İnsandaki gen şifresinin çözümü ve insana ait gen haritasının nihayet ortaya konması, bir anlamda hayatın sırrıyla buluşturuverdi Dünya toplumlarını...
Artık apaçık ortada ki, 2100'lerde insan ömrü 1000 yıllık bir süreye doğru yönelecek...
Bu da dinler, ırklar, milletler ve devletler arasındaki ayırımların bitimi demektir...
Yeryüzünde 1000 yıl yaşayacak bir insan, artık ne kadar inanır ki, Hoca'larla Papaz'ların, yahut Haham'larla Brahman rahiplerinin dediğine?
Doğal olarak hamaset koşullanmalarıyla siyasetçi demagojileri de bitecektir... İngiliz olmak da bitecektir, Çinli olmak da...
Şayet 2100 yılını bunun için henüz erken buluyorsanız, yaptığımız öngörünün tarihini dilediğiniz gibi değiştirebilir; isterseniz 2200, hatta 2300 de diyebilirsiniz..
100, yahut 200 yıl sonrasından bize mi ne, diyorsunuz...
Öyleyse açılmakta olan yepyeni ufuklara hiç kulak asmadan, sürdürün eskiden kalma koşullanmalarınızı...
Bu koşullanmaları, özellikle salak kalmış toplumlarda, kendi egemenlikleri için alabildiğine kullanan siyasetçilerin de ekmeğine yağ sürmüş olursunuz; ölümden sonraki vaadleriyle ululuk kazanmış olanların da...
Çok daha eski dönemlerde bu tür koşullanmaları, akılcı bir projektörle arıtmaya kalkanlar binbir belaya uğradılar... Bunlardan biri Galileo ise, biri de Voltaire'di.
Ancak ne yapmalı ki, sonunda gen haritasının da ortaya çıkartılması; insanın insana egemenlik etmesini de, çaresiz bitirecektir.. Ama 100 yıl sonra, ama 200 yıl sonra..
Dünkü Sabah, "40'ın altı yaşadı" diye atmıştı manşetini. Bir de liste yayınlamıştı, gen şifresinin çözümünden hangi yaş gruplarının ne kadar yararlanabileceğini gösteren.. Örneğin 0-10 yaş grupu; 40 yıl sonra ortalama ömür 95 yıla çıkacağı için; 2100 yılını görebilecekti...
Bizim yaş grubunun ise bilimsel ihtilalden yararlanma olanağı yoktu. Yaşam süremizde de, karşılaşacağımız hastalıkların iyileştirilmesinde de, herhangi bir değişiklik olmayacaktı...
Yaşamıştık yaşadığımız kadar; daha da aç gözlülük etmenin gereği mi vardı?
Ahmet Haşim yaşadığı yıllarda, Ezrail tırpananın 40'ından sonrakileri biçip durmasından ötürü, en olgun ve birikimli bir yaşta yok olmanın, insanlığa getirdiği eksiklerden yakınıyordu.
Bir gün Haldun Taner'le ömür ortalamasındaki gelişmeden konuşurken, Haldun:
- Ben, demişti, babam 46'sında öldüğünde; yaşını genç bulmamış, zamanının geldiğini düşünmüştüm..
Bir de şimdi bakın. 21. Yüzyıl'a başlarken nerelere geldi değişim... İnsan ömrünün 1000 yıla çıkacağından söz ediliyor.
Sanırız, bugüne dek üstünde bir yığın varsayım yapılan "rüya" bulmacasının da tılsımı çözülecek sonunda...
Belki de "rüya grupları"na göre ayrılacak insanların psikolojik yapıları ve bu grupların kalıtımsal olduğu anlaşılacak... O zaman, ölülerin dahi sağken gördükleri rüyaları saptama olanağı doğacak...
Bir kez "rüya"nın da tılsımı çözülürse, ne evliliklerde mutsuzluk olur, ne çocuk yetiştirmekte... Hangi rüya grubunun, hangi rüya grupuyla daha iyi anlaşacağı; hangi rüya grupunun, hangi eğilimle doğduğu çıkıverir ortaya...
Değişimleri algılayamayan, yahut avantaları gereği, değişimlere karşı çıkanlar; kendi aptal tatavaları içinde tepine dursunlar...
İnsanlık kötüye gitmez...
Öyle ki, saydamlık da genişledikçe; ne haramzadelik kalacaktır dünyada, ne de yoksulluk...
Ve sonunda bizim Türkler bile anlayacaklardır "monizm"in ne olduğunu...