kapat

04.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


"Bağ idik, bostan olduk.."

Dillere destan olduk.. "Harmanı el döndürür, deliyi yel döndürür.." demişler.. Bizi sokak sokak döndüren sinema merakı.. Aklımıza Oscar düştüğünden ne kadar tanıdık sinemacı varsa peşine takılmışız, seyr-ül sefer halindeyiz..

Spotta anlattığımız gerekçelerden ötürü, nerede sinema projesi konuşulsa önceden haberimiz oluyor, kasap kedisi gibi başlarına dikilip, konuştuklarını dinliyoruz..

Buraya kadarı iyi de bir proje üzerine konuşurken bana kompleks geliyor.. Onlar sinemacı ben bir garip köşe yazarı..

Hazırda bulunanlardan biri "Kardeşim, biz film konuşuyoruz, sen ne iş tutarsın?" diye sorsa "Köşe yazarı.." diyeceğiz, o da tersleyecek:

- "İyi! Git şu köşeye yazını yaz.."

***

Son zamanlarda bu kompleks beni öyle bunalttı ki sinema muhabbeti yapıldığında olur olmaz lafa girmeye başladım..

Temsil, Sinan Çetin ile Mustafa Altıoklar bir proje üzerine konuşuyor.. Etrafta da saygın bir dinleyici toplumu var, diyelim.. Durduk yerde lafa girip:

- "Ben de film yöneteceğim.." diyorum..

Millet kafayı mı sıyırdı, diye bakındığında bir açıklama yapmam icap ettiğinden "Rüzgâr Gibi Geçti'yi yeniden çekeceğim.." diye lafı tamamlıyorum.. Sallama projelerim bazen;

- "Matrix'in Türkçe versiyonu.." bazen de "Süpermen, Karaoğlan'a Karşı.." oluyor..

Eğitimin sonu yok!

Böyle ileri geri konuşa konuşa sinemacılar alemindeki yerimiz, rahmetli Co İbrahim'in askerliğine döndü..

Co İbrahim, Afyon'dan delikanlılık arkadaşım.. Uzun süre orta ikinci sınıfa emek verdikten sonra "Eğitimin sonu yok.." deyip askere gitti.. Acemilikten sonra kurası Ankara'ya çıkmış.. Hava Kuvvetleri Karargâhı'na posta olarak vermişler..

Akşama kadar ayakta esas duruşta dikilip, komutanlardan birinin zile basmasını bekliyor.. Zile basana çay, kahve koşturuyor.. Gerçi eğitim filan yok ama Co İbrahim bunalmış..

Önceleri karargâhta görev yapmayı çok ciddiye alıyormuş.. Ne de olsa "istikbal göklerde.." O da göğe açılan istikbalin, karadaki en önemli merkezinde.. Başını sağa çevirse paşa, sola çevirse albay!

Hele bir albay var ki sabah akşam odasında, başını kağıtlardan kaldırmıyor.. Sanki Hava Kuvvetleri'nin bütün işi ona yüklenmiş.. Ha babam birşeyler yazmakta veya okumakta..

Bizim Co İbrahim de kapı aralığından göz ucuyla ne zaman baksa albayı çalışır gördüğünden "Bravo komutanıma.." diye iç geçirmekte..

***

İbo'nun işi değil ama birgün mesai bitiminde nöbetçi subay onu gözüne kestirmiş "Albayımın odasını temizle.." emrini vermiş.. Co İbrahim, albayımı karargâhın en çalışkan subayı olarak bellediğinden verilen emirden gururlu, odaya dalmış..

Masayı silmiş, pencerelerin tozunu almış.. Sıra çöp kovasını boşaltmaya geldiğinde içindeki meraklı şeytan onu "Bak bakalım ne okuyor, ne yazıyor?" diye dürtmüş..

Buruşturulup buruşturulup atılmış kağıtlardan birini açmış, yazılanları okumuş: "İki kilo domates 8 lira, bir kilo köftelik kıyma 35 lira, bir kilo patlıcan 6 lira.. Toplam 49 lira.."

