandırılması, başka deyişle bitirilmesi gerek.
* Hangi özelleştirmeler?
- POAŞ, GSM ihalelerinin paralarının hazineye girmesi lazım.
* Telekom var bir de?
- Evet, 2003'te iletişim tekeli kalkacağı için Türktelekom özelleştirilmesinin derhal bitirilmesi lazım.
* Bitirilemezse ne olur?
- Geçen hergün değeri dolar bazında azalır.
* Bu parayla ne olacak?
- Bu gelen paralarla iç borç yükünün azaltılması ileriye dönük bütçe üzerindeki faiz yükünün azaltılmasına sebep olur.
* Başka özelleşecek kuruluş yok mu?
- Olmaz mı, örneğin BOTAŞ. Ayrıca petrol ve doğalgaz taşımacılığı, özel sektör ve yabancı sermaye ile hem enerji üretiminin artmasına hem de fiyatların aşağı çekilmesine sebep olur.
* Bunun faydası nedir?
- Bu da ihracatçı ve sanayiciye verilecek en büyük küresel destektir.
* Gelir artırmak için vergi koymaya lüzum var mı? Örneğin telefondan alınan yüzde 25'lik vergi sene sonunda bitiyor ne olacak, yeni vergi mi gelecek?
- Hayır. Ama yeni imkanları yaratmak lazım. Mesela büyük şehirlerde 30 seneden beri bekleyen imar sorunları var.
* Hangi imar sorunu?
- Adam evini yapmış oturuyor, ama hâlâ iskanı yok.
* Bu hallolabilir mi?
- Niye hallolmasın, Bu olduğu takdirde hem devlet ve vatandaş barışır hem de yaklaşık 25 milyar dolar civarında gelir sağlanır.
* Ne yapmak lazım?
- İmar affı çıkarılabilir, iskan verilir. Bütün büyük şehirleri ilgilendirir.
* Nasıl yapılacak?
- Mevcut iskansız binalar için ceza ödetilir ve yasal hale getirilir. Böylece emlak vergisi senelik geliri de artarak belediyelere hizmet için ek kaynak yaratılır.
* Peki güzel de enflasyon düşecek mi?
- Zor soru. Eğer yukarıda bahsettiğim tedbirler alınmaz ve kaynak girişi sağlanmazsa, şu andaki harcama kısıtlamaları ve geçici vergiler bitince yeteri kadar büyümeyen bir ekonomiden vergi tahsilatı zor olur.
* Yani ne olur?
- Yeniden eski noktaya dönebiliriz. Bu da maalesef enflasyonu azdırır.
* Eylül'de sıkışıklıktan söz ediliyor. Bu tehlike var mı?
- Finansman açısından bir tehlike yok.
* Ne açıdan tehlike var?
- Tehlike enflasyonun artma eğiliminin devam etmesinde. Bu moral bozabilir. Toplum psikolojisi çok önemli.
* Nedir bu konudaki toplum psikolojisi?
- Enflasyonun düşürülemeyeceği inancı.
* Ne yapılmalı o zaman?
- Hükümetin ekonomiye hakim olduğu daha iyi vurgulanabilmeli. Yapılacak işler ve alınan tedbirlerin ileriye dönük neleri kapsayacağı şimdiden açıklanmalı.
* Yapamazlarsa?
- Aksi takdirde bilgisizlik içerisinde varsayım ve dedikoduya dayalı bir sürü görüş üretilir.
* Borsa ne olacak?
- Borsa siyasi ve ekonomik istikrara endekslidir. Tabii uluslararası gelişmelere de.
* Şu andaki görüş nedir?
- Şu anda ekonomik istikrar devam ettiği izlenimi hakim. Meclis soruşturmalarından dolayı siyasi istikrarın bozulabileceği endişesi borsayı etkilemiştir.
* Yabancılar kaçıyor deniyor?
- Yabancıların büyük ölçüde çıkmalarındaki etken siyasi istikrarsızlık endişesi. Bu haliyle borsayı aşağı çekmiştir.
* Türkcell'in borsaya girmesi etkiler mi?
- O önemli konu. İlk defa bir Türk şirketinin uluslararası halka arzı ile New York borsasına girmesi Türkiye'ye büyük miktarda kaynak sağlayacaktır.
* Borsaya faydasını sordum?
- Bu da yabancıların da geri gelmesiyle birlikte borsanın iyi beklenti içine girmesine sebep olacaktır.
Kadir Has Üniversitesi
olayında rant kavgası kokusu çok sırıtıyor
Pazar günü Kadir Has Üniveristesi'ne Selimpaşa Belediyesi'nin koyduğu engeli anlatmıştım. Konu bir süredir hayli dallanıp budaklanıyor. Hemen her gece bir tv kanalında üniversite olayı tartışılıyor.
Bu arada Kadir Has Üniversitesi'ne arazi tahsisinin iptali için dava açan eski ülkücü Ömer Faruk Akıncı da bir açıklama gönderdi.
Şimdi hepsini bir kere daha toparlayalım:
Selimpaşa Belediye Başkanı ANAP'lı Eşref Balaban "arazi tahsisinin kanuna aykırı olduğunu" savunuyor. Bu doğru. Çünkü yasalara göre, belediyeler 49 yıllığına kiralama yapamıyor. Belediyelerin yetkisi 10 yılla sınırlı.
Ancak Eşref Balaban ne istediğini açık açık söylemiyor, sadece yasaya aykırı olduğunu söylüyor. Bu garip.
Ömer Faruk Akıncı, sıradan bir Selimpaşa sakini gibi dava açmış görünüyor ama, getirdiği önerilerle belediye başkanının arkasındaki adam izlenimi veriyor.
Akıncı, Fatih Altaylı'nın önceki gece saat 03.00'e kadar süren Teketek programında davacı değil de, sorunu çözebilecek güçte adam gibi konuştu. "Kadir Has üniversite yapacak, peki Selimpaşa'ya ne verecek, bir spor kompleksi hediye edecek mi, arıtma tesisi yapacak mı?" türünden sorular yöneltti. Bu sorular bizzat başkanı bile rahatsız etti, çünkü oynanan oyun ortaya çıkmış oldu.
Akıncı'nın bence en talihsiz önerisi şu: "Kadir Has üniversitesinde 5 bin 10 bin dolar alarak eğitim verecek. Para almasın, biz de davamızdan vazgeçelim."
Bu ilk bakışta çok ilginç öneri gibi. Ama öyle değil. Vakıf üniversiteleri kâr amaçlı değildir. Alınan bütün paralar yine üniversite ve burslar için harcanır.
Gelelim Kadir Has cephesine. Ülkeye bir üniversite kazandırmak için bu kadar çaba gösteren Kadir Has, ülküsünü savunacak isimleri seçerken titiz davranmamış gördüğüm kadarıyla.
Üniversite Mütevelli heyeti başkan yardımcısı Prof. Mithat Özsan önceki geceki TV programında Selimpaşa Belediye Başkanı karşısında ne yapacağını bilemedi.
Demagojik sözlerle (Cumhurbaşkanı ve Başbakan kandırılamaz, suç duyurusunda bulunuyorum) bir yere varılmaz. Hele (Siz ne derseniz deyin, biz orayı alırız) türü tehdit kokan söylem ters teper.
İşin özeti: Kadir Has güzel bir yerde üniversite kurmak istiyor. Ancak buradan yüksek rant kapmak isteyenler, yasaların gölgesine sığınarak bunu önlemeye çalışıyor.
10'ar yıllık kira sözleşmeleri cazip olabilir. Ancak bunun için de garanti alınması gerek. Aksi takdirde, 10 yıl sonra göreve gelecek belediye anormal isteklerle üniversitenin sonunu getirebilir.
Ben yine de Mesut Yılmaz'ın olaya el koymasından yanayım.
Herhangi bir örgüt, kuruluş, dernek gösteri yapıyor. Polis müdahale ediyor. Ondan sonra ip kopuyor.
Üç dört polis aralarına aldıkları birini "Allah yarattı" demeden dövmeye başlıyor, etkisiz hale getirilen göstericinin yüzüne biri gelip tekme atıyor, yerde yatanın kafasına vuruluyor.
Elbette hiç kimse suç olan bir fiili övemez. Ama suç olan bir fiili önlemek için bu kadar acımasız davranmaya kimin ne hakkı var?
Diyorum ki, başta kendine yönelik protesto eylemi yapan gencin karga tulumba götürülmesi sırasında, "Aman canını yakmayın" ricasında bulunan Başbakan Ecevit'le birlikte, Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız ve emniyet müdürlerimiz bir araya gelseler ve bu dehşet sahnelerini izleseler. Yüz ifadelerinin nasıl olacağını çok merak ediyorum.
Devlet görevlileri vahşet görüntüleri içinde yer almamalı.
Hepimizi utandırdı
Boray Uras uzun yolculuğunu bitirdi. İstanbul'dan başlayan yürüme maratonu Ankara'da sona erdi. Uras, pek çok devlet adamına bile kısmet olmayan muhteşem bir törenle karşılandı. Meclis'e gitti, Ata'nın kabrini ziyaret etti. Etrafında biriken binlerce kişi "trafik canavarına dur diyelim" diye haykıran acılı babaya destek verdi.
Boray Uras, henüz baharındaki kızını trafik canavarına kurban verdi ama, bu yolda binlerce kişinin daha ölmesini önleyecek yüce bir davada zafer kazandı.
Dün Ankara'da Boray Uras'a iltifatlar yağdıran milletvekillerini devlet görevlilerini görünce içim katıldı. Yıllardır onbinlerce canımızı bizden alan trafik canavarına karşı kıllarını kıpırdatmayanlar utançtan yerin dibine geçecek gibiydiler.
Avrupa Birliği'ne girmeye çalışan, lafa gelince çağdaşlık masalları anlatan zihniyet, bir trafik yasasını çıkarmak için kollarını bir türlü sıvayamadı. Ne zaman ki acılı bir baba "durdurun bu cinayetleri" diye yürüdü, akıllar başlara gelmeye başladı.
Boray Uras aslında hepimizi utandırdı. Acısını kalbine gömerek başka ocakların sönmemesi için onurlu bir yolculuğa çıktı. Keşke yol boyunca hepimiz ona katılabilseydik. 450 kilometrelik yolu tek başına değil, onbinlerce insanla yürümesini sağlayabilseydik.
Zaferin kutlu olsun Boray Uras. Şimdi Meclis'in görevi bu zaferi taçlandıracak yasaları hiç zaman kaybetmeden çıkarmak olmalı.