Bizimki içinden "Ulan olur mu, benim albayım sabahtan akşama domates biber hesabı mı yapmakta?" deyip hangi kağıda saldırdıysa içinden bir ev ekonomisi hesabı çıkmakta:

- "Oğlana ayakkabı 120 lira.. Kızın çantası 40 lira.. Toplam 160 lira.."

"Beni savaşa gönderin"

Bu gözlemden sonra bizim Co İbrahim'in vatanseverliğinde bir eksilme olmamış ama görev şevki biraz kırılmış.. Akşama kadar komutanlarına keyifle koşturduğu çay, kahve batmaya başlamış..

Anadolu'nun bağrından kopup gelen bir yiğit tutsun, cephe gerisinde çay, kahve taşısın.. Ağırına gittiğinden bir akşam, kendisine komuta eden nöbetçi subayın oda kapısını tıklatmış..

İçeri girip esas duruş göstererek selamını çakmış.. "Komutanım bir maruzatım var.." demiş.. Komutan da deliliği karargâhta dillere destan bir üsteğmen.. Asker onu gördü mü nereye basacağını bilemiyor..

- "Konuş.." diyerek dik dik bakmış Co İbrahim'e..

Bizim ki dönülmez bir yola girdiğinin farkına varmış ama yapacak birşey yok.. Cesaretini toplayıp "Komutanım, ben böyle askerlik yapmak istemiyorum.. Akşama kadar çay getir, kahve getir.." deyivermiş..

Bu durum kendi başına dahi asilik sayılacağından "Eeee!" diye celallenme işareti veren üsteğmenini gaza getirmek için, karargâhtan neden kurtulmak istediğini anlatmış:

- "Ben savaşmak, şehit olmak, gazi olmak istiyorum.. Böyle postalık yapmak ağırıma gidiyor.."

- "Eeee?"

E'si yok işte! Co İbrahim söyleyeceğini söylemiş işte.. Kurtulmak için şehitliğe razı.. Ama komutanın sıfatı giderek bozulmakta olduğundan lafını cilalama ihtiyacı hissetmiş:

- "Ben Kıbrıs'ta, Kore'de, Vietnam'da savaşmak istiyorum.."

***

Kıbrıs ile Kore tamam da Vietnam ne? Co İbrahim orada da bir savaş olduğunu duymuş lakin biz mi savaşıyoruz, Amerikalılar mı emin değil.. Ne olur ne olmaz diye orayı da katmış işin içine.. Yoksa Ho Şi Minh'le bir alıp veremediği yok..

Üsteğmen hiç cevap vermemiş, kalkmış dolabını açmış, bir şey arıyor.. Ne arıyorsa artık, bir ara başını Co İbrahim'e çevirip, duruma uygun emrini veriyor:

- "Sen domal.."

Tövbe estağfurullah! Bre ne domalması? Co şaşkın bakınırken, üsteğmen emri daha sert tekrarlıyor.. "Domal!"

Zaten dolapta aradığını da bulmuş.. Sağ elindeki kara lastikten copu, sol avucunun içine vurup durmakta..

Co İbrahim'de şafak çoktan atmış, üsteğmenin ne bela olduğunu biliyor.. Şehitlik, gazilik edebiyatı ile istismar yaptığına bin pişman.. İş başka yerlere gitmiş..

Bir yara alacağı kesin de savaşa gidip umduğu yerlerden değil.. Tersinden..

Bereket umduğu olmamış.. Üsteğmen domalan Co'nun kıçına dört beş tane cop patlattıktan sonra eklemiş:

- "Sen şimdi git.. Savaş çıkarsa sana haber veririm.. O zamana kadar çay, kahve servisine devam.."

Şimdiden belli ki bizim sinema merakı da başımıza işler açacak.. Nitekim "Komser" filminin ilk gününde suda ıslanmış sıpaya döndüm ki hikâyesini yarın anlatırım..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